Dua etmenin bir çok farklı yolları vardır. İnsan başta dil ile dua edebileceği gibi fiilleriyle ve haliyle de dua edebilir. Mesela, Çiftçinin tarlasını sürmesi, öğrencinin dersine çalışarak sınavdan geçmeyi istemesi fiili bir duadır. Yine insanın aklıyla, fikriyle benimsediği bir şeyi istemesi de hal ile yapılan bir duadır.
Hatta insanın kendisinde bulunan kabiliyetlerin fiiliyata dökülmesi dahi dua etmesiyledir. Mesela, gözde görme kabiliyeti vardır. Görmesi onun bir duasıdır. Kulağın, duyulacak şeyleri duyması onun bir duasıdır. Çünkü Cenab-ı Hak bu fiilleri yaratmasa, ne göz görebilir, ne de kulak işitebilir. Dolayısıyla Cenab-ı Hak, her an bu dualara icabet eder. Onlar da ancak bu sayede bu fiilleri yerine getirebilirler.
Kısacası duanın çok farklı şekilleri vardır. Fakat vesvese yapılmaması için şuna dikkat etmek gerekir: Tefekkür amacıyla yapılan fikri bir araştırma dua hükmünde değildir. Bir hükmü yoktur. Çünkü tasdik etmediğimiz ve sadece araştırdığımız meseleleri düşünmemiz dua değildir. Bir talep yoktur. Ancak şu yönden bakılırsa dua denebilir: Hakikati arayan bir zihin, yaptığı fikri araştırmada, bir düşünceyi bütün yönleriyle değerlendirir. Onun bu değerlendirmesi hal diliyle "Ya Rab! bana hakikati ihsan et. Hakikati göster." demektir. Bu cihetle bir dua sayılabilir. Yoksa yalnızca hayal edilen, tasavvur edilen konular dua olarak değerlendirilmemelidir.
Kınadıklarımızın başımıza gelmesi ve bu yüzden bir ceza görmemiz ise adalettir. Mümin müminin açığını gördüğünde onu düzeltmeye çalışır. Onun ıslahı için dua eder. Kınamak ise mümine yakışmayacak bir günahtır. Bu günahı işlemesi sebebiyle Cenab-ı Hak ona adaleti gereği bu dünyada misliyle karşılık vereceği gibi dilerse ahirette de cezalandırabilir.

