Kader sözlükte “gücü yetmek; planlamak, ölçü ile yapmak, bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek, kıymetini bilmek; rızkını daraltmak” gibi manalara gelmektedir.1
Terim olarak ise ıstılahi anlamda Matüridilere göre kader, Yüce Allah’ın (cc) ezelden ebede kadar olmuş ve olacak şeylerin her türlü özelliklerini bilip bir ölçü ve sınırla tahdid etmesine denir; başka bir ifade ile Yüce Allah’ın (cc) ezelde bütün varlığı her yönüyle bilmesidir ki Cenab-ı Hakk’ın zati sıfatlarından ilim ve irade ile ilgilidir.2
Evet, Allah insana hikmeti gereği insanı yaratmış ve ona farklı farklı duyguların takıldığı bir ruh ve dünya hayatında o ruhun yaşadığı bir beden vermiştir. Hem ruh hem de beden olarak gayet harika çalışan bir makine gibidir.
Yukarıdaki kader tanımına dikkat ettiğimizde, Allah’ın ezelden ebede her şeyi bütün özellikleri ile bilmesi, yaratması ve hikmetine göre sınır koyması gözümüze çarpar. Evet, insanın sahip olduğu her şey Allah’tandır. Fıtratında olan maddi ve manevi duyguların hepsini Allah ezelden takdir ederek insana vermiştir. Ve bunlar insanda Allah’ın birer emanetidir.
Burada dikkat etmemiz gereken konu şudur: Evet, Allah bu emanetleri bize vermiştir. Fakat bunlardaki yetki, özgür irade ile bizdedir. Bizler, fıtratımızdaki her duygumuzu iyiye ya da kötüye kullanma özgürlüğüne sahibiz. Bize verilen bu fıtrat, en iyiyi tercih edip yapmaya imkan verdiği gibi en kötüsünü de tercih edip yapmaya müsaittir. İşte burada insanın iradesi devreye girer. Bizler irademizle ya iyiyi seçip manevi olarak yükseliriz ya da kötülükleri seçip manevi olarak alçalırız. Allah sadece özgür irademizle seçtiğimiz bu iyilikleri ya da kötülükleri yaratır. Dolayısıyla buradaki yaratma fiili Allah’a ait iken sorumluluk ise irademizle seçim yaptığımız için bize aittir.
Konunun biraz daha iyi anlaşılması için şu örneği verebiliriz. Aşağı yönde elli kat ve yukarı yönde elli katlı bir binanın asansörüne bindiğimizi farz edelim. Aşağı katların düğmesine basanların ‘Biz aşağı indik ama sorumlu olan mühendistir. Eğer mühendis bu düğmeleri buraya koymasa idi biz aşağı inmezdik.’ demeleri ne kadar akıldan uzak ise Allah’ın bize verdiği fıtratı yanlış kullanıp ardından “Allah bana bu fıtratı verdi.” deyip kaderi suçlamak da o derece mantıksız ve yanlıştır.
Her insanda farklı olarak bazı duygular farklı derecelerde hükmedebilir. Bir insanda kızgınlık damarı daha kuvvetli iken başka bir insan daha yumuşak olabilir. Ancak Allah, bu duygularımıza sınır koyabileceğimiz bir irade vermiş ve nasıl kullanılması gerektiğini bize anlatan kanunlar göndermiştir. Bu kanunlara ve bizdeki iradeye rağmen yanlış yapmak elbette bizi mesul edecektir.
Yüce Allah ezeli ilmiyle insanı en güzel bir surette yaratmıştır. Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’de şöyle vurgulamaktadır:
Gerçekten (biz) insanı, en güzel bir biçimde yarattık! 3
Bu güzellik insanın hem maddi tarafına hem de ruh tarafına bakar. Gerçekten de insana verilen bu beden ve bedene takılan organların mükemmel olduklarını görmekteyiz. Bugün bunlardan birini kaybettiğimizde yerini doldurmak mümkün değildir. Ruha baktığımız zaman ise kalp, akıl, sevmek, şefkat etmek, kızmak duyguları başta olmak üzere bizi diğer varlıkların üstüne çıkaran duygularla Allah bizi yaratmıştır. Elbette ki bu harika yaratılış, ilmi ezeli, kudreti sonsuz bir Zat’ın yaratması olabilir. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:
Fünunun ittifakıyla ve ulumun şehadetiyle, hilkat şeceresinin en mükemmel meyvesi insandır4
Evet, bugün bilimin de, insanların insanlık tarihi boyunca biriktirdiği bilgilerin toplamı da, yaratılış olarak insandan daha mükemmel bir diğer varlık olmadığını söylemektedir. Elbette ki bu mükemmellik, her şeyden ve herkesten önce ilmi bütün evreni kuşatan, yarattığı her mahluku en ince detayı ile bilen Alim olan Allah’ı gösterir.
İşte Allah bu kadar mükemmel yarattığı varlığın kendisini değiştirmesini değil, aksine kendisini bozmamasını istemektedir. Kötülüğe bulaşmamasını istemektedir. Günaha girmemesini istemektedir. Yoksa insanın fıtratını değiştirmesine yönelik bir emir yoktur. Sadece maddi ve manevi varlığını doğru kullanması insandan istenmektedir.
Ragıb el-İsfahani, el-Müfredat, “ḳdr” md.
Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 108.
Tin, 95/4
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.143

