Allah'ın ilmi mutlak ve sonsuzdur. Hiçbir şeyin ondan gizlenmesi mümkün değildir. O her şeyi bilir ve nüfuz eder.1 Allah'ın ezelî ilmi, ezelden ebede kadar her şeyi, olmuş ve olacakları, birden bilen ve kuşatan yüce bir makamdadır.2
Buna binaen her şey Allah'ın ilminin kapsamına girer. Allah, mümkün ve mümkün olmayan her şeyi eksiksiz şekilde bilir. Bu, Yüce Rabbimizin sonsuz ilminin bir yansımasıdır.
Kader de Allah Teâlâ'nın sonsuz ve mutlak ilminin bir türü olup ilminin eşya ve hadiselerle olan ilişkisini, yani ölçü ve hikmet gibi açılardan tecellisini gösterir. Mesela gayb âlemlerindeki varlıkların, ilmî ve manevî bir hayatları olup manen vardırlar. Bu varlıkların manevî hayatlarının izleri, kazâ ve kader levhaları vâsıtasıyla görünür.3
Kader, her şeyin manevî ve ona özel bir kalıbı hükmünde bir miktar belirler. Kaderdeki bu ölçü, o şeyin var edilmesine bir plan, bir model hükmüne geçer. Kudret, o varlığı yarattığı zaman gayet kolay bir şekilde kaderde yazılı ölçüye göre yaratır.4
Yani her şey, Cenâb-ı Hakk’ın takdîrine göre O'nun tarafından icat edilir. Sadece ilmî bir varlığı olan şeyler, yaratılmadan önce mukadder ve yazılıdır. Buna delil, bütün başlangıçlar, çekirdekler, ölçüler ve sûretlerdir. Çünkü bütün tohum ve çekirdekler, kaderle belirlenen bir ölçüye sahiptir. Allah Teâlâ kudretiyle, o şeyin kaderdeki ölçü ve hesabına göre zerreleri kullanıp o tohumlar üstünde çok büyük varlıkları yaratmaktadır. Demek ağacın başına gelecek bütün her şey, onun çekirdeğinde yazılıdır.5 Varlıkların düzenli ölçüleri de kaderi açıkça göstermektedir.6
Hareket eden her şeyin hareketlerine ve durmalarına bakıldığında onların belirli sınırlar içinde hareket ettikleri ve belirli bir sınırı geçmedikleri görülecektir. Bu da bize her şeyin sınırında, onu durduran ve sınırını aşmasına engel olan bir şeyin olduğunu gösterir. Bu ise sonsuz bir ilmin tecellîsidir. Bu tecellî kadere, kader miktar ve ölçüye, bu miktar ve ölçü de kalıba dönüşür.7 Allah'ın kudreti bu kalıba göre o şeyi yaratır.
Bir çekirdekte Kitâb-ı Mübîn ve İmâm-ı Mübîn’den haber veren ve onu gösteren iki kader tecellîsi vardır. İmâm-ı Mübîn, Allah'ın emir ve ilminin bir ünvanıdır. Kitâb-ı Mübîn ise irâde ve yaratma emrinin bir ünvanıdır. Açık kader diyebileceğimiz kader ise, o çekirdek içinde potansiyel olarak bulunan ağacın maddî durumu ve şekli olup gözle görünür. Nazarî kader ise, o çekirdekte, ondan yaratılan ağacın hayatı boyunca geçireceği tavırlar, durumlar, şekiller, hareketler ve ibadetlerdir. Bu değişen tavırlar, şekiller ve fiillerin de ağacın dalları ve yaprakları gibi kaderde düzenli birer ölçüsü vardır. Bu da bize varlıkların yaratılmasından önce yazılı olduğunu gösterir.8
Meyveler, tohumlar, çekirdekler, simalar ve şekiller açıkça Kitâb-ı Mübîn, İmâm-ı Mübîn'i ve Allah'ın ilminin bir defteri olan Levh-i Mahfûz’u gösterir.9 İnsanların gördükleri sadık rüyalar da her şeyin olmadan önce yazılı olduğunu gösterir.
Allah'ın kader adını verdiğimiz ilminin Levh-i Mahfûz'a yazılması Alîm, Habîr, Hafîz, Hakîm, Adl, Hasîb ve Musavvir gibi çok sayıda ismin bir gereğidir. Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan, muhafaza eden, hikmetle iş yapan, yerli yerinde yapan, hesaba göre yapan ve suret veren anlamlara gelen bu isimlerin kaderle doğrudan bağlantısı vardır. Dolayısıyla Allah'ın sonsuz ilminin biz varlıklara bakan yönünü bu şekilde görebiliyor ve anlayabiliyoruz. Zaten Allah gökte, yerde, karada, denizde, yaş-kuru, küçük-büyük, sıradan-yüce her şeyi, mükemmel bir düzen ve ölçü içinde muhâfaza edip, bir türlü hesap içinde sonuçları elemektedir. Her şeyin sahibi olan Yüce Allah, mülkünde meydana gelen her şeyin bir düzen içinde büyük önem vermektedir. Ayrıca hiç bir şeyin kaybolmasına izin vermemektedir. Öyle ki en küçük bir olayı, en ufak bir hizmeti yazar ve yazdırır. Mülkünde olan her şeyin şeklini çok çeşitli şeylerde muhafaza eder.10 Bu muhafaza ve kayıt, O'nun Hafîz ve Rakîb isminin bir gereğidir.
Kaderin insan ve yaptıklarıyla olan ilişkisinde kaderin bir ilim türü olduğunu unutulmamalıdır. Kader, bir ilim olduğu için bir şey nasıl olacaksa, onu, o şekilde bilme şeklinde varlıklarla ilişki kurar. Kader, bildiği şeyi varlık noktasında idare etmek için esas değildir. Çünkü kader tarafından bilinen şeyin zâtı ve var olmasıyla ilgili hususlar, irâdeye bakar ve kudrete dayanır.11
Dolayısıyla bir varlığa müdahale şeklindeki bir tecelli, ilmin bir türü olan kader üzerinden değil, irade ve kudret sıfatı üzerinden gerçekleşir. Buna göre irade ve kudret, ilme ve kadere müdahale etmemekte, bilakis ona göre işlemektedir. Kaderde var olan ölçüye göre Allah'ın iradesi ve kudreti icat etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 90.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 72.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 203.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 88.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 88.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 132.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 88.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 88.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 36
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.

