Eski zamanlardan beri bilinen "altının kıymetini sarraf bilir" hakikati, maneviyat yolunda da aynen tecelli etmiştir. Büyük ruhların ve gönül erlerinin kadrini yine ancak kendi gibi yüksek makam sahibi zatlar takdir edebilmiştir. Ahir zamanın çetin şartları içinde iman ve Kur'an hizmetinin en ön safında yer alan Ahmed Hüsrev Efendi, işte bu firasetli nazarların teveccühüne mazhar olmuş müstesna bir şahsiyettir. Onun taşıdığı manevi cevher ve ulaştığı kemalat; henüz çocukluğundan itibaren zamanın ehl-i kalp velileri, asrın müceddidi olan Üstadı Bediüzzaman Said Nursi ve dava arkadaşları tarafından fark edilmiş, her fırsatta hürmet ve takdirle yad edilmiştir.
1- Abdulkadir Geylani Hazretleri
Sikke-i Tasdik-i Gaybi Mecmuası’nda, Sekizinci Lem’a Risalesi’nde Üstad Hazretleri, Şeyh Geylani Hazretleri’nin bir kasidesinin tahlillerini yapar. Bu kasidede Hz. Şeyh’in Hz. Üstad’dan ismiyle haber verdiği, risalelere ve talebelere işaretler ederek bu ahirzaman fitneleri içinde, zorluklar altında hizmet eden Nur Talebelerine ta o zamandan iltifatlar ederek teşvik ettiğini söyler ve bunu tahliller yaparak gösterir. Orada Şeyh Geylani Hazretleri, Hüsrev, Hulusi, Sabri, Sıddık Süleyman, Binbaşı Asım Bey gibi o risalenin yazıldığı 1933 yılında Hz. Üstad’ın etrafında bulunan ileri gelen on kadar kahraman Nur Talebesinin isimlerine de işaret eder.
Çok dikkat çekici bir durumdur ki Şeyh Geylani, diğer talebelere farklı yerlerde işaretler ederken Hüsrev Efendi’ye “Taişu Saiden” fıkrası ile işaret eder. Halbuki bu fıkra, Şeyh Geylani’nin Bediüzzaman Hazretleri’nden adıyla haber verdiği aynı yerdir. Hz. Üstad, kendisinden haber veren aynı ibarenin Hüsrev Efendi'yi gösterdiğini söyler. Bu da Hüsrev Efendi'nin hem Üstadı Bediüzzaman'ın yanında hem Şeyh Abdulkadir Geylani'nin nazarında ne kadar kıymetli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri, bir defasında şöyle demiştir:
Taişu Saiden fıkrası gösteriyor ki, içinizde benden sonra en bahtiyar Hüsrev olacaktır.1
2- Senirkentli Kamil Efendi
Kamil Efendi, 1849’da Senirkent’te dünyaya geldi. 1860 senesinde on bir yaşında iken ailesiyle birlikte Senirkent’ten Isparta’ya hicret etti. Isparta medreselerinde tahsil gören Kamil Efendi, Isparta’nın ehl-i kalp velilerinden olan Topal Şükrü Hoca Efendi’den dersler aldı. Daha sonra, İstanbul’a giderek Sarayda ve İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Bir süre sonra, Fatih Medresesi’nde Mesnevi dersleri vermeye başladı. Daha sonra Isparta’ya dönen Kamil Efendi, 1920’de Senirkent’te vefat etti. Hüsrev Efendi’nin doğduğu günlerde, ehl-i kalp bir şair olarak bilinen Senirkentli Kamil Efendi evlerini ziyarete gelir. Kucağına aldığı bu nurlu bebeğe hayır dualar eder, ailesini tebrik eder. O esnada irticalen okuduğu bir şiirle bu nurlu bebek hakkında güzel dualar ederken, bir yandan da adeta Hüsrev Efendi’nin istikbalini okuyan müjdeler verir. Şiirinde şöyle der:
Cihana Ahmed Hüsrev, vere ikbaliniz pertev
Ede ömrün ziyade Hakk, etmeye tali’in geç-rev
Senin aslın şerefli şanlı el-Hac Edhemzade
Zamanında bütün ala-i eşrafa idi piş-rev
Erişe valideynin saye-i lütfunda maksuda
Yüzünden görmeyeler gam, kasavet, misal-i cev
Budur dada-i hayriyem hulus-u kalp ile daim
Seni sevsin cihan halkı, cihanın halkını sen sev
Şu mısradan çıkar cevher, sözü tarih olur Kamil
Erişti gülşen-i Mehdi vücuda Ahmed Hüsrev
Bu şiirin manası şöyledir:
Ey Ahmed Hüsrev, senin talihin cihana “nur” versin.
Hak Teala ömrünü ziyade etsin, talihini kötü etmesin.
Senin aslın (dedesi) şerefli şanlı (Isparta Valisi) Hacı Edhemzade Ali Efendi’dir.
Zamanında bütün eşraftan ve rütbece yüksek zatlara öncülük ederdi.
Ana-baban senin lütfun sayesinde maksuda erişsinler!
Senin yüzünden en ufak gam ve sıkıntı görmesinler!
Hulus-u kalp ile her zaman duam budur:
Seni sevsin cihan halkı, sen de onları sev.
Şu mısradan cevher çıkar, Kamil’in sözü tarih olur.
Mehdi’nin “Gül Bahçesi” olan Ahmed Hüsrev dünyaya gelmiştir.2
Senirkentli Kamil Efendi’nin Hüsrev Efendi için yazdığı şiiri Hüsrev Efendi, Eskişehir Örfi İdaresi Askeri Mahkemesi’nde bir talebesine kendi kalemiyle yazmıştır. Eski dönemde şairlerin şiirlerinin son mısralarında tarih düşmeleri meşhur bir adetti. Bu tarihi rakamlarla değil, harflerle düşerlerdi. Bu şiirinde Kamil Efendi, son mısrada bir cevher sakladığını, sözünün tarih olduğunu açıkça söylüyor. Hakikaten bu zat, ehl-i kalp firaset sahibi bir veli olduğunu gösterir bir tarzda, şiirinin son iki mısraında bazı mühim tarihlerden haber vermiştir.
Birincisi: Aslı Kur’an harfleriyle yazılan bu şiirin son beytinin “Şu mısradan çıkar cevher, sözü tarih olur Kamil” mısraındaki, “sözü tarih” ibaresindeki harflerin ebced değeri tamı tamına 1294 eder. Bu ise bulunduğu asrın müceddidi ve manen bir Mehdisi olan Bediüzzaman Hazretleri’nin tamı tamına hicri doğum tarihine denk gelmekle gayet manidardır. Çünkü şiirin son mısraında Hüsrev Efendi’ye hitaben söylediği “Gülşen-i Mehdi” unvanı, ‘Mehdi’nin gül bahçesi’ anlamına gelir. Risale-i Nur’un hizmet tarihini bilenlerin malumudur ki Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’ye, gördüğü mübarek bir rüya münasebetiyle “Gül Fabrikasının Sahibi” namını vermiş ve Hazret-i Üstad bu tabiri onun için çoklukla kullanmıştır. Burada gayet hayret verici bir şekilde Kamil Efendi
Hazretleri, Hüsrev Efendi’ye “Mehdi’nin gül bahçesi” diyerek, Hüsrev Efendi’nin ileride Bediüzzaman Hazretleri katında kazanacağı pek yüksek değerine ve ona verdiği “Gül Fabrikasının Sahibi” unvanına işaret etmektedir. Kamil Efendi’nin “Gülşen-i Mehdi” ifadesinden ve ilk mısrada çıkan 1294 tarihinden anlaşılıyor ki, Hüsrev Efendi’nin, hicri 1294’te doğacak olan Mehdi misal bir Kur’an hizmetkarının gül bahçesi makamında olacağını ve asrının müceddidi olan o mübarek zata büyük hizmetler edeceğini Allah’ın izniyle görmüş ve haber vermiştir.
İkincisi: Şiirin sonundaki, “Erişti gülşen-i Mehdi vücuda Ahmed Hüsrev!” mısraı ise baştan sona kadar ebced hesabıyla 1927 ederek Bediüzzaman Hazretleri’nin Ahmed Hüsrev Efendi’nin memleketi olan Isparta’ya gelişinin miladi tarihine tam olarak tevafuk etmektedir. Bu ikinci gayet manidar tarihle, Bediüzzaman Hazretleri ile Hüsrev Efendi’nin Isparta’da buluşacaklarına işaret edildiği anlaşılmaktadır. Şiirinde söylediği, “Talihin cihana nur versin” ve “Seni sevsin cihan halkı, cihanın halkını sen sev” duaları da aynen verdiği tarihler gibi gerçek olmuştur. Hüsrev Efendi’nin bu milletin imanına ‘Risale-i Nur’u neşretmekle yaptığı fedakarane büyük hizmetler vesilesiyle bu duanın hayatında aynen gerçekleştiği gibi, müstakbelde Alem-i İslam tarafından tanındıkça daha da geniş kitlelerin sevgisine mazhar olacaktır inşaallah.
3- Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Hazretlerinin Hüsrev Efendi'nin kemalatı hakkında beyanatları başlı başına bir kitap kadar hacme sahiptir. Numune olması açısından birkaç tanesini zikrediyoruz:
Hüsrev, Türk milletinin manevi büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halaskarıdır (kurtarıcısıdır) ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir halis fedakarıdır.3
Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi hakkında müjdeli ve ta‘biri çıkmış latif bir rüyayı şöyle anlatır:
Bana hizmet eden Ali geldi, dedi: "Ben rüyamda gördüm ki: sen Husrev’le beraber, Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’ın elini öptün" Birden bir mektub aldım ki: Husrev’in hattıyla yazılan Asa-yı Musa mecmuasını kabr-i Muhammedi Aleyhissalatü Vesselam üzerinde hacılar görmüşler. Demek benim bedelime Peygamber Aleyhissalatü Vesselam’ın ma‘nevi elini Husrev, kaleminin vasıtasıyla öpmüş. ve rıza-yı Nebeviye mazhar olmuş.4
Görüldüğü gibi Hüsrev Efendi, kalemiyle yazdığı eserlerle Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) manevi rızasına mazhar olmuş, hizmeti bizzat Hz. Üstadı tarafından takdir edilen müstesna bir sadakat ve kemalat sahibidir. Rüyadaki müjdenin kendi samimi gayretine bağlanması, onun Kur'an hizmetindeki yüksek makamını ve kaleminin ne derece mübarek olduğunu açıkça göstermektedir.
Hüsrev Efendi'nin kıymetini ortaya koyan başka bir hatıra da şöyledir: Üstad Hazretleri bir gün Hüsrev Efendi'yi hizmetlerini takdir ve tebrik sadedinde ziyaretine gider. Hüsrev Efendi, risaleleri etrafa neşretmek gayesiyle uykusunu bir saate indirmiş, on beş sene evinden dışarı çıkmayarak devamlı risale yazmış, Hz. Üstad'ın tabiri ile “bu vatanın manevi halaskarı” bir kahramandır. Hz. Üstad, onun bu fedakar hizmeti ile ilgili bu ziyarette şöyle demiş:
Mazide (geçmişte yaşayan) nice kümmelin-i evliya (kamil evliyalar) biz niye Hüsrev’e yetişemiyoruz diye gıbtakarane soruyorlar.
Üstad Hazretlerinin bu büyük iltifatı karşısında Hüsrev Efendi, mahcubiyetle şöyle karşılık verir:
Estağfirullah Üstad’ım, onlar arşta biz ferş’te5
4- Hafız Ali (r.aleyh)
Hafız Ali Efendi bir gün Hüsrev Efendi'yi ziyaret eder. Vakit çok geç olunca Hüsrev Efendi, Hafız Ali Efendi’ye kendi yatağında istirahat etmesini söyler. Hafız Ali Efendi önce kabul etmek istemese de ısrar üzerine kabul edip yatar. Hafız Ali Efendi’nin yatağa uzanmasından yirmi dakika kadar sonra gaipten şöyle bir ses işitir:
Sen bir evliya-yı azimenin yatağında yatmaktan hicab etmiyor musun?6
Bunun üzerine Hafız Ali Ağabey yataktan fırlar ve bir daha yatmaz. Bu hadiseyi Hafız Ali Efendi bizzat kendisi Rüştü Ağabey'e anlatmıştır.
Hafız Ali Efendi, Hüsrev Efendi'nin kemalatını daima takdir etmiş, her fırsatta ona omuzdaş olmuştur. Denizli Hapsi’nde zehirlenerek şehit edilen Hafız Ali Ağabey (rh), hapis esnasında talebeler arasından kimin imamlığa geçeceği söz konusu olduğunda seccadenin önüne geçerek şöyle demiştir:
Taişu Saiden fıkrası Bediüzzaman’dan sonra Hüsrev’i gösteriyor.7
Böylece Hüsrev Efendi’den başkasının imamlığa geçmesine mani olmuştur. Bu tavır, Hafız Ali Efendi'nin yüksek vefasını göstermekle birlikte, Hüsrev Efendi'nin de Bediüzzaman Hazretleri'nden sonraki manevi liderliğini ve kemalatını gösteren güzel bir delildir.
5- İbrahim Hulusi Yahyagil (r.aleyh)
Sorduğu sualler, Mektubat gibi bir mecmuanın yazılmasına sebep olan Risale-i Nur’un ilk
talebelerinden Albay Hulusi Bey, Elaziz’den Bediüzzaman Hazretleri’ne gönderdiği bir mektubunda Hüsrev Efendi’den şu senakar ifadelerle bahsediyor:
Aziz ve muhterem ve mübarek ve müşfik Üstad’ım! Risale-i Nur’un kahraman alemdarı (bayrakdarı), kıymetli emekdarı, Nurlar’ın münevver (nurlanmış) ve fedakar hizmetkarı aziz ve muhterem kardeşim Hüsrev'in emirlerinize atfen...8
6- İbrahim Edhem Hoca (r.aleyh)
Sandıklı ve Balıkesir civarında pek çok talebe yetiştiren ve Risale-i Nur’a sahip çıkarak
medrese ehlinin yüzünü ak eden hocalardan ve Afyon Hapsi’nde Hz. Üstad'la beraber hapis yatanlardan olan İbrahim Edhem Hoca, Hüsrev Efendi’ye hürmetlerini kendisine yaptığı bir ziyaretin ardından yazdığı mektubunda şöyle takdim ediyordu:
Çok müşfik ve gayyur (çok gayretli) ve haddi mütecaviz (sınırları aşan) merhametli ve din-i Muhammediye hakiki fedakarı ve bilumum Nurcuların nurlu ve nurani gözbebeğimiz, ağabeyimiz efendimiz hazretleri!9
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c.1, s. 377
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 408
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 553
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 524
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1063
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s. 696
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 377
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3,s.1098
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1111

