Tebelbül1 karışıklık, akvam2 ise insanlardan bir topluluk olup günümüzde daha çok milletler manasında kullanılmaktadır. Tebelbül-ü akvam ise kavimlerin karışması, birbirine yabancılaşması ve birbirlerini anlamaması manasında isim tamlamasıdır. Teşa‘ub3 ise yayılmak ve ayrılmak, Teşa‘ub Akvam ise kavimlerin yayılması ve birbirinden uzaklaşması anlamını ifade eden isim tamlamasıdır.
Babil şehri bugün Irak devletinin sınırları içinde kalmaktadır. Babil'de tarihin seyri içinde farklı topluluklar hüküm sürmüşlerdir. Hakimiyetleri süresince de farklı mimari yapılar ortaya koymuşlardır. Bunların bir kısmı siyasi yapılar, bir kısmı ise dini yapılar olmuştur. Özellikle hakimiyetlerini ve zulümlerini gösteren yüksek kuleler yapmışlardır.4 Tarih kitaplarında ve özellikle de Yahudi kutsal metinlerinde geçen Babil Kulesi bunların en meşhurudur. Gelenek haline gelmiş bu kulelere Kur'an-ı Kerim'deki şu ayet işaret etmektedir:
Firavun ise: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka hiçbir ilah bilmiş değilim; ey Haman! Haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak da (tuğla i‘mal edip) bana bir kule yap; belki Musa’nın İlahına muttali olurum (O’nu görürüm). Çünkü şüphesiz ben onu gerçekten yalancılardan sanıyorum” dedi. 5
Bediüzzaman Hazretlerinin işaret ettiği Babil Kalesi'nin yıkılması ve dillerin değişmesi olayı ise Kur'an-ı Kerim'de ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde doğrudan yer almaz. Bu olay, bazı bilim insanlarının dillerin ortaya çıkışını ispatlamak için başta Tevrat olmak üzere bazı tarihi kaynaklarda yer verdiği bir olaydır.
Tevrat'a göre tufandan sonra Sinear bölgesine yerleşen Hz. Nuh'un oğulları şöyle derler:
Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim, derler ve inşaata başlarlar. Ne var ki Allah, hepsinin bir kavim olduklarını görünce anlaşamasınlar diye dillerini karıştırır ve onları bütün dünyaya dağıtır; inşaatı yarım kalan şehre de dillerin orada birbirine karışmasından dolayı Babil denilir.6
Yine bu olaya benzer bir olayda, Hz. Nuh (asm)'ın torunlarından olan Nemrud Bin Kuş, insanlar tevhit inancı üzere iken onları putlara tapmaya çağırır. Onlar bu daveti kabul edince Süryanice konuşmalarına rağmen sabah kalktıklarında Allah onların dillerini değiştirdi ve birbirlerini anlayamayacakları hale geldiler.7
Bu olaylar her ne kadar Tevrat'ta ve tarihi kaynaklarda geçiyor olsa da kesinliğine dair bir hüküm verilemez. Dillerin ortaya çıkışı ile alakalı farklı teoriler dile getirilmiştir. Ancak bu konuda bilim insanlarının vardıkları bir mutabakat söz konusu değildir.8
Bediüzzaman Hazretleri, Tevrat'ta ve tarih kitaplarında geçen bu bilgiyi kendi dönemindeki bir olayı açıklamak için örnek olarak kullanmıştır.
Hem bizde ibtida-yı hürriyette, Babil Kal‘ası’nın harabiyeti zamanında tebelbül-ü akvam ta‘bir edilen teşa‘ub-u akvam ve o teşa‘ub sebebiyle dağılmaları gibi, menfi milliyet fikriyle, başta Rum ve Ermeni olarak pek çok (kulüpler) namında sebeb-i tefrika-i kulub, muhtelif milletçiler cem‘iyetleri teşekkül etti.9
İkinci Meşrutiyet'in ilanı (1908) ve siyasi engellerin ortadan kalkması ile oluşan özgürlük ortamında Osmanlı tebaası olan farklı milletler, menfi milliyetçilik etkisi ile kulüpler ve dernekler kurdular. Menfi milliyetçilik, İslamiyet'in kabul etmediği ırkçılıktan ibaret olan milliyetçiliktir. Bu milliyetçilik, uğursuz ve zararlıdır. Başkasını yutmakla beslenip kuvvet alır. Diğer milletlere düşmanlık ederek hayatını devam ettirir. Uyanık davranır. Böylesine bir milliyetçilik ihtilafa ve karışıklığa sebep olur.10
Bediüzzaman Hazretleri, istibdadın yıkılmasını Babil Kalesi'nin yıkılmasına benzetip o istibdat yıkılınca menfi milliyetçilik fikri ile Ermeni ve Rumlar başta olmak üzere daha birçok millet, Osmanlı Devleti'nden ayrılmak ve devlet kurmak için Avrupalı büyük devletlerin de kışkırtması ve desteği ile harekete geçtiler. Nitekim çok zaman geçmeden bu milletler, Avrupalı devletlerin güdümünde hareket eden, sömürge aracı olarak Avrupalı devletlere hizmet eden birer devlet oldular. Avrupalı devletler, menfi milliyetçilik fikri ile Müslüman halkları birbirinden uzaklaştırmış, yabancılaştırmış ve bu zehirli fikir ile alem-i İslam'ı parçalamak suretiyle boyunduruk altına almayı başarmışlardır. Bu zehirli fikirle maalesef Müslümanlar birbirlerini tanıyamayacak hale gelmişlerdir.
Bediüzzaman Hazretleri de Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını ve milletlerin ayrılma hareketlerindeki temel sebebi dikkat çekici tarihi bir motifle açıklamıştır.
Muğni Sözlüğü
Raid Sözlüğü
Vasit sözlüğü
Sargon Erdem, “Babil”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA) (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1991), c. IV, s. 392-395
Kasas, 28/38
Tevrat, Yaratılış 1-9
Ebu Cafer, Taberi, Şamile Kütüphanesi, Cüz 1, s. 131
İsmail Aydın (2011), Din bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, 2011, 95- 115
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 150
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 149

