Fıkıh literatüründe ribâ, borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla, yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır.1
Câhiliye dönemi Araplar’ı ribâ kelimesini ve ondan türeyen diğer kelimeleri sözlük mânasından ziyade terim anlamında, yani vadeye veya vadenin uzatılmasına karşı borcun da artması anlamında kullanıyorlardı. Nitekim kaynakların bildirdiğine göre Câhiliye devrinde borçlu alacaklısına giderek, “Borcu ertelersen sana şu kadar fazla veririm” derdi, alacaklı da borcu ertelerdi.2
Bu dönemde Araplar, faizi belirli aralıklarla ödenmek şartıyla borç para verirler, ara dönem sonlarında faizi, vade dolduğunda da ana parayı isterlerdi. Eğer borçlu ödeme yapamayacak durumda ise vadenin uzatılması karşılığında faiz miktarı da arttırılırdı.3
Burada sonradan yapılan artış faiz kapsamına girer. Çünkü ilk satışta artık malın fiyatı 110 TL olarak kesinleşmiş ve müşterinin zimmetinde 110 TL borç oluşmuştur. İki ay daha süre vermeniz ise yeni bir mal satışı değildir; mevcut 110 TL'lik borcun vadesini uzatmaktır. Bu uzatma karşılığında borcun 115 veya 120 TL'ye çıkarılması, klasik fıkıhta “vade karşılığında borcu artırma” olarak değerlendirilir.
İsmail Özsoy, “Faiz”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, İstanbul 1995, c. 12, s. 110.
Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiʿu’l-beyân ʿan teʾvîli âyi’l-Ḳurʾân, Beyrut 1984, c. 6, s. 8.
Râzî, Fahreddin. Mefâtîḥu’l-ġayb: et-Tefsîrü’l-kebîr. nşr. Muhammed Muhyiddin Abdülhamîd. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts., c.7, s. 91.

