Helal-Haram

11.09.2025

150

Faizin Haram Oluşunun Hikmetleri / Faizin Ticaret Hayatına Olumsuz Etkileri

Faizin Maddi- Manevi Zararları Nelerdir? Kur'an'da ve hadislerde faizden nasıl bahsedilmiştir? Faizin ticaret hayatına etkisi nedir?

19.09.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

FAİZİN TARİHÎ ARKA PLANI VE KUR’AN’DA YASAKLANMA AŞAMALARI

Faiz, insanların mallarına kattıkları meşru/helâl olmayan fazlalıktır. Bu fazlalık herhangi bir üretim veya emek karşılığı olmaksızın elde edildiği için haksız kazançtır. Faiz, “Bizi aldatan, bizden değildir.”[1] buyuran Allah Resulü (sav)’in getirdiği adalet, şefkat, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri görmezden gelmektir. Alın terinin mukaddes olduğunu göz ardı etmektir. Dünyada da ahirette de hesabı çetin olan büyük bir günahtır.

İslam öncesi Arap toplumunda faiz son derece yaygındı. Özellikle Mekke’de zenginler, ihtiyaç sahiplerine yüksek oranlarla borç verir, borç ödenmediğinde faizi katlayarak borçluları daha da zor duruma düşürürdüler. Böylece fakir daha da fakirleşip, zenginler ise servetlerine servet katıyorlardı. İslam dininde faizcilik, toplum düzenini bozan ve insan onurunu zedeleyen bir bela olarak görülmüş; tedricî bir yöntemle yasaklanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de faiz hakkında dört surede toplam sekiz ayet nazil olmuştur. Bu ayetlerin iniş sırasına bakıldığında, içkinin yasaklanmasında olduğu gibi aşamalı bir süreç izlendiği görülür.

1. Aşama – Rum Suresi 39. Ayet (Mekke Dönemi):

“İnsanların mallarında artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz Allah katında artmaz. Ama Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekât işte onlar (sevaplarını) kat kat artıranlardır.”[2]

Bu ayette faizin haramlığı kesin şekilde bildirilmemiş, fakat Allah katında hoş karşılanmayacağına işaret edilmiştir. İlk aşamada faiz hakkında soyut bir uyarı yapılmıştır.

Kurtubî, bu ayeti yorumlarken faizin dünyevî kazanç gibi göründüğünü, fakat uhrevî olarak hiçbir değer taşımadığını, zekâtın ise tam aksine hem dünyada hem ahirette bereket getirdiğini söyler.[3] Taberî, Faizin Allah katında artmayacağını, bereketin faizin haramlığı ile yok olduğunu vurgular.[4]

2. Aşama – Nisa Suresi 161. Ayet (Medine Dönemi):

“Onların (Yahudilerin) faiz almaları – oysa ondan kesinlikle men edilmişlerdi – ve haksız yere insanların mallarını yemeleri sebebiyle, içlerinden inkâr edenlere acı bir azap hazırladık.”[5]

Bu ayet, faizle haksız kazanç elde edenlerin ahirette ceza göreceğini vurgular; faiz sadece dünyevî değil, uhrevî olarak da zararlıdır.

İbn Kesîr, bu ayetin Yahudilerin Tevrat’ta yasaklanmış olan faizi sürdürmelerine bir uyarı olduğunu belirtir. Aynı zamanda Müslümanlara da ibret verildiğini söyler.[6]

3. Aşama – Âl-i İmrân Suresi 130. Ayet:

“Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”[7]

Ayetinin nazil olmasıyla, borcun ödenmemesi halinde anaparaya yeni faiz eklenerek kat kat çoğalan fahiş faiz yasaklanmıştır. Bu aşamada faiz, açık bir şekilde yasaklanmıştır. Fakat bu kısmi bir yasaktır.

4. Aşama – Bakara Suresi 275-279. Ayetler:

“Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri Allah’a aittir. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir. Allah faizi tüketir, sadakaları ise arttırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. Şüphe yok ki iman edip dünya ve âhiret için yararlı şeyler yapanlar, namaz kılanlar ve zekât verenlerin rableri katında ecirleri vardır; onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir. Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız Allah ve resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek ve haksızlığa uğramamak üzere anaparanız sizindir.”[8]

Veda Haccı sırasında nazil olan bu ayetlerle faizin her çeşidi kesin olarak haram kılınmıştır. Faizden vazgeçmeyenlerin Allah ve Resûlü’ne savaş açmış sayılacaklarına dikkat çekilmiştir. Başka hiçbir haram için böylesine tehdit edici bir ifade kullanılmamıştır. İbn Abbas (ra) “Allah Resûlü’ne indirilen ayetlerin en sonuncusu faiz ayetidir”[9] demiştir. Hicretin 10. yılında gerçekleştirilen Veda Hacında Peygamber Efendimiz (sav) faizle ilgili kesin hükmü ilan etmiştir ve 81 gün sonrasında da Peygamber Efendimiz vefat etmiştir. Hz. Peygamber: “Câhiliyeden kalma her türlü faiz kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz de amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in faizidir.”[10] Buyurmuştur. Faiz âyetlerinin ilk tatbikatı bu hutbede ilan edilmiş ve âyetin hükmü gereğince o ana kadar alınan faizler geçerli sayılmış, fakat o ana kadar alınmamış olan faizler de iptal edilmiştir.[11]

Elmalılı Hamdi Yazır “Allah ve Resûlü’ne harp” ifadesinin, faizin toplumu çürüten, insanları birbirine düşüren bir bela olduğunu göstermek için en ağır tehdit olduğunu söyler. Faizin sadece malı değil, kalbi de kirlettiğini belirtir.[12]

FAİZİN SOSYAL VE EKONOMİK ZARARLARI

Faiz, yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal yapıyı sarsan, ahlaki değerleri aşındıran ve bireyler arasında kin ve düşmanlık tohumları eken büyük bir problemdir.  Faiz, insana kolay ve emeksiz kazanç kapısı gibi görünür. Faiz mafyası ve illegal yapılar doğurur, zulüm ve şiddet olaylarını artırır. Oysa alın teri dökmeden elde edilen bu haksız kazanç hem malın hem de ömrün bereketini yok eder. Peygamber Efendimiz (sav): “Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse, malının hayrını göremez.”[13] buyurarak faizin bereketsizliğini ifade etmiştir.

Faiz alışkanlığı kişiyi tembelliğe sürükler. Emek sarf etmeden kazanç elde etmeye alışan birey, ziraat, ticaret ve zanaat gibi helal kazanç yollarını terk eder. Bu durum insanı hazırcı, üretimden uzak, kolay yoldan kazanç arayan bir hale getirir. Böylece çalışma şevki kırılır, emek değersizleşir. Faiz, toplumun dokusunu derinden yaralar. Zenginle fakir arasındaki uçurum gittikçe artar; varlıklı kesim servetine servet katarken dar gelirli insanlar borç yükü altında ezilir. Fakirlerin çoğalmasıyla toplumsal huzursuzluk ve kin duyguları devreye girer.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin ifade ettiği gibi, insanlığın iki büyük yarası vardır:

1. “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.”

2. “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Kur’an, birinci kelimeyi esasında zekâtı farz kılmakla kökünden kaldırıp tedavi eder. İkinci kelimenin esasını Faizi yasaklamakla kaldırıp tedavi eder. Evet, ayet-i Kur’aniye, âlem kapısında durup, ribâya “Yasaktır!” der. “Kavga kapısını kapamak için, banka kapısını kapayınız!” diyerek, insanlara ferman eder. Şakirtlerine de, “Girmeyiniz!” emreder. [14]

Faiz, üretimi azaltan ve işsizliği artıran en önemli unsurlardan biridir. Çünkü insanlar, faiz oranlarının altında kazanç getiren ekonomik faaliyetlere girmek istemezler. Bu da yatırımların azalmasına, üretimin durmasına ve işsizliğin artmasına sebep olur.

Faiz, pahalılığın en büyük sebeplerinden biridir. Faizli kredilerle yapılan üretimlerde maliyetler yükselir. Üretici, ödeyeceği faizi malın fiyatına yansıtır; bu da enflasyona yol açar. Neticede dar gelirli insanlar daha çok ezilir.

Dış borçlar da faizin en acı sonuçlarındandır. Faizli borçlar, kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlıklarını ellerinden almakta, onları güçlü devletlerin ekonomik köleleri haline getirmektedir. Bu durum sadece bireyleri değil, bütün milletleri faiz prangasına mahkûm etmektedir.

Faiz, kul hakkını ihlal eden bir zulümdür. Kur’an ve hadislerde faiz, en ağır günahlar arasında zikredilmiş; insanı dünyada felakete, ahirette ise helake sürükleyen bir bela olarak tanımlanmıştır. Abdullah İbn-i Hanzala’nın Peygamberimiz’e (sav) isnat ederek rivâyet etmiş olduğu hadiste şöyle buyurulur: “Bir dirhem faiz yemek, otuz altı defa zina etmekten daha kötüdür.”[15] Buyurarak faizin ne kadar büyük günah olduğunu açıklamıştır. “Faiz yetmiş üç bölümdür. En hafifi bir kişinin annesini nikahlaması (onunla zinâ etmesi) gibidir. En büyüğü ise kişinin müslüman bir adamın ırzına daima leke getirmeye çalışmasıdır.”[16]

Yine bir hadisinde Resûlullah (sav), faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve yazıcısını lanetlemiş; bu günahın sadece alanı değil, faize aracılık eden herkesi kapsadığını belirtmiştir.[17]

Faiz yüzünden nice iflaslar, intiharlar, dağılan aileler, heba olan hayatlar ortaya çıkar. Üretime girmeyen para sebebiyle ekonomik sıkıntılar başlar. Faizli krediyle yapılan üretimde kazancın büyük kısmı borcun faizine gider, üretici bunu fiyata yansıtır, fiyatlar artar ve pahalılık ortaya çıkar. Faiz, üretim ve yatırımı geriye iter, işsizliği artırır, fiyat artışlarına sebep olur. Faiz sebebiyle en fazla mağdur olanlar, temel ihtiyaçlarını dahi gideremeyen insanlardır.

Faizin toplumda yaygınlaşması, helal-haram hassasiyetini zayıflatır. İnsanlar kazancın meşruiyetine dikkat etmez, yalnızca daha fazla kazanmaya odaklanır. Bu da dinî ve ahlaki yozlaşmaya yol açar. Faizle beslenen insanın basîreti kapanır; ayetleri ve hadisleri doğru değerlendiremez. Faiz yiyene, yedirene, yazana ve şahitlerine Resûlullah (sav) lânet etmiştir.[18]

Rasûlullah (sav): “Kazançların en şerlisi faizle elde edilendir.”[19] Buyurmuştur. Faizin haram kılınması; emeğin, üretimin, helâl kazancın korunması içindir. Faiz insanı tembelliğe, hazırcılığa ve israfa sevk eder.[20] Faiz, insanın merhametini, şefkatini, yardımlaşma ruhunu yok eder.[21] Faiz, parayı putlaştırır; cimrilik, bencillik, maddeperestlik ve duygusuzluk doğurur.[22] İslam, bunun yerine karz-ı hasen (faizsiz borç) yolunu tavsiye etmiştir.


[1] Müslim, Îmân, 164

[2] Rûm, 30/39

[3] Kurtubî, el-Câmi‘li-Ahkâmi’l-Kur’ân, c.14, s. 26-27

[4] Câmi‘u’l-Beyân, c.3, s.101

[5] Nisâ, 4/161

[6] İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, c.2, s. 406-407

[7] Âl-i İmrân, 3/130

[8] Bakara Suresi 2/275-279

[9] Buhari, Büyu, 25, Buhârî, Tefsir, 2/53

[10] Müslim, Hac, 147

[11] Emalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C.2, S. 973

[12] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, c.2, s. 980-983

[13] İbn Mâce, Ticaret, 58

[14] Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Altınbaşak Neşriyat, 2013 İstanbul, s. 118

[15] Sahihu’l-Câmî:3375

[16] Sahihu’l-Câmî: 3533 ,Mecmau'z-zevaid, Heysemî

[17] Müslim, Müsâkat, 105-106

[18] Müslim, Müsâkat, 105-106; Buhârî, Büyû’, 24, 25, 113

[19] İbn-i Ebî Şeybe, C.7, S. 106; Vâkıdî, C. 3, S. 1016; İbn-i Kesîr, Bidâye, C. 5, S. 13-14

[20] Sabri Orman, İktisat, Tarih ve Toplum, s. 217

[21] Vehbe Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, C. 5, s. 507

[22] İsmail Mutlu, Faiz, s. 104


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız