İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Her şeyde ne kadar cüz’î olsa da, bir kasıd ve irâdenin cilvesi bulunmasıdır. Tesâdüf, hakîkî olarak olmamasıdır. Evet, kesretin en çok dağınık ve en ziyâde tesâdüfe verilen, kelimâttaki hurûfâtın vaz‘iyetleridir.1
Tesadüf, sözlükte ve genel anlamıyla bir olayın herhangi bir kasıt, irade veya plan bulunmaksızın kendiliğinden meydana gelmesi ve olayların birbirine rastlantı sonucu denk gelmesi anlamında kullanılır. Bu bakış açısında meydana gelen bir şeyin arkasında onu özellikle isteyen ve gerçekleştiren bir irade bulunmadığı düşünülür. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin “Tesadüf, hakikî olarak olmamasıdır” sözü, kâinatta meydana gelen hiçbir şeyin Allah’ın iradesi, ilmi ve kastı dışında gerçekleşmediğini nazara vermektedir. Çünkü tesadüf kelimesi gerçek anlamıyla kullanıldığında, bir şeyin herhangi bir irade ve kasıt olmaksızın meydana gelmesini ifade eder. Halbuki Allah’ın iradesinin dışında meydana gelebilecek hiçbir olay yoktur. Kâinatta meydana gelen en küçük hadise dahi Allah’ın ilmi ve iradesi dahilindedir. Dolayısıyla bizim “tesadüf” dediğimiz şey, çoğu zaman bizim olayın arkasındaki hikmeti ve iradeyi göremememizden kaynaklanan bir isimlendirmedir. Olayın kendisinde gerçek anlamda bir “iradesizlik” veya “sahipsizlik” yoktur. Nitekim Kur’an'da şöyle buyrulmaktadır:
Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da (Kur'ân'da) bulunmasın!2
Bir yaprağın dahi Allah’ın bilgisi dışında düşmediği bir kâinatta, insanın karşılaştığı olayların, kelimelerin birbirine denk gelmesinin veya çeşitli hadiselerin meydana gelmesinin Allah’ın iradesi dışında gerçekleştiğini düşünmek mümkün değildir. Biz bazen bir olayın neden ve hikmetini anlayamayabiliriz. Fakat bizim bilmememiz, o olayın başıboş ve sahipsiz olduğu anlamına gelmez. Bilmediğimiz yerde tesadüf değil, bizim göremediğimiz bir ilim ve irade vardır.
Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur’da üzerinde durduğu tevafuk meselesi de bu açıdan önemlidir. Risale-i Nur’da bazı kelimelerin, cümlelerin veya harflerin dikkat çekici şekilde birbirine denk gelmesi yahut bazı olayların hayırlı neticelere vesile olması, sıradan bir rastlantı olarak görülmez. Bunlar, Allah’ın yardımına, inayetine ve rızasına işaret eden birer tevafuk olarak değerlendirilir. Bu bağlamda “tesadüf” ile “tevafuk” arasında büyük ve temel bir fark vardır. Tesadüf, irade ve kasıt olmaksızın meydana gelen rastlantıyı ifade ederken, Tevafuk, Allah’ın iradesi ve hikmetiyle meydana gelen anlamlı denk gelişleri ifade eder.
Bu sebeple Bediüzzaman Hazretlerinin “Tesadüf, hakikî olarak olmamasıdır” sözü, kâinatta hiçbir şeyin başıboş, sahipsiz ve tamamen rastgele olmadığını anlatmaktadır. Her şeyde, ne kadar küçük ve bize ne kadar dağınık görünürse görünsün, Allah’ın ilminin, iradesinin ve hikmetinin bir cilvesi bulunmaktadır. İnsan bazen bu iradeyi ve hikmeti göremez fakat görememek, o hikmetin olmadığı anlamına gelmez. Kâinata iman nazarıyla bakıldığında “tesadüf” denilen birçok şeyin aslında tevafuk, hikmet ve İlâhî takdir çerçevesinde gerçekleştiği anlaşılır.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 81.
En‘âm, 6/59.

