Soru

Bediüzzaman Hazretlerinin Tefekkür Üzerinde Durması

Üstadimiz Bediüzzaman hazretleri mesliğimiz olan tefekkürün tarikinin üstünde bu kadar durmasının hikmeti nedir acaba? Tefekkürün önemini izah edebilir misiniz?

Tarih: 13.05.2021 21:43:08

Cevap

Hz.Üstad, Risale-i Nur’un çok yerinde Cenâb-ı Hakkı tanımak ile bilmenin ne şekilde olacağını farklı pencereler açarak izah etmiştir. Bu marifetin en kısa, en selametli usulünün “Eserden müessire geçiş” olarak tabir ettiği tefekkür yolunun olduğunu yazılan eserlerden anlıyoruz.

Bu yöntem bize kâinat kitabının gözümüzle gördüğümüz canlı-cansız tüm eserlerini, bir kitabın sayfaları, cümleleri, kelimeleri ve harfleri gibi görmemizi ve okumamızı öğretiyor.

Bu bakış açısı ile Allah’ı bilmeye, tanımaya dair ilmi tahsil etmek hem daha kısa hem de kolay bir vaziyet alıyor.

Elde edilen bu nazar ile her bir şeye O’nun hesabına bakmayı öğreniyoruz. Her şeyi bir mektup gibi kabul edip kâtibi ile irtibatlandırmak suretiyle bir kitap okur gibi kâinatı okumaya başlıyoruz.

Risale-i Nur da şu kainat kitabını okuyarak şu kainatın yaratıcısını bize tanıttırmaktadır. Risaleleri yazarken içindeki iman hakikatlerini anlamaya çalışmak ve düşünmek, tefekkür ibadeti olmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, çok ayetlerinin başlarında ve sonlarında insanları düşünmeye, akıllarını kullanmaya, tefekküre, araştırmaya ve ibret almaya teşvik eder ki hakikati bulsunlar. Kur’an, aklı ve mantığı reddetmez. Bütün hükümlerini, akıl ve mantıkla ispat ederek, kabul ve tasdik ettirir.

“Neden bakmıyorsunuz? İbret almıyorsunuz? Bakınız ki, hakikati bilesiniz. Biliniz ve Bil! Acaba neden insanlar bilemiyorlar, cehl-i mürekkebe (cahilliğinin farkında olmayan bir cahilliğe) düşüyorlar? Neden akıl yürütmüyorlar, divaneliğe düşerler? Neden bakmıyorlar, hakkı görmekte kör mü olmuşlar? Neden insan hayatı boyunca şahit olduğu hadiseler, hatırlayıp tefekkür etmiyor ki istikamet yolunu bulsun? Neden insan tefekkür ve aklen muhakeme etmiyor, dalâlete düşüyor? Ey insanlar, ibret alınız! Geçmiş asırlardan ibret alıp gelecek manevi belâlardan kurtulmaya çalışınız” manasına gelen pek çok ayetlerde beşeri aklını kullanmaya, fikriyle istişare etmeye sevk eder.

Düşünen ve hadiselerden ibret alanlar Allah katında yüksek mevkie sahiptirler. Çünkü tefekkür eden insanlar, tefekkürü nispetinde kâinattaki sırları keşfeder, eşya üzerindeki esma ve sıfat-ı İlahi’yi hikmetle okur ve Rabbini hakkıyla tanır. Hadiselerin arkasında bulduğu ibretlerle Allah’a kulluk hususunda mesafe kazanır. Böylece Allah’ın sevgisini celbeder. Allah ise sevdiği kulu diğer kullarına da sevdirir.

İnsan ilim yoluyla ve tefekkür mesleğiyle de nefsini terbiye edebilir. Risale-i Nur'un Kur'an'dan alıp verdiği dersler, insanı kemalata ulaştırabilecek özelliğe sahiptir. Yeter ki ciddiyetle ve ihlasla o ilim tahsil edilsin. Bunun nasıl olduğuna dair yalnız bir numune olarak İhlas Risalesi'ndeki "İhlası Kazandıran İkinci Sebeb"i gösterebiliriz:

"İman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemaat ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîm'in hazır nâzır olduğunu düşünüp, ondan başkasının teveccühünü aramayarak; huzurunda başkalarına bakmak, meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtulup ihlası kazanır. Her ne ise.. bunda çok derecat, meratib var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse, o kadar kârdır. Risale-i Nur'da riyadan kurtaracak, ihlası kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden ona havale edip, burada kısa kesiyoruz."

Risale-i Nur'un mesleği tarikattaki gibi seyr u süluk mesleği değildir.  Hakikat mesleği olan sünnet-i seniyyeye tabi olarak yaşamak ve ilim-tefekkür yoluyla hakikate ulaştmaktır. Kalbi, aklı ve diğer bütün latifelerin istifadesini temin ederek velayet-i kamile yolu olan büyük velilerin yolunu takip eder. 

Aşağıdaki kısımda ise Ahmet Hüsrev Altınbaşak Üstadımızın, Risale-i Nur’dan aldığı feyz ile tefekküri bir bakış açısını görmekteyiz;

Aziz Üstadım! Nazarım nereye ilişse, aklım herhangi bir hali muhakeme etse, muhayyilem ne ile meşgul olsa, sâmiam ne duysa, kalbim nereye gitse dolaştıkları yerlerde ve tesadüf ettikleri şeylerde, beşere bakan pek büyük âsâr-ı rahmeti görüyor. Semavat ve arş, bütün heybetiyle insanların seyrangâhı; cennet, mesken-i hakikisi oluyor. Zemin bir hane şekline giriyor. Mele-i A’lâ’nın sekeneleri ve zemin yüzüne serpilen yüz binlerce mahlukat ve nebatat envaının insanların hâcetleri için koşuştuklarını, sineklerden balıklara, zerrelerden yıldızlara kadar küçük büyük her bir masnû, insanların yüzüne vahşetle değil, gülerek baktıklarını görüyor.

Sonsuz Rahîm olan Hâlık-ı Azîm’in kusursuz olan bu kasrını temaşaya doyamayan ruh, kendine avdet ediyor. Rahmetin nihayet derecede incelikleriyle tanzim ve idare edilen cisme bakıyor. Duyguları arasında yalnız muhayyilesine hasr-ı nazar ediyor. Bu muhayyilenin dimağda kendisine tahsis edilen mahalli, bir hardal tanesi kadarken, her zaman bütün âlemi sinema şeritleri gibi hayal hanesinde dolaştırır.

Hâfıza bir çeşit, akıl ayrı bir çeşit, fikir başka bir halde, kalp daha başka, kâmil insanlarda hal-i faaliyette olan diğer letaif daha başka bir şekilde, bâsıra, sâmia, zaika, lâmise, şâmme gibi havass-ı zahirînin istiab ettikleri manevî sahalara nisbetle, nihayet derecede küçük bir dimağımda yerleştikleri halde, yekdiğerine karışmayarak, biri diğerinin vazifesine müdahale etmeyerek ayrı ayrı vazifelerde, ayrı ayrı dairelerde gayet muntazam çalıştıklarını ve hattâ etıbbanın bile senelerce tahsil ederek içinden çıkamadıkları vücud-u beşerin her bir kısmının, her bir uzvunun inceliklerini görüyor.

Bu derece rahmetle tanzim edilen, bu kadar muhtelif vezaif ile çalıştırılan, bu muhayyirü’l-ukûl makineyi temaşa eden ruh, bu makine üzerindeki derece-i mâlikiyetini düşünüyor. Hükmünün hiçbir uzva tesir etmediğini görünce, sığınacak bir yer, iltica edecek bir mahal, perverde edilecek bir varlık arıyor.

İşte o vakit bu kadar rahmetiyle perverde eden Hallak-ı Azîm’e karşı secde-i şükrana kapanarak ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor. Bütün dertlerini döküyor. Onun yalnız onun lütf u keremine iltica ederek affolunmak, dünyada olduğu gibi ukbada da sevdikleriyle birlikte vaad ettiği cennette bulundurulmasını istiyor ve yalvarıyor.

Ahmed Hüsrev Altınbaşak

 

Tefekkür ve Riyazet ile İlgili Detaylı Bilgi İçin Aşağıdaki Bağlantılara Tıklayınız:

https://risale.online/soru-cevap/tefekkur-ve-riyazet

https://risale.online/soru-cevap/risale-i-nurda-acz-fakr-sefkat-tefekkur

https://risale.online/soru-cevap/risalelerdeki-tefekkur

https://risale.online/soru-cevap/risaleleri-yazarken-tefekkuru-nasil-yapacagiz

 


Etiketler

Yorum Yap

Yorumlar