İnsan fıtraten sosyal bir varlıktır. Çevresinden duygusal, fiziksel ve fikrî açıdan etkilendiği gibi çevresini de bu açılardan etkileyebilir. Normal zamanlara kıyasla daha durgun olunan ve daha az etkileşimde bulunulan bir dönemde, diğer insanlar tarafından "soğuk ve durgun algılanmak" beklendik bir durumdur. Bu dönemde yaşanan durgunluk ve içe kapanma hâli geçici olduğu gibi insanların bu duruma yönelik algısı da geçicidir. Yalnızlık bazen faydalı olabilir; insanı dinlendirir, düşündürür. Fakat yalnızlık kuruntuyu artırıyor, ümitsizliğe neden oluyor ve insanı çevresinden koparıyorsa ölçü kaçmış olur. Böyle zamanlarda tamamen içine kapanmamak, aileyle, akrabalarla ve dostlarla irtibatı sürdürmek faydalıdır. Kısa bir konuşma, bir mesaj, bir hâl hatır sorma bile insanı rahatlatabilir. Bununla beraber, zihindeki düşüncelerin yoğunluğundan kurtulma konusunda faydalı işlerle meşgul olmak ve boş kalmamak son derece önemlidir.
İnsanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini önemsemek, eğer bu düşünceler sağlıklı bir özeleştiriye neden oluyor ve kendimize çekidüzen vermemize hizmet ediyorsa değerlidir. Fakat üzerimizde faydasız ve gereksiz bir baskı oluşturuyor, sürekli insanların ne düşündüğüyle meşgul ediyorsa, bu düşünceleri önemsemek kalbi yorar, zarar verir. Bediüzzaman Hazretlerinin de vurguladığı gibi insan; imandan gelen kuvvetle beraber, Rabbinin her an her yerde hazır ve nâzır olduğunu düşünüp ondan başkasının teveccühünü aramayarak, onun huzûrunda başkalarına bakmak ve başkalarından medet aramak, o huzûrun edebine muhâlif olduğunu düşünmekle samimiyeti kazanabilir.1
Dolayısıyla insan nazarını halktan Hakk'a çevirmelidir. Bununla beraber insanların algılarına yönelik çıkarımlarda bulunurken mümkün mertebe hüsn-i zanla yaklaşmak önemlidir. Çünkü biz farkında olmasak da yaptığımız çıkarımlar, bizim duygularımızdan etkilenmektedir. Hem insan kendi düşüncelerini bile kontrol edemezken, başkalarının düşüncelerini kontrol etmeye çalışması "imkânsız bir durumla mücadele olduğu için" son derece yıpratıcı ve sonuçsuzdur. Zihne gelen düşünceler engellenemez fakat insanın iradesiyle yönetebildiği kısım, düşünceler geldikten sonraki kısımdır. En hızlı ve kesin çözüm, bu düşünceler geldiği anda ciddiye almamak, ehemmiyet vermemek ve odaklanmamaktır. Çünkü konu, düşünceler ve zihin olduğunda "önemsemek, odaklanmak, analiz etmek, derinlemesine düşünmek ve zihinde çözmeye çalışmak" bataklıkta çırpınan insanın daha da çok battığı gibi çoğunlukla vesveselerin kökleşmesine neden olur. Ciddiye alınmayıp derinlemesine yaklaşılmadığında bu düşünceler, "su verilmeyen bitkinin zamanla solup kuruması gibi" sönmektedir.2
Özetle, başkalarının hakkımızda ne düşündüğüne aşırı odaklanmak, kalbi yorar ve daha fazla içe kapanmaya neden olur. Çare; rıza-yı İlâhîyi esas almak, vesveseyi ciddiye almamak, zanla hüküm vermemek, herkesin zihnini kontrol etmeye çalışmamak ve dengeli biçimde insanlarla irtibatı sürdürmektir. İnsan vazifesine, ibadetine, samimiyetine ve faydalı işlere yöneldikçe bu tür kuruntular kuvvetini kaybedecektir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 171.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 98.

