Sözlükte “bir şeyi açıklığa kavuşturmak, iyi veya kötü yeni bir yöntem ortaya koymak” anlamındaki senn kökünden türeyen sünnet ile lafza-i celâlden oluşan sünnetullāh terkibi “Allah’ın koyduğu kanun, nizam” demektir. Sünnet ve Allah kelimeleri Câhiliye döneminde bilinmekle beraber, sünnetullah Kur’an’a has bir tabirdir. Kur’an’da sünnet kelimesindeki “sürekli, düzenli ve özgün uygulama” anlamı Allah’a nisbet edilmek suretiyle Allah’ın yaratma ve yönetmesinde öteden beri süregelen ve değişmeyen uygulamasının bulunduğuna işaret edilmiştir. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın geçmiş ümmetlere veya onlara gönderdiği peygamberlere uyguladığı nizam” anlamındadır.1 Kur'an'da Allah'ın kâinatı belirli kanunlar (sünnetullah) çerçevesinde idare ettiği şöyle bildirilir:
O hâlde (bunlar), öncekilere tatbîk edilen (İlâhi) kanundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda ise aslâ bir değişme bulamazsın! Ve Allah'ın kanununda aslâ bir sapma bulamazsın (hak edene o azab, mutlaka gelir)!2
Allah mutlak kudret sahibidir, dilerse bu kanunların dışında da tasarrufta bulunabilir. Ancak O'nun hikmeti gereği âdeti, kâinatı koyduğu kanunlarla yönetmektir. Bu sebeple Allah'ın sünnetullahı değişmemektedir. Fakat bu, Allah'ın o kanunlara mecbur olduğu anlamına gelmez. Çünkü sünnetullahı koyan da, dilediğinde istisnai olarak onun dışında tasarrufta bulunan da yine Allah'tır.
Bununla birlikte peygamber mucizeleri, Allah'ın bu genel düzen içinde dilediği kulları için yarattığı istisnai hadiselerdir. Örneğin Hz. İbrahim'in (as) ateşte yanmaması, Hz. Mûsâ'nın (as) asasıyla denizin yarılması, Hz. Îsâ'nın (as) babasız dünyaya gelmesi ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi, Allah'ın hikmeti gereği bu tür olayları sürekli değil, belirli hikmet ve amaçlarla gerçekleştirdiğini göstermektedir. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:
Allah, hastalığı da şifayı da gönderdi ve her hastalık için bir şifa var etti. Tedavi olun...3
Bu hadis, normal şartlarda Allah'ın sebepleri sonuçlara bağladığını gösterirken mucizeler ve bazı kerametler ise bu sebepler düzeninin yaratıcısı olan Allah'ın dilediğinde sebepsiz de netice yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Allah, sünnetullahın dışına çıkmaya elbette kâdirdir ancak bunu sürekli bir yöntem olarak değil, hikmetine bağlı istisnai durumlarda gerçekleştirir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Kadîr-i Alîm ve Sâni‘-i Hakîm, kanuniyet şeklindeki âdâtının gösterdiği nizâm ve intizâmla, kudretini ve hikmetini ve hiç bir tesâdüf işine karışmadığını izhâr ettiği gibi, şüzûzât-ı kanuniye ile ve âdâtının hârikaları ile ve tagayyürât-ı sûriye ile ve teşahhusâtın ihtilâfâtıyla, zuhûr ve nüzûl zamanının tebeddülüyle, meşîet ve irâdetinde fâil-i muhtâr olduğunu ve ihtiyâr sâhibi olduğunu ve hiç bir kayıt altında olmadığını izhâr edip yeknesak perdesini yırtarak; ve her şey, her anda, her şe’ninde, her şeyinde ona muhtâç ve rubûbiyetine münkād olduğunu i‘lâm etmekle, gafleti dağıtıp, ins ve cinnin nazarlarını esbâbdan Müsebbibü’l-Esbâb’a çevirir.4
Varlıklarda nadiren görülen uzuv (organ) eksikliği ve farklı yaratılış halleri ise, Cenab-ı Hakk’ın haşa kusurlu yaratması değil, şuzuzât diye tabir ettiğimiz durumlardır. Şuzuzât, kaide ve kanun dışı kalmak, muhalif olmak anlamına gelir. Allah, kanunlarında uyguladığı nizam ve intizamla kudretini ve işlerinde hiçbir tesadüf olmadığını gösterir. Kanunlarının dışına çıkarak uyguladığı fiilleriyle de kendi kanunlarının mahkumu olmadığını ispat eder. Buna şuzuzat denir. Allah şuzuzat ile her şeyin her an O’nun idaresinde ve O’na muhtaç olduğunu göstererek, tüm sebepleri de kendisinin yarattığını cinlere ve insanlara ilan eder.
Mesela, bir bebeğin dünyaya gelebilmesi için anne ve babasının olması gerekir. Bu, bir yaratılış kanunudur. Lâkin Allah, Hz. İsa’yı (as) babasız dünyaya göndermiştir. Yani kendi koyduğu kanunlarının dışına çıkarak kanunlarının mahkumu olmadığını kullarına ispat etmiştir. Bu şuzuzattır. Bunun dışında başka hikmetleri de olabilir. Kendisine verilen nimetin kıymetini anlamaya ve bilmeye vesile olabilir. Bu şekilde merhamet, sabır ve şefkat gibi duygular gelişebilir. Zahiren eksik gibi görünen haller, daha büyük manevi sonuçlara kapı açabilir. Hem bu tarzda bize göre olan eksikler Allah için kusur ve eksiklik değildir. Yani her kanunun bir istisnası vardır. Bu istisnalar Allah’ın iradesini gösterir.
Mesela bazı kimselerin beş parmak yerine altı parmağı olabiliyor. İkizler birbirine yapışık doğabiliyor. Bunun gibi bitkilerde ve hayvanlarda da istisnai haller olabilir. Bu durumların hepsi, İlahi kanunun istisnalarıdır. Kanunlar bizim içindir. Cenab-ı Hak isterse, bu kanunların dışına çıkar. Kanunlar Allah için zorunlu unsurlar değildirler. Çünkü sebepleri ve kanunları yaratan da Allah'tır.
İlyas Çelebi, "Sünnetullah", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c. 38, s. 159.
Ahzâb, 33/62.
Ebû Dâvûd, Tıb, 11
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 31.

