İlgili yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Müsebbibü’l-esbâbdan başka bir melce’ olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nûr-u tevhîd içinde inkişâfettiği için, şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu musahhar etmiştir. O nûr-u tevhîd ile, hûtun karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvârî emvâc dehşeti içindeki denizi, o nûr-u tevhîd ile, emniyetli bir sahrâ ve bir meydân-ı cevelân ve tenezzühgâh eyleyerek, yine o nûr-u tevhîd ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdîd ve tazyîk eden o mahlûkāt-ı müdhişe, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sâhil-i selâmete çıktı. Şecere-i yaktîn altında, o lütf-u Rabbânîyi müşâhede etti.1
Sorunuzun cevabına öncelikle Ehadiyet kelimesinin tanımı ile başlayalım.
Ehadiyet; âlemde tecelli eden yüce Allah'ın (cc) sıfatlarının ve esmayı hüsnasının her bir şeyde özellikle canlılarda özellikle de insanda tecelli etmesi demektir. Ona göre her bir şeyde ilahî isim ve sıfatların tecelli etmesinin sebebi insanların kesret içinde akıllarının boğulmaması ve kalblerinin ilahî zatı unutmaması içindir.
Örneklerle izah edecek olursak, Cenab-ı Hakk’ın bütün insanları yaratması vahidiyet olarak tanımlanır. Bütün insanların içinde her bir şahsı farklı alâmetlerle yaratması ise ehadiyete örnektir. Yine, güneşin her bir zerreye ve her bir parlak şeye isabet etmesi vahidiyete örnek olurken, her insanın göz bebeğinden içeri girmesi ehadiyete örnektir. Hz. Yunus (a.s.), kendisine Allah’tan başka kimsenin yardım edemeyeceğini çok iyi bildiği için Kur’an-ı Kerim’de geçen şu ayetle dua ve tesbihe başlamıştır:
Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim. Şüphesiz ben nefsine zulm edenlerden oldum.2
Yunus (a.s.)’ın yaptığı bu tesbihte Allah’ı birleme, yani tevhid vardır. Bu tesbihi tekrar ede ede tevhid nuru genişlemiştir. O gecede, gecenin, balığın ve denizin en ürkütücü şekilde Hazreti Yunus (a.s.) hakkında ittifak eder gibi hareket etmeleriyle Yunus (a.s.), kendisini o durumdan ancak hepsine hükmü geçecek olan Allah’ın kurtaracağını bildiği için O’na niyaz etmiştir. Birliği ile beraber bütün isim ve sıfatlarıyla her yerde hazır ve nazır olan Allah kendisine yardım etmiştir. Bütün kâinatın Rabbi olan Allah, bütün kâinatın içinde ona o durumda hususi şekilde imdat etmiş ve Yunus (a.s.)’ı o durumdan kurtarmıştır. İşte bu mana, sırr-ı ehadiyetin inkişaf etmesidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s1
Enbiyâ 21/87

