Hüsrev Efendi’nin talebeleri arasında çiftçiler de vardı ve meslekleri ile alakalı bazı fıkhî meseleleri kendisine sorarlardı. Bilhassa tütün ekme meselesi hakkında sorulan sorulara şu şekilde cevap verirdi:
Tütün yerine başka nimetlerin ekilip dikilmesi lazım zira tütün insanlığa zararlıdır hatta değil Müslümanlara ve Nur talebelerine, gayr-i müslimlere dahi içirilmemesi lazım. Biz beşere hizmet için geldik, tahribat yapamayız, yaptıramayız.1
Talebeleri bazı âlimlerin sigaraya mekruh hatta mübah dediklerini hatırlatınca Hüsrev Efendi şu açıklamayı yapardı:
Tütün 1600 yıllarında Türkiye’ye girdi. O zamanlarda tütünün zararları tıbben tespit edilemeyip bazı hasta insanlara tütün içmeleri tıbbi olarak tavsiye edildiğinden ulema da tıbben mübah olduğuna kani olmuşlardı. Halbuki öyle değildir çünkü bak Risale-i Nur’da Hazreti Üstad, hadd-i zâtında mübah olan su için bile ortaya beş nevi hüküm koymuştur: Hastanın durumuna göre su mübahtır, mekruhtur, haramdır gibi.
Bu (tütün) bütün insanlara zararlı olduğu gibi kanser hastalığının da büyük nispette sigaradan olduğu tespit edilmiş durumdadır. Onun için Nur talebeleri tütün ekip dikemezler, içemezler. Değil Nur talebeleri bütün beşeriyet dahi (sigara) içmemeli!2
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1237
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1237

