İnsan, fiillerinin yaratıcısı değil tercih edicisidir. İyilik, güzellik ve sevap namına her ne varsa bunları Allah bizden istiyor, teşvik ediyor, ilham ediyor ve yaratıyor. Biz sadece kabul edip tercih ediyoruz. Bu süreci bir binada elektrik tesisatının kurulmasıyla beraber ışığın yanması hadisesine benzetirsek; insan sadece anahtara dokunuyor, geri kalan aşamalara bir müdahalesi yok. Dolayısıyla insanın iyilikteki payı çok küçüktür. Kötülük, günah ve çirkinlik namına her ne varsa bunları Allah istemiyor, yasaklıyor ve çok şiddetli tehdit ediyor. İnsan kötülüğü tercih edince sorumluluk tamamen insanın oluyor. Anahtara dokunmadığı için ışığın yanmasını engelleyen insanın yaptığı fiil gibi; ne kadar küçük olursa olsun bütün hatanın sorumluluğu insana aittir. Bediüzzaman Hazretlerinin de ifade ettiği gibi "Cehennem amellerin (fiillerin) karşılığı, cennetse Allah'ın fazlı ve ihsanının sonucudur".1 Demek ki insan cennete hak ettiği için değil Allah'ın rahmetine, lütfuna ve ihsanına mazhar olduğu için girebiliyor.
Bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk sevabı on yazarken günahı bir yazdığını, dolayısıyla rahmetinin nasıl tecelli ettiğini şöyle anlatmaktadır:
Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır! Kim de kötülükle gelirse, bunun üzerine ancak misliyle cezâlandırılır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.2
Yine bir kudsi hadis-i şerifte Rabbimiz kendisiyle ilgili şöyle buyurmaktadır:
Rahmetim gazabımı geçti.3
Rabbimiz, şirk dışında bütün günahları affedebileceğini şu ayet-i kerimeyle ifade etmektedir:
Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışında olan (günah)ları ise, (kendi lütfundan) dilediği kimse için bağışlar.4
Yine bazı ayet-i kerimelerde şefaat hususu şu şekilde geçmektedir:
O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözce kendisinden râzı olduğu (konuşmasına izin verdiği) kimseden başkasının şefâati fayda vermez.5
... İzni olmadan O’nun huzûrunda şu şefâat edecek olan kimdir? ...6
Özetle; şefaat adaleti ihlal etmez, çünkü cennet ve affedilmek zaten kulun ameliyle kazandığı bir hak değil, Allah’ın bir lütfudur. Kişinin hür iradesiyle seçtiği "iman", bu rahmetten faydalanabilmek için gerekli olan temel şarttır. Şefaat ise sonsuz rahmet bağlamında Allah’ın dilediği kullarına sunduğu ilahi bir ikramdır.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 86
En'am, 6/160
B7422 Buhârî, Tevhîd, 22
Nisa, 4/48
Ta-ha, 20/109
Bakara, 2/255

