Soru

Şefaatin Hak Olduğuna Dair Âyet ve Hadisler

Şefaat hak mıdır? Bu konuda âyet ve hadisler var mıdır? Peygamber Efendimizin [sav] şefaatiyle cehennemdeki bir kişi cennete girebilir mi? şefaat sadece peygamberlere mi mahsustur?

Tarih: 24.05.2023 18:03:52
Okunma: 315

Cevap

Şefaat, lügatte yardımcı olmak ve aracılık yapmak[1], bir suçun bağışlanması veya bir isteğin yerine getirilmesi için aracı olmak,[2] bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak[3] gibi manalara gelir. Istılahta ise; ahirette günahkâr müminlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin (as) Allah'a yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanmasını istemeleri demektir.[4]

Seyyid Şerif Cürcani, Tarifat’ta şefaat için “hakkında suç işlenmiş kimseden, suçları bağışlamasını istemektir” demektedir.[5]

Şefaat kelimesi, Kur’an’da hem lügat manasında hem de ıstılahi manada kullanılmış bir mefhumdur. Şefaatten bahseden ayetleri bir bütün olarak değerlendirdiğimizde şefaatin farklı yönlerini görmekteyiz. Şefaat, dünyada bir hayrın veya şerrin işlenmesine aracı olmak manasında kullanıldığı gibi putlar için de kullanılmıştır. Müşrikler, ilâh edindikleri putların, dünyada iken kendileri ile Allah arasında bir yakınlaşma vasıtası olacağını söylüyor ve bu düşünceyle onlara tapındıklarını telaffuz ediyorlardı.

Kur’an’ın şefaatle ilgili ayetlerini değerlendirirken müşriklerin bu anlayışını bilmek önemlidir. Çünkü Kur’an hem bu yanlış inanç olgusunu gündeme getirmekte hem de şefaatin gerçek manasını ve ihtivasını ortaya koymaktadır. Şu nokta önemlidir ki İslâm öncesi Mekke toplumu tamamen inançsız bir toplum olmadığı gibi dinî birçok değer ve mefhumlardan da habersiz değillerdi. Mesela, müşriklerde namaz ve hac gibi ibadetlerle birlikte Allah, melek ve şefaat inancı da vardı. Fakat diğer mefhumlarda olduğu gibi şefaat kavramının da içini yanlış şeylerle doldurmuşlardı. Onlar hiçbir değeri olmayan batıl ilâhlarının kendileri ile Allah arasında şefaatçi olacağına inanmışlardı. Kur’an ve sünnet o toplumdaki yanlış inançları düzelttiği gibi; yanlış şefaat algısını da düzeltmiş ve onun da nasıl olması gerektiğini öğretmiştir. Şefaatin kapsamını, kimlerin kimlere şefaat edebileceğini ve bu konudaki mutlak iradenin Allah’a ait olduğunu açık bir şekilde belirtmiştir.[6]

Cenâb-ı Hak her şeyi bir sebeple yaratmaktadır. Rızık veren kendisi olduğu halde onun bize gelmesi için sebeplere başvurmamızı irade etmiştir. Şifayı bazen bir hekim, bazen de bir ilaç vasıtasıyla vermiştir. Yaratan ve öldüren kendisi iken bunların gerçekleşmesi için değişik vasıtalar yaratmıştır. Açın doyurulması için bir zengini, hastanın iyileşmesi için bir doktoru vesile kılabilen Allah, bir kulunun da çekeceği azabın tamamından veya bir kısmından kurtulması için bir peygamberini veya sevdiği bir kulunu vasıta kılabilmekte ve bunun olacağını yüce kitabında belirtmektedir.

Esasında şefaat, Allah’ın izni olmadan gerçekleşen bir fiil değildir. Şefaat edenler, ilâhi iradeden bağımsız bir şekilde birilerini kurtarıyor da değildir. Bilakis şefaat, Allah’ın müsaade ettiği bazı kulların müsaade ettiği bazı kullar için kurtuluşlarına vesile olacak dua ve yardım talebinde bulunmasıdır.

Şefaat İle İlgili Bazı Ayetlerin İzahı

İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?” [7]

Bu ayet-i kerime, Allah’ın izni olmadığı takdirde şefaat edilemeyeceğini ifade eder.  Zıt manasıyla da Allah’ın izniyle şefaat edilebileceğine delildir. Zira şefaat olmasaydı, ayet şefaat etmeyi Allah’ın iznine bağlamazdı.

“O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” [8]

Bu ayet şefaatin varlığını açıkça ifade etmekle beraber, şefaatin ancak Allah’ın izniyle ve onun murat ettiği kimselere fayda vereceğini ortaya koymaktadır.

“O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.[9]

Ayet-i celile açık bir şekilde, putların şefaate malik olmadıklarını; şefaate sadece “Bilerek hakka şahitlik edenlerin” malik olduğunu bildirmektedir.

“(Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.”[10] 

Bu ayet-i celilede Peygamber Efendimiz'e (a.s.m.) mümin erkekler ve mümin kadınların günahlarının affı için istiğfar etmesi emredilmiştir. Eğer Efendimiz (a.s.m.)’ın af dilemesinin bir faydası olmasaydı niçin Allah-u Teâlâ Peygamberimiz’e bu emri vermiştir? Eğer şefaat kabul edilmezse -hâşâ- bu emir manasız olmaz mı?

Bu gibi ayetlere bakıldığında şefaatin varlığından bahsedilmiş; fakat Allah’ın izin verdiği kişilere mahsus kılınmış, onun haricindeki şefaatlerin bir fayda vermeyeceği ifade edilmiştir.

Kur’an ayetleri tefsir edilirken aynı konu ile ilgili ayetlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Kur’an ayetleri arasında çelişkiye düşme ihtimali ortaya çıkar. Hâlbuki Kur’an, Allah’ın kelamı olduğundan içinde birbiriyle çelişecek ayetlerin bulunması mümkün değildir. Zira ayeti kerimede “Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.”[11] buyurulur. Bunun için şefaat ile ilgili ayetlere de bu ölçüye göre bakılmalıdır.

Mesela; “Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.”[12] ile “Ey iman edenler! İçinde ne bir alış-veriş, ne bir dostluk, ne de (Allah'ın izni olmadıkça) bir şefaat bulunan bir gün gelmeden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf edin!”[13]  ayetlerinde şefaatin kabul edilmediği gibi bir anlam çıksa da “İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?”[14] “O gün, Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.”[15]  gibi ayetlerle beraber düşünüldüğünde şefaatin tamamen reddedilmediği, Allah’ın iznine bağlandığı anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki ayet-i kerimelerle beraber şefaatle ilgili hadis-i şeriflere bakıldığında şefaatin olduğu ortaya çıkmaktadır.

Şefaatin hak olduğuna dair bir kısım hadis-i şerifler ise şöyledir:

“Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiplerinedir.” [16]

“Kıyamet günü şefaatim haktır. Kim şefaatime inanmazsa ona layık olmaz.”[17]

 “Her Peygamberin müstecab (Allah’ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır.” [18]

“Kıyamet gününde şu üç zümre: Peygamberler, sonra âlimler ve daha sonra da şehitler şefaat edeceklerdir.”[19] 

Bütün bu hadis-i şerifler şefaatin varlığını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda peygamberlerle beraber âlimler ve şehitler gibi salih kimselerin de Allah'ın izniyle şefaat edecekerini bildirmektedir.

İmam Kurtubi, Et-Tezkire isimli eserin de Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’ın ümmetine yapacağı şefaat türlerinden bahsetmiş ve şu beş kısma ayırmıştır:

“Birincisi: Şefaat-i uzma. Yani hesap görülmeden önce mahşer yerindeki dehşetli bekleyişin sona ermesi için Efendimiz’in (s.a.v) yapacağı şefaat.

İkincisi: Ümmeti Muhammed’den bir gurubun, bir topluluğun hesapsız bir şekilde Cennet’e girmesi konusunda Efendimiz’in (s.a.v) yapacağı şefaat.

Üçüncüsü: Hakikatte günahları sebebiyle ateşe atılmayı hak etmiş bir topluluğun Efendimiz (s.a.v)’in ateşe atılmamaları konusunda yapacağı şefaat.

Dördüncüsü: Cehennemde azap görmekte olan bir kısım mü'minlerin oradan çıkarılma hususunda yapacağı şefaat.

Beşincisi: Bir kısım cennet ehlinin derecelerinin yükseltilmesi için Efendimiz’in (s.a.v) yapacağı şefaat.”[20]

İmam Kettani (ra), mütevatir hadisleri topladığı “Nazmül Mütenasir Fil Ehadisil Mütevatir” adlı kitabında, Peygamberimiz’in (s.a.v) “Her peygamberin Allah katında makbul bir duası vardır. Her peygamber duasını dünyada yaptı. Ben ise duamı kıyamette ümmetime şefaat için sakladım.” hadisinin “Ebu Hureyre, Enes, Cabir, Abdullah b. Amr, Ubade b. Samit, Ebu Said El-Hudri, Abdurrahman b. Ebi Ukayl” tarafından sahih olarak rivayet edildiğini ve bu hadisin mütevatir olduğunu söyler. Ayrıca mahşer yerinin dehşetinde, insanların peygamberlere müracaatı ve sonunda Peygamberimiz’e gelip şefaat dileğinde bulunmalarıyla ilgili meşhur hadis on iki sahabeden nakledilmiş mütevatir bir hadistir.[21]

Netice

Kur’an’da bazı ayetlerde mutlak manada şefaatin olmayacağı ifade edilirken, bazı ayetler de ise Allah’ın izin verdiği kimselerin şefaat edebileceği belirtilmektedir. Görünüşte şefaatin olmayacağını ifade eden ayetlerin siyak ve sibakına (öncesi ve sonrası) baktığımızda bu ayetlerin inkârcılardan bahseden ayetler olduğunu görmekteyiz. Kâfirler ve müşrikler hakkında nazil olan ve onların yanlış inançlarını anlatan ayetleri alıp müminler hakkında inmiş gibi düşünmek son derece yanlış olacağı gibi ayetin manasını ve gayesini de esas bağlamından koparmak olur.

Bir konu hakkında Kur’an’ın yaklaşımını en iyi şekilde ortaya koymanın yolu o konu ile ilgili bütün ayetleri ele alıp incelemekle olur. Aksi takdirde çoğu konular hakkında Kur’an’ın farklı lafızlarında çelişki varmış gibi bir durum ortaya çıkabilir ve keyfi yorumlara sebep olabilir. Şefaatle alakalı ayetler, bir bütün halinde değerlendirildiğinde; bir kısım ayetler, yanlış ilâhlar edinen ve bunların kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia eden kimseler için şefaat olmayacağını ifade eder. Bir kısım ayetler de Allah’ın izni ile şefaat edilebileceğini bildirir.

https://risale.online/soru-cevap/sefaat-etme

https://risale.online/soru-cevap/kimler-sefaat-edebilir

[1] Fikret Karaman v.dğr., “Şefaat”, Dini Kavramlar Sözlüğü (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2006), 614.

[2] İlhan Ayverdi, “Şefaat”, Kubbe altı Lügati (Misalli Büyük Türkçe sözlük) (İstanbul: Kubbe Altı Neşriyat, 2006), 3: 2923.

[3] Karaman, “Şefaat”, 614.

[4] Karaman, “Şefaat”, 614.

[5] Seyyid şerif cürcani, Kitabu’t Tarifat (Türkçe Terimler Sözlüğü), trc. Arif Erkan 1. Baskı (İstanbul: Bahar Yayınları, 1997), 130.

[6] Hüseyin Çelik, “Kuran’da Şefaat”, Gaziosmanpaşa Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 3/1. (Haziran 2015): 311.

[7] Bakara, 2/255.

[8] Taha, 20/109.

[9] Zuhruf, 43/86.

[10] Muhammed, 47/19.

[11] Nisa, 4/82.

[12] Bakara, 2/48.

[13] Bakara, 2/254.

[14] Bakara, 2/255.

[15] Taha, 20/109.

[16] İbn-i Mace, “Zühd”, 37.

[17] İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Terceme ve Şerhi, (Ankara: Akçağ Yayınları, 2016), 13: 84.

[18] Müslim, “İman”, 338.

[19] İbn-i Mace, “Zühd”, 37.

[20] Ebubekir Sifil, Ehl-i Sünnet Akâidi, 6. Baskı (İstanbul: Rıhle Kitap (Ravza Yayınları), 2018), s.217.

[21] Kettâni, Mütevatir Hadisler, trc. Hanifi Akın, 1. Baskı, (İstanbul: Karınca Yayınları, 2003), 553.


Etiketler

Alâkalı Sorular

Yorum Yap

Yorumlar