Hakikat-ı Muhammediye: Bu tabirin ifade ettiği, yaratılan ilk varlık fikri, Sehl İbn Abdullah et-Tüsteri isimli tefsir sahibi zattan işitiliyor. Bununla kastedilen, evren dediğimiz varlıklar âleminin dahi yaratılmasından evvel yaratılan şeyin, Hazret-i Muhammed'in (sav) nuru olması meselesini ifade etmektir. Sonrasında, İbn Arabi gibi zatların da bu terkibi kullandığı görülmüştür.
Peygamberimizin (sav); insaniyetini, güzel ahlakını, peygamberliğini, miraca giderken Cebrail (a.s) dâhil bütün varlıkları arkasında bırakıp Rabbi ile görüşen yüceliğini, meleklerden ve diğer peygamberlerden üstünlüğünü, bütün varlıkların övünç kaynağı olmasını ve kâinatın onun hürmetine yaratıldığını ifade eden ve onun Allah katındaki en yüce makamını anlatan bir terkiptir. Bediüzzaman Hazretleri de bu kavramı çok geniş manaları içerecek şekilde kullanmıştır. Soruda ifade edilen metne gelecek olursak, orada da şöyle ifade ediliyor.
[Birinci İşâret] Bu kâinât sâhibinin tezâhür-ü rubûbiyetine ve sermedî ulûhiyetine ve nihâyetsiz ihsânâtına küllî bir ubûdiyetle ve tanıttırmakla mukābele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bu kâinâtta güneşin lüzûmu gibi elzemdir. Nev‘-i beşerin üstâd-ı ekberi ve büyük Peygamber-i Zîşân’ı ve Fahr-i Âlem ve [لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ] hitâbına mazhar ve hakîkat-i Muhammediyesi hem sebeb-i hilkat-i âlem, hem netîcesi, hem en mükemmel meyvesi olduğu gibi, bu kâinâtın hakîkî kemâlâtı ve sermedî bir Cemîl-i Zülcelâl’in bâkî aynaları ve sıfatlarının cilveleri ve hikmetli ef‘âlinin vazîfedâr eserleri ve çok ma‘nîdâr mektûbları olması ve bâkî bir âlemi taşıması ve bütün zîşuûrların müştâk oldukları bir dâr-ı saadet ve âhireti netice vermesi gibi hakîkatler, hakîkat-i Muhammediye ve Risâlet-i Ahmediye ile tahakkuk ettiğinden, nasıl bu kâinât onun risâletine gāyet kuvvetli ve kat‘î şehâdet eder, öyle de...1
Burada Cenab-ı Hakk'ın sınırsız nimet ve ikramlarına karşı en geniş manada ve tam şekilde, teşekkür suretinde karşılık verenin Hazret-i Muhammed (sav) olduğu ifade ediliyor. Bu kâinata güneş nasıl lazımsa, Allah'ın bu ikramlarına karşı Hazret-i Muhammed (sav) ve onun ifade ettiği şükür de öylece lazımdır. Yine burada Hakikat-ı Muhammediye kavramına ait bazı hâller de ifade ediliyor; bunlar da onun manevi büyüklüğü ve makamının ne olduğunu bizlere hatırlatıyor. Tüm kâinatın onun varlığı uğruna yaratıldığını ifade eden kudsî hadisi de tekrar ederek manevi güneş oluşu nazara veriliyor.
Yukarıda geçen bazı hususlar, madde madde sıralandığında daha açık anlaşılacaktır.
Hakikat-ı Muhammediye'nin Bazı Özellikleri
Âlemin yaratılış sebebi ve neticesi olması.
Hayatın hayatı.
Kâinatın hayatı.
En geniş manada ism-i âzama mazhariyet.
Bütün ruh sahiplerinin nuru.
Kâinatın çekirdeği ve en olgun meyvesi.
Onun varlığı ile âlemler manen nurlanır ve şenlenir.
Kâinattaki hakikatin temeli olması.
Cenab-ı Hakk'ın her yerde asıl güç ve kudret sahibi oluşunun bir tebliğcisidir.
Şu koca kâinatın nedenini ve yaratılışın niçinini en güzel şekilde ifade etmesi.
İlahî lütuf ve rahmetin en güzel misali olması.
İlahî şefkat ve muhabbetin en güzel dili.
Ebedî hayatın ve saadetin müjdecisi olması.
İşte bütün bunların ve daha fazlasının, kâinatı istila etmişçesine her yere nüfuz etmesi, Hazret-i Muhammed'in (a.s.m.) hakikatinin ne olduğunu bizlere ifade eder.
Başta âlem-i İslâm, bütün beşer ve bütün zîşuûr, cehennemden daha acı ve korkunç olan ademden, hiçlikten, i‘dâm-ı ebedîden ve fenâ-yı mutlaktan kurtulmak için, dâimî aşk ve şevkle her zamanda; ve câmi‘ mâhiyetlerinin bütün kuvvetleriyle; ve bütün isti‘dâd lisânlarıyla; ve bütün duâlarının ve ibâdetlerinin ve ricâlarının dilleriyle istedikleri hayât-ı bâkiyeyi kuvvetli ve kat‘î beşâret veren risâlet-i Ahmediye’ye ve hakîkat-i Muhammediye’ye şehâdet edip, nev‘-i beşerin medâr-ı iftihârı ve eşref-i mahlûkāt olduğuna imza bastığı gibi, her zamanda üç yüz elli milyon ehl-i îmânın [اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ] sırrınca her gün işledikleri bütün hasenâtların ve hayırların bir misli, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın defter-i hasenâtına girmesi; ve o tek şahsiyet-i Muhammediye yüzer milyon, belki milyarlar âbid-i muhsin kadar küllî bir ubûdiyete ve füyûzâta mazhar bir makam kazanması, o Zât’ın risâletine pek kuvvetli şehâdet edip imza basar.2
Bu metin de yine aynı metnin devamıdır. Burada da ifade edilen, akıl sahibi varlıkların, özellikle de insanların, cehennemden dahi daha acı olan yokluktan kurtulmalarının yolu tarif ediliyor. İnsanların bu istek ve arzusuna yine en geniş manada cevap bulabildikleri merci, Hazret-i Muhammed'dir (sav). Onun âleme gönderilmesiyle mümkün olan birçok şeyden biri ve en önemlisi olan "yeniden var olma hakikati", Efendimiz'in (a.s.m.) getirdiği hakikat ile mümkündür.
Esasında tüm insanların ortak arzusu olan "yeniden var olma"yı mümkün hâle getiren, Hazret-i Muhammed'in (sav) peygamberliğidir. Ümmetinin dua ve hayırlarının, "Sebep olan yapan gibidir." hadis-i şerifi ile her işlenen hayırdan bir mislinin de onun amel defterine geçmesi, Efendimiz'in (a.s.m.) manevi büyüklüğüne işaret eder. Yine bu hâl dahi onun peygamberliğine delil olur hâle gelir.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 587.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 587.

