İlgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Mâdem kırk günden, tâ yetmiş, seksen güne kadar rızk-ı fıtrî devam ediyor. Ve mâdem Rezzâk isminin gāyet geniş bir sûrette rû-yu zemînde cilvesi görünüyor. Ve mâdem hiç ümîd edilmediği bir tarzda memelerden ve odunlardan rızıklar akıyor, baş gösteriyor. 1
Allah’ın Rezzak ismi yeryüzünün her tarafında açıkça tecelli eder. Yani rızık verme işi belli bir canlı türüne, belli bir bölgeye veya belli bir zamana mahsus değildir. İnsanlardan hayvanlara, kuşlardan böceklere, deniz canlılarından bitkilere kadar sayısız varlığın rızıkları, ihtiyaçlarına uygun şekilde ve çoğu zaman hiç umulmadık yerlerden verilmektedir. Bu manayı Kur’an-ı Kerim de açıkça haber verir:
Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a aid olmasın!2
Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:
(Yeryüzünde) hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi te'min edemez). Onlara da size de Allah rızık verir.3
Bu iki ayet birlikte düşünüldüğünde anlaşılıyor ki rızkın hakiki sahibi ve vericisi Allah’tır. Sebepler ise yalnızca birer perdedir. Yeryüzündeki umumi rızık verme faaliyeti, Rezzak isminin geniş cilvesini gösterir. Cenab-ı Hak, her sene bilhassa bahar mevsiminde yeryüzünü sayısız nimetlerle doldurulmuş muhteşem bir sofra haline getirir. Bahar, adeta umumi bir ziyafet mevsimidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
...Yeryüzünü bir sofra-i ni‘met yapmış ki, her bahar mevsiminde üç yüz bin enva‘-ı masnuatıyla tezyin ediyor. Had ve hesaba gelmez enva‘-ı ihsanatıyla dolduruyor. Öyle bir tarzda ki, nihayet ihtilat içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirlerinden ayrılıyor. 4
Baharda yeryüzü tek tip bir nimetle değil, yüz binlerce çeşit varlık ve nimetle süslenir. Her şey birbiri içine karışmış gibi görünse de her tür, kendi ihtiyacına uygun olanı alır. Bu karışıklık içinde şaşırmayan, unutmayan ve her şeye münasip rızkı veren Zat, elbette Rezzak-ı Zülcelal’dir. Çünkü bütün alemlerin Rabbi olan Allah, aynı zamanda onların rızkını da veren Zat’tır.
Rezzak isminin yeryüzündeki en geniş cilvelerinden biri de bahar mevsiminde kurulan büyük hayat sahibi varlıklar ordusudur. Bitkiler ve hayvanat adeta ayrı ayrı milletler gibi yeryüzünde yayılır; her birinin elbisesi, gıdası, yaşayışı ve ihtiyacı farklıdır. Fakat bütün bunların rızıkları aynı anda, karıştırılmadan, tam vaktinde verilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Bahar mevsiminde zeminin yüzünde çadırları kurulmuş muhteşem dört yüz bin milletten mürekkeb nebatat ve hayvanat ordusuna bak ki, bütün o milletler, o taifeler birbiri içinde oldukları halde; her birinin libası ayrı, erzakı ayrı, silahı ayrı, tarz-ı hayatı ayrı, ta‘limatı ayrı, terhisatı ayrı oldukları halde ve o hacatlarını tedarik edecek iktidarları ve o metalibi isteyecek dilleri olmadığı halde, daire-i hikmet ve adl içinde mizan ve intizam ile Hakk ve Rahman ve Rezzak ve Rahim ve Kerim ünvanlarını seyret, gör. Nasıl hiç birini şaşırmayarak, unutmayarak, iltibas etmeyerek, terbiye ve tedbir ve idare eder. 5
Bu kadar çok canlı türü, birbiri içinde yaşadığı halde hiçbirinin rızkı karıştırılmıyor. Her birine uygun gıda, uygun zamanda yetiştiriliyor. Demek ki rızık verme işi kör tabiatın, tesadüfün veya şuursuz sebeplerin işi değildir. Bilakis ilim, hikmet, adalet ve rahmet sahibi bir Rububiyetin eseridir.
Özellikle yavruların rızıklandırılması, Rezzak ve Rahim isimlerinin çok parlak bir cilvesidir. Yeni doğan bir yavrunun gücü yoktur, bilgisi yoktur, istemeyi bile tam bilmez; fakat en münasip gıda onun için hazır edilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahman-ı Rahim’in, gāyet müşfikāne ve mürebbiyane bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu isbat eder. 6
Bu durum, rızkın sadece verilmediğini; aynı zamanda şefkatle, hikmetle ve terbiyeye uygun tarzda verildiğini gösterir. Yavruya gönderilen süt, sadece bir gıda değil; aynı zamanda İlahi merhametin açık bir göstergesidir.
Rızkın umulmadık yerlerden gelmesi de Rezzak isminin ayrı bir cilvesidir. Hayvanlar kendi kendilerine süt yapamazlar; ağaçlar meyveyi kendi ilimleriyle veremezler. Fakat İlahi rahmet onları birer vesile ve birer sofra haline getirir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar, Bismillah derler. Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere, Rezzak namına en latif, en nazif ab-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. 7
Hayvanların süt vermesi sıradan bir biyolojik olay değil, doğrudan doğruya rahmet feyzinin bir tecellisidir. Yani inek, koyun veya keçi hakiki manada rızık verici değildir; onlar Rezzak ismi hesabına çalışan birer memur gibidir. Aynı hakikat, Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilir:
Muhakkak ki sizin için, sağmal hayvanlarda da gerçekten bir ibret vardır. Size on(lar)ın karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz. 8
Bu ayet, sütün ne kadar harika bir nimet olduğunu ve bu nimetin arkasında doğrudan İlahi ihsan bulunduğunu gösterir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri süt, meyve ve bal gibi nimetlerin yaratılışını da Rezzakiyetin açık delilleri arasında şöyle sayar:
Cenab-ı Hakk’ın koyun, keçi, inek, deve gibi mahluklarını insanlara halis, safi, leziz bir süt çeşmesi; üzüm ve hurma gibi masnu‘ları da insanlara latif, leziz, tatlı birer ni‘met tablaları ve kazanları; ve arı gibi küçük mu‘cizat-ı kudretini şifalı ve tatlı güzel bir şerbetçi yaptığını ayet şöylece gösterdikten sonra, tefekküre, ibrete, başka şeyleri de kıyas etmeye teşvik için اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةً لِقَوْمٍ یَتَفَكَّرُونَ der, hatime verir. 9
Süt, meyve ve bal; bunların her biri farklı bir varlıktan elde ediliyor fakat hepsi aynı rahmet hazinesinden gönderiliyor. Demek ki Rezzak isminin cilvesi yalnız insanlarda değil; hayvanlarda, ağaçlarda ve hatta küçük bir arıda dahi açıkça görünüyor.
Ağaçların ve dalların meyve yetiştirmesi de bu hakikatin dikkat çekici bir yönüdür. Kuru, şuursuz ve dilsiz ağaçlar, en leziz ve en sanatlı meyveleri veriyor. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Ve keza, ağaçlara lazım olan erzak ve gıdalarını ağaçların yüksek dallarına ma‘nevi asansörlerle çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı didar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan icad ve ihraç etmekle, o kuru ağacı acib bir vaz‘iyete ve hayatdar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumi ağır gelir mi? 10
Meyvenin yaratılışı, yalnız rızık yönüyle değil; aynı zamanda kudret ve haşir delili olarak da görülür. Kuru bir ağaçtan yumuşak, sulu, tatlı ve renkli meyvelerin çıkması, Rezzak isminin ne kadar latif ve harika bir şekilde tecelli ettiğini gösterir.
Toprak, otlar, ağaçlar ve dallar da hakikatte kendi başlarına bir şey yapmazlar. Onlar, İlahi nimetlerin ulaştırılmasına vesile olan tablacı hükmündedir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şu veciz ifadeyle anlatır:
Hem toprak nebatatıyla açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor. Birisi o kapıyı açıyor. Ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hububatı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, ayet gösteriyor ki, onlar bir Hakim-i Rahim’in perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış. Zihayatlara uzatıyor. İşte şu beyanattan Rahim, Rezzak, Mün‘im, Kerim gibi çok esmanın matla‘ları görünüyor. 11
Buna göre ağaç, dal, toprak ve ot; nimetlerin hakiki sahibi değildir. Onlar, Allah’ın rahmet hazinesinden gönderdiği nimetlerin bağlandığı ipler gibidir. Rızık ve nimet verici olan yalnız Allah’tır.
Meyvelerin içindeki latif gıdalar da aynı hakikatin başka bir yönüdür. Çamurlu suyla beslenen ağaçlardan süt gibi, şerbet gibi, tatlı ve saf gıdalar çıkması, tesadüfle açıklanamaz. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan hindistan cevizine ve incir gibi meyvedar ağaçlara Rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi güzel bir gıdayı isterler. Alırlar, meyvelerine yedirirler. Kendileri çamur yerler. Hem nar ağacı, safi bir şarabı hazine-i rahmetten alıp, meyvesine yedirir, kendisi çamurlu bir bulanık suya kanaat eder. 12
Bu durum, meyvelerin arkasındaki İlahi ikramı çok açık gösterir. Ağacın içtiği bulanık su ile verdiği berrak, tatlı ve faydalı meyve arasında büyük fark vardır. Bu fark, sebeplerin değil; Rezzak ve Kerim olan Allah’ın fiilini, yaratıcılığını gösterir.
Bir tek elmayı hakiki manada rızık olarak vermek bile aslında bütün yeryüzü sistemine hükmetmeyi gerektirir. Çünkü o elmanın meydana gelmesi; güneşe, havaya, suya, toprağa, geceye, gündüze ve mevsimlere bağlıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
Rızkınız yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise bahara bakar. Bahar ise, şems ve kameri teshir eden, gece ve gündüzü çeviren zatın elindedir. Öyle ise, bir elmayı bir adama hakiki rızık olarak vermek, bütün yeryüzünü bütün meyvelerle dolduran o Zat verebilir ve o ona hakiki Rezzak olur. 13
Bir elma sıradan bir meyve gibi görünse de onun arkasında bütün kâinatla irtibatlı bir faaliyet vardır. Baharı getiremeyen, güneşi emrine veremeyen, gece ve gündüzü çeviremeyen; hakikatte bir elmayı da rızık olarak veremez. O halde hakiki Rezzak, ancak bütün kâinatın dizginini elinde tutan Allah’tır.
Kısacası, “Ve madem Rezzak isminin gāyet geniş bir surette ru-yu zeminde cilvesi görünüyor” cümlesi; yeryüzündeki bütün canlıların rızıklarının umumi, hikmetli, rahmetli, karıştırılmadan ve tam vaktinde verilmesinin, Allah’ın Rezzak isminin açık bir tecellisi olduğunu anlatır. Baharın umumi sofrası, yavrulara gönderilen sütler, ağaçlardan çıkan meyveler, arıdan çıkan bal, hayvanlardan akan süt ve sayısız canlının ihtiyaçlarına uygun rızıklarla beslenmesi; hep bu ismin parlak cilveleridir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 64.
Hud, 11/6.
Ankebut, 29/60.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 17-18.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 311.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 91.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2.
Nahl, 16/66.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 128.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 104.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 130.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 130.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 126.

