Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

225

"Rızık İktidar İle Ters Orantılıdır" ve "İnsana Ancak Çalıştığı Vardır" Hakikatlerinin İzahı

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Üstad Bediüzzaman, rızkın iktidar ile ters orantılı olduğunu; hatta ağaç gibi hareketsiz varlıkların daha çok rızıklandığını, tilki ve maymun gibi çabalayan hayvanlar aç kalırken balık gibi hareketsiz ve “aptal” hayvanların semiz olduğunu ifade ediyor.

Ancak Kur’an’da “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuruluyor. Büyüklerimiz de “Nerede hareket, orada bereket” diyor. O hâlde insan çalıştıkça, rızkını aradıkça rızkının artmayacağı mı anlaşılmalıdır? Elbette böyle değildir. Peki, Bediüzzaman’ın rızıkla iktidar arasındaki bu izahı ile çalışmayı teşvik eden ayet ve “harekette bereket” düsturu nasıl birlikte anlaşılmalıdır?

08.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri’nin rızkın iktidar ile ters orantılı olduğunu beyan etmesi ile Kur’an’ın çalışmayı emretmesi ve “harekette bereket olması” hakikati arasında hiçbir çelişki yoktur. Bu iki hakikat, “rızkın yaratıcısının kim olduğu” ile “insanın sebepler dairesindeki vazifesinin ne olduğu” ayrımıyla tam olarak birleşir. Kur’an, rızkın Allah’tan olduğunu açıkça şöyle bildirir:

Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.1

Buna karşılık insanın vazifesinin de çalışma ve teşebbüs olduğunu da şöyle haber verir:

İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.2

Demek ki kulun görevi çalışmak, neticeyi yaratmak ise Allah’a aittir. İnsan tarlayı sürer, dükkan açar, iş arar, tedbir alır; fakat bunlar rızkı bizzat yaratan hakiki sebep değildir. Rızık, doğrudan doğruya Rezzak-ı Hakiki olan Rabbimizin hazinesinden ihsan edilir.

“Nerede hareket orada bereket” sırrı da, sebepler dairesinde İlahi bir kanun olan adetullaha uymak ve fiili bir dua ile rahmet kapısını çalmaktır. Ağaçların ve balıkların zahiren çalışmadan rızıklandırılması, rızkı verenin sırf iktidar ve çeviklik değil, acz ve ihtiyaca bakan rahmet-i İlahiye olduğunu gösterir. İnsan ise akıl ve cüz’-i ihtiyar sahibi olduğu için, fiili dua hükmündeki çalışmasıyla o rahmet kapısını çalmakla mükelleftir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

Evet, vâsıta-i rızk-ı helâl iktidâr ve ihtiyâr ile olmadığını; belki acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvâzene etmek kâfîdir. 3

Yani burada verilmek istenen ders, “çalışmayın” değildir. Asıl ders, “rızkı hırs ile değil, tevekkül ile isteyin” hakikatidir. Çünkü acz ve fakr, rahmet-i İlahiyeyi celb eder; hırs ise çoğu zaman insanı yorar, huzurunu kaçırır ve bereketi azaltır. Bu sebeple Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği misaller, “Ne kadar çok hırs edersem o kadar çok kazanırım” zannını kırmak içindir. Bazı zayıf, aciz, hatta hareketsiz varlıkların daha iyi rızıklanması; bazı çevik ve hırslı varlıkların ise zahmet çekmesi, rızkın asıl sebebinin koşuşturma olmadığını gösterir. Sebeplerin bir araya gelip neticeye vesile olması da başlı başına bir fiili dua hükmündedir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu manayı şöyle açıklar:

Hem şu isti‘dâd lisânıyla duâ nev‘inden birisi de şudur ki, esbâbın ictimâı, müsebbebin îcâdına bir duâdır. Yani esbâb bir vaz‘iyet alır ki, o vaz‘iyet bir lisân-ı hâl hükmüne geçer. Ve müsebbebi Kadîr-i Zülcelâl’den duâ eder, isterler. Meselâ su, harâret, toprak, ziyâ, bir çekirdek etrafında bir vaz‘iyet alarak, o vaz‘iyet bir lisân-ı duâdır ki, Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Hâlikımız derler. Çünkü o mu‘cize-i hârika-i kudret olan ağaç, o şuûrsuz, câmid, basît maddelere havâle edilmez, havâlesi muhâldir. Demek ictimâ‘-ı esbâb bir nevi‘ duâdır. 4

Bu çerçevede çalışma, istenilen şeyi ortaya çıkaran bağımsız bir kuvvet değil; Allah’ın koyduğu sebepler dairesinde bir müracaat, bir teşebbüs ve bir fiili duadır. Onun için Kur’an’ın “Ve (yine bildirilmedi mi ki) şübhesiz insan için, (kendi) çalıştığından başkası yoktur! 5” beyanı, rızkın yaratıcısının insan olduğunu söylemez; bilakis insanın dünya tarlasında çalışarak kulluk vazifesini yerine getirmesini emreder. Helal rızık için meşru dairede çabalamak, emr-i İlahiye itaat noktasında bir nevi ibadettir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu da şu şekilde beyan eder:

Rızka çalışmak ise, emr-i İlâhî noktasında bir nevi‘ ubûdiyettir. Benim mahlûkātımın ve rızıklarını deruhde ettiğim nefislerinizin ve ıyâlinizin ve hayvanâtınızın rızkını tedârik etmek, güyâ bana âittir. Sizler bana âit rızık ve it‘âmı ihzâr etmek için yaratılmamışsınız. Çünkü Rezzâk benim. Sizin ve müteallikātınız olan ibâdımın rızkını ben veriyorum. Siz bunu bahâne edip ubûdiyeti terk etmeyiniz... Belki sizin asıl vazîfeniz ubûdiyettir. Evâmirime göre rızka çabalamak da bir nevi‘ ibâdettir. 6

Bu sebeple ayet insanı tembelliğe değil, gayrete çağırır. İnsan sebeplere teşebbüs edecek, tedbir alacak, meşru dairede işinin peşinden gidecek; fakat kazandığını kendi kuvvetinin eseri bilmeyecektir. Nitekim başka bir ayet de bu dengeyi gösterir:

Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından isteyin.7

Yani kul hem ibadetini yapar hem rızkını arar; fakat aradığı şeyin Allah’ın fazlı olduğunu unutmaz. Yine bir başka ayette şöyle geçer:

Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.8

Burada da rızkın yalnız zahiri hesaplara bağlı olmadığı, takva ve tevekkül ile umulmadık kapıların açılabileceği ders verilir.

“Nerede hareket, orada bereket” sözü de bu ölçü içinde doğrudur. Hareket berekete bir vesile olabilir; fakat bereketi yaratan hareketin kendisi değildir. Bereket, Allah’ın meşru hareketin içine koyduğu bir feyizdir. İnsan çalışır; ama bereketi çalışmasından değil, Allah’ın ihsanından bilir. Her çalışanın mutlaka istediği kadar netice elde edememesi de bunu gösterir. Demek ki çalışma bir vazifedir, rızık ise bir ihsan-ı İlahidir.

Çalışmanın önündeki en büyük engellerden birisi ise hırstır. Tevekkül, kanaat ve iktisad içinde yapılan helal ve meşru çaba berekete vesile olur. Fakat insan, rızkı kendi iktidarı, aklı ve becerisiyle kazanacağına inanarak kör bir hırs ile dünyaya saldırırsa, bu defa bereket kaçar ve “hırs mahrumiyete sebeptir” hükmü tecelli eder. Tilki ve maymunun hırsla koşup cılız kalması, balıkların ise zahiren daha sakin halleriyle semiz olması, bu manaya işaret eden fıtri delillerdendir. Üstad Bediüzzaman Hazreteleri bu noktayı da şöyle ifade eder:

Hırs, hasâret ve muvaffakıyetsizliğin sebebidir olan darb-ı mesele mâsadak olur. Hırs ile kanâatin te’sîrâtı, zîhayat âleminde gāyet geniş bir düstûrla cereyân ediyor... Hem semiz balıkların vaz‘iyet-i kanâatkârânesi, mükemmel rızıklarına medâr olması; tilki ve maymun gibi zeki hayvanların hırs ile rızıkları peşinde koşmakla beraber kâfî derecede bulamamalarından cılız ve zayıf kalmaları, yine hırs ne derece sebeb-i meşakkat; ve kanâat, ne derece medâr-ı rahat olduğunu gösterir. 9

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadisinde şu şekilde buyurur:

Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler. 10

Bu hadis, kuşların yuvalarında oturduğunu değil, sabahleyin çıktıklarını gösterir. Yani tevekkül, çalışmayı bırakmak değil; çalışırken kalben Allah’a dayanmak, rızkı O’ndan bilmektir. Bir başka hadiste de şöyle buyrulur.

Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi. 11

Bu hadisde de çalışma ve helal kazanç teşvik edilmiştir. Demek ki İslamiyet hem çalışmayı emreder, hem tevekkülü ders verir; hem gayreti över, hem de hırsı yasaklar.

İnsanın iktidarı geliştikçe ve “Ben kendi gücümle kazanıyorum” davasına girdikçe, rızıktaki latif şefkat tecellileri perdelenebilir. Buna karşılık yavruların ve bitkilerin hiç iktidarı olmadığı halde rızıklarının en latif surette ayaklarına gelmesi, Allah'ın rahmet ve şefkat tecellilerini celb eden mühim bir vesilenin acz ve zaaf olduğunu gösterir. Bunun için insan da çalışırken kendi gücüne güvenmek yerine, mutlak aczini ve ihtiyacını bilerek tevekkül etmelidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu manayı da şöyle dile getirir:

Rızk-ı helâl, acz ve iftikāra göre gelir. İktidâr ve ihtiyâr ile değildir. Belki o rızk-ı helâl, iktidâr ve ihtiyâr ile ma‘kûsen mütenâsibdir. Çünki, çocukların iktidâr ve ihtiyârı geldikçe rızıkları azalır ve uzaklaşır, sakîlleşir. 12

Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himâyeti tahrîk ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himâyeti ithâm etmek sûretiyle ahmakāne bir gurur ile, Ben kuvvetimle bunları teshîr ediyorum dese, elbette bir tokat yiyecektir. 13

Kaynakçalar
  1. Hud, 11/6.

  2. Necm, 53/39.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 10.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 128.

  5. Necm, 53/39.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 310-311.

  7. Cuma, 62/10.

  8. Talak, 65/3.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 152.

  10. Tirmizî, Zühd, 33.

  11. Buhârî, Enbiya, 37.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 252.

  13. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 119.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız