Her namazdan sonra tesbihat yapmak sünnettir. Aynı şekilde tesbih ve tekbirleri sağ ve sol elin parmaklarıyla saymak da sünnet kılınmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) tesbihleri parmak boğumlarıyla çekerdi. Bu konudaki bazı hadis-i şerifler şöyledir
Resulullahın (a.s.m.) tesbihi, sağ elinin boğumlarıyla saydığını gördüm.1
(Tesbihleri) parmak uçları (boğumları) ile sayın, çünkü onlar (Kıyamet günü) sorguya çekilecek ve konuşturulacaktır.2
Abdullah b. Amr şöyle dedi:
Peygamber'i (s.a.v.) tesbihleri (parmaklarıyla) sayarken gördüm.3
Tesbih ile saymak da caizdir. Bu konuda bazı hadisler de şöyledir:
Sa’d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh’in rivayet ettiğine göre, kendisi bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken bir kadının yanına girdi. Peygamber aleyhisselâm kadına:
“Bundan daha kolayını -veya daha faziletlisini- sana haber vereyim mi?” diye sorduktan sonra şöyle buyurdu: “Sübhânallahi adede mâ halaka fi’s-semâi ve sübhânallahi adede mâ halaka fi’l-ard ve sübhânallahi adede mâ beyne zâlike ve sübhânallahi adede mâ hüve hâlik:
Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yeryüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yerle gök arasında yarattıkları sayısınca ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim, de. Allahü ekber’i de böyle, elhamdülillâh’ı da böyle, lâ ilâhe illallah’ı da böyle, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ı da böyle söylersin.”4
İbn Âbidîn bu hadisten hareketle şu değerlendirmelerde bulunmuştur:
Hz. Peygamber (s.a.v.) onu bundan nehyetmedi. Onu sadece kendisi için daha kolay ve daha faziletli olan zikre yönlendirdi. Eğer yaptığı iş mekruh olsaydı, bunu ona mutlaka açıklardı.5
Daha sonra tesbihin bu uygulamadan farklı bir şey olmadığı belirtilerek şöyle demiştir:
Riya söz konusu olmaksızın tesbih edinmekte bir sakınca yoktur.”6
İmam Suyuti de şöyle demektedir:
Selef'ten (önceki âlimler) veya Halef'ten (sonraki âlimler) hiçbir kimseden zikri tesbihle saymanın caiz olmadığına dair bir yasaklama nakledilmemiştir. Bilakis onların çoğu zikri onunla sayar ve bunu mekruh görmezlerdi.7
Aliyyü'l Kari ise bu konuda şunları söylemektedir:
Ebû Hüreyre'den (r.a.) nakledildiğine göre; onun bin düğümlü bir ipliği vardı ve onunla tesbih çekmeden uyumazdı. Bir başka rivayette ise (tesbihini) hurma çekirdekleriyle çektiği ifade edilmiştir.
İbn Hacer şöyle demiştir: Sahabeden ve müminlerin annelerinin (Peygamber Efendimiz'in eşlerinin) bazılarından hurma çekirdekleri ve çakıl taşlarıyla tesbih çektiklerine dair rivayetler çoktur. Hatta Hz. Peygamber (a.s.) bunu görmüş ve onaylamıştır (yasaklamamıştır).
Denilmiştir ki: Tesbihi parmak boğumlarıyla saymak, tesbih âletiyle (misbaha) saymaktan daha faziletlidir. Ve yine denilmiştir ki: Eğer (kişi sayıda) yanılmayacağından eminse o (parmaklarla saymak) evlâdır; aksi takdirde o (tesbih kullanmak) evlâdır.8
Sonuç olarak zikir ve tesbih konusunda parmak uçlarına ve parmak sayısına ayrı bir özellik tanındığına ve sünnetin bu yolda icra edildiğine göre, Arapların "sübha", bizim ise "tesbih" dediğimiz âletle zikir ve tesbihte bulunmak, parmak uçları ve boğumları hesaplanarak yapılan tesbih kadar faziletli değildir.9 Ancak kişi parmak uçları ile saymak suretiyle yanılırsa bu sefer tesbih kullanmak daha evlâdır.10
Bununla beraber tesbih kullanmanın bid'at olduğunu söylemek de doğru değildir. Zira İbn Âbidîn'in de dediği gibi Peygamberimiz (s.a.v.) tesbih kullanan birini görmüş ve onu bu işten sakındırmamıştır. Ayrıca Peygamber Efendimizin (sav) hanımları ve bazı sahabiler tarafından da kullanıldığı bilinmektedir.
Tirmizî, Daavât: 24.
Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ, el-Câmiu’l-kebîr (Sünenü’t-Tirmizî), thk. Şuayb el-Arnaût vd. (Dâru'r-Risâleti'l-Âlemiyye, 1. Basım, 2009), c.6, s. 97.
Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ, el-Câmiu’l-kebîr (Sünenü’t-Tirmizî), thk. Şuayb el-Arnaût vd. (Dâru'r-Risâleti'l-Âlemiyye, 1. Basım, 2009), c.6, s. 97, hadis no: 3792.
Tirmizî, Daavât 113. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24
İbn Âbidîn, Muhammed Emîn b. Ömer, Reddü’l-Muhtâr ʿale’d-Dürri’l-Muhtâr, Beyrut: Dârü’l-Fikr, ts., c. 1, s. 651.
İbn Âbidîn, Muhammed Emîn b. Ömer, Reddü’l-Muhtâr ʿale’d-Dürri’l-Muhtâr, Beyrut: Dârü’l-Fikr, ts., c. 1, s. 651.
Süyûtî, Abdurrahman b. Ebû Bekir Celâleddîn, el-Hâvî li’l-Fetâvî, Beyrut: Dârü’l-Fikr li’t-Tıbâa ve’n-Neşr, 1424/2004, c. 2, s. 7.
Molla Ali el-Kārî, Ali b. Sultan Muhammed, Mirḳātü’l-Mefâtîḥ Şerḥu Mişkâti’l-Mesâbîḥ, Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1. bs., 1422/2002, c. 2, s. 767.
Molla Ali el-Kārî, Ali b. Sultan Muhammed, Mirḳātü’l-Mefâtîḥ Şerḥu Mişkâti’l-Mesâbîḥ, Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1. bs., 1422/2002, c. 2, s. 767.; Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y., c.2, s. 795
Molla Ali el-Kārî, Ali b. Sultan Muhammed, Mirḳātü’l-Mefâtîḥ Şerḥu Mişkâti’l-Mesâbîḥ, Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1. bs., 1422/2002, c. 2, s. 767.

