Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Ey nefisperest nefsim! Ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet, şu kâinâtın bir sebeb-i vücûdudur. Hem şu kâinâtın râbıtasıdır. Hem şu kâinâtın nûrudur, hem hayatıdır. İnsan, kâinâtın en câmi‘ bir meyvesi olduğu için, kâinâtı istîlâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine dercedilmiştir. İşte şöyle nihâyetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihâyetsiz bir kemâl sâhibi olabilir.1
Muhabbet Şu Kâinatın Sebeb-i Vücududur
Cevap için bakınız:
Muhabbet Kâinatın Rabıtasıdır
Kâinatta varlıkların birbirleriyle alâkadar olması ve bir düzen içinde bulunması muhabbetin bir tezahürü olarak görülür. İnsan hayatında aile bağları, dostluklar, toplumsal ilişkiler ve fedakârlık gibi durumlar sevgi sayesinde devam eder. Anne ile evlât arasındaki bağdan insanların birbirine yardım etmesine kadar pek çok ilişki, muhabbetin kurduğu bu bağın yansımalarıdır. Böylece muhabbet, hem bireysel hem de toplumsal hayatın temelini oluşturur.
Muhabbet Kâinatın Nurudur
Sevgi olmadığı zaman insan kâinata yabancılaşır ve varlıkları anlamsız, hatta ürkütücü görebilir. Muhabbet ise eşyaya anlam kazandıran bir nur gibidir. İnsan sevgiyle baktığında kâinatı dostane, ünsiyetli ve anlamlı görür. Bu durumda varlıklar, karanlık ve dağınık unsurlar olmaktan çıkar; Allah’ın rahmetini ve hikmetini gösteren anlamlı bir bütün hâline gelir.
Muhabbet Hayatın Nurudur
Muhabbetsiz bir hayat kuru, sönük ve tatsız kalır. İnsanı harekete geçiren, onu başkaları için bir şeyler yapmaya sevk eden temel güç sevgidir. Fedakârlık, şefkat, hizmet ve ibadet gibi yüksek duygular muhabbetle beslenir. Sevgi ortadan kalktığında ise yerini düşmanlık, bencillik ve yıkıcılık alır. Bu da insanın manevî hayatını zedeler ve huzurunu bozar.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 148.

