Kurban

31.08.2024

2011

Kurban Nedir? Kurban İbadetinin Gerçek Anlamı ve Gayesi

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bir Müslüman kurban keserken aslında tam olarak ne yapmış olur? Kurbanın gerçek manası nedir?


31.08.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Kurban kelimesi, Arapçada maddî ve mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatan geniş bir anlam alanına sahiptir. Dinî terminolojide ise Allah’a yakınlık sağlamak maksadıyla, ibadet niyetiyle belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu maksatla kesilen hayvanı ifade eder. Kurban Bayramı’nda kesilen kurbana "udhiye", hacda kesilen kurbana ise "hedy" denir.1

Kurban, bir Müslümanın Allah’a olan bağlılığını, teslimiyetini ve şükrünü göstermesinin önemli ibadetlerinden birisidir. İnsan kurban keserken yalnızca bir hayvanı kesmiş olmaz. Aynı zamanda Allah’a yaklaşmayı, O’nun emrine boyun eğmeyi ve sahip olduğu nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu kabul ettiğini de göstermiş olur. Ayrıca bu ibadet, paylaşmayı, yardımlaşmayı ve toplumdaki kardeşlik duygusunu güçlendirmeyi de içinde barındırmaktadır. Bu ibadetin manasını, tarihini ve kişiye kazandırdığı maddi ve manevi güzellikleri başlıklar halinde kısaca şöyle ifade edebiliriz:

Hz. Âdem’den Hz. İbrahim’e Kurban İbadeti

Kurban ibadetinin geçmişi, insanlık tarihi kadar eskidir. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre kurban ibadeti ilk insan olan Hz. Adem (as) dönemine kadar uzanmaktadır. Ayette şöyle geçmektedir:

(Ey Resûlüm!) Onlara, Âdem'in iki oğlunun (Hâbil ile Kabil'in) haberini de hakkıyla oku! Hani birer kurban takdîm etmişlerdi de birisinden (Hâbil'den) kabûl edilmiş, diğerinden (Kabil'den) ise kabûl edilmemişti. (Kabil, Hâbil'e:) “Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. (Hâbil ise:) “Allah, ancak takvâ sâhiblerinden (amellerini) kabûl buyurur” dedi.2

Hâbil’in kurbanı kabul edilirken Kâbil’inki kabul edilmemiştir. Bunun sebebi ise Hâbil’in samimiyeti ve takvasıdır. Bu olay, kurbanda asıl önemli olanın yalnızca dış görünüş değil, kişinin ihlası ve Allah’a karşı olan bağlılığı olduğunu göstermektedir.

Kurban ibadeti aynı zamanda Hz. İbrahim’in (as) teslimiyetinin de en büyük sembollerinden birisidir. Bu olay Kur'an'da şöyle anlatılmaktadır:

Nihâyet (çocuğu) onunla berâber çalışacak çağa erişince (İbrâhîm): “Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda (rüyâmda) görüyorum ki, gerçekten ben seni boğazlıyorum(kurbân ediyorum); artık bak, (bu rüyâm hakkında) sen ne görürsün (fikrin nedir)?” dedi.(Çocuğu İsmâîl:) “Ey babacığım! Sana emredileni yap! İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın!” dedi. Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: “Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!” diye seslendik. Ve (oğluna bedel) ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Hem sonraki (ümmet)ler içinde ona (iyi bir nâm) bıraktık. İbrâhîm'e selâm olsun! İyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.3

Hz. İbrahim (as), rüyasında oğlu Hz. İsmail’i (as) kurban ettiğini görmüş ve bunun İlâhî bir emir olduğunu anlamıştır. Hem baba hem de oğul büyük bir teslimiyet göstererek Allah’ın emrine boyun eğmişlerdir. Tam bu sırada Allah Hz. İsmail’in (as) yerine büyük bir kurbanlık göndermiştir. Bu hadise, kurban ibadetinin özünde Allah’a teslimiyet, sadakat ve fedakârlık bulunduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Kurban İbadetinin Dindeki Yeri

Kurban, sadece bir gelenek değil; Kur’an, sünnet ve ümmetin ortak kabulüyle sabit olan önemli bir ibadettir. Bu ibadet hicretin ikinci yılında meşru kılınmış ve Müslümanlara Allah’a yaklaşmanın bir yolu olarak emredilmiştir. Nitekim Kur'an'da Rabbimiz şu ayetler ile kurban ibadetini bildirmiştir:

Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!4

Tâ ki kendilerine âid (dünyevî ve uhrevî) menfaatlere şâhid olsunlar ve (Allah'ın) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah'ın ismini zikretsinler! Artık (siz de) bunlardan yiyin, darda kalmış fakire de yedirin!5

Her ümmet için bir kurban ibadeti (ve yeri meşru’) kıldık ki, (O’nun) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar (dan kurban keserken) üzerine Allah’ın ismini zikretsinler! Çünkü sizin İlâhınız tek bir İlahtır; öyle ise O’na teslîm olun! (Ey Resulüm!) İşte o gönülden bağlı olanları müjdele!6

Unutmayın ki, o kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Sizden Allah’a ulaşacak olan tek şey takvânızdır. Allah böylece o hayvanları hizmetinize verdi ki, sizi doğru yola ilettiği için tekbir getirerek Allah’ın büyüklüğünü ilan edesiniz! Resûlüm! Artık o iyilik eden ve işini güzel yapanları müjdele!7

Kur’an’da namaz ile kurbanın birlikte zikredilmesi, kurbanın önemli bir ibadet olduğuna göstermektedir. Ayrıca ayetlerde kurban keserken Allah’ın adının anılması emredilerek, yapılan ibadetin yalnızca Allah rızası için olması gerektiği nazara verilmiştir. Kurban etinin fakirlere dağıtılmasının emredilmesi ise bu ibadetin sosyal yönünü açıkça göstermektedir. Bu bağlamda kurban insanı cimrilikten uzaklaştıran, paylaşmayı öğreten ve toplumdaki kardeşlik duygularını güçlendiren bir ibadettir.

Ayrıca "Her ümmet için bir kurban ibadeti kıldık" ayeti, kurbanın sadece İslam ümmetine değil, önceki ümmetlere de emredilmiş köklü bir ibadet olduğunu göstermektedir. Sevgili Peygamberimiz (sav) kurban ibadeti konusunda şöyle demektedir:

Âdemoğlunun, Kurban bayramının birinci günü yaptığı işlerin Allah’a en sevimli olanı, (kurban) kanı akıtmaktır, (O gün Allah katında bundan daha sevimli bir amel yoktur.) Kıyâmet günü o kurban, boynuzları, tırnakları ve kıllarıyla gelir. Kurbanın kanı da, henüz yere düşmeden Allah’ın rızâsına nâil olur ve kabul edilir. O hâlde, kurbanlarınızı gönül hoşnutluğu ile kesin!8

Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse, bizim mescidimize yaklaşmasın!9

Hz. Peygamber (sav) emredildikten sonra kurban kesmeyi hiç terk etmemiş hatta yolculukta bile kesmiş ve şöyle buyurmuştur: Ey insanlar! Her sene her bir ev halkına kurban kesmek vâciptir.10

Allah indinde günlerin en büyüğü, Kurban bayramı günüdür, bunu, fazilette yevmü’l-karr (bayramın ikinci günü) takib eder.11

Câbir (r.a.), Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) kurban kesmesini şöyle anlatır. “Rasûlullah, kurban günü alacalı ve boynuzlu iki koç kesti. Onları (yatırıp kıbleye) yöneltince:

-Ben Hanîf olarak (Allah’ı bir tanıyarak), yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim. (En’âm 6/79)
-De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum ve ben Müslümanların ilkiyim» (En’âm 6/162-163.) âyetlerini okudu ve:
Bismillahi vallâhu ekber. Bu, benim adıma ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır! deyip koçu kesti.12

Bu hadisler, kurban ibadetinin Allah katındaki değerini ve Müslümanın hayatındaki manevi yerini açıkça göstermektedir. Peygamber Efendimiz (sav), kurban kesmenin Allah’a yakınlaşmaya vesile olan büyük bir ibadet olduğunu bildirmiştir. Hz. Peygamber (sav) imkânı olduğu halde kurban kesmeyen kimseleri sert bir dille uyarması, bu ibadetin önemini göstermektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in (sav) yolculukta bile kurban kesmesi hem de ümmeti adına kurban takdim etmesi, onun bu ibadete verdiği değeri göstermektedir. Kurban keserken okuduğu ayetlerde ise bütün ibadetlerin, hayatın ve ölümün yalnızca Allah için olduğu ifade edilerek kurbanın özünde teslimiyet, tevhid ve kulluk bilincinin bulunduğu göstermektedir.

Mezheplere Göre Kurbanın Hükmü

İslam âlimleri, kurban ibadetinin fazileti ve önemi konusunda görüş birliği içinde olmakla beraber, hükmü hakkında bazı farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşleri inceleyecek olursak:

Öncelikle tüm mezheplerde kurban ile ilgili ortak kanaat şudur: Kurban hükmen sünnettir. Kurban kesmek, müekked bir sünnet-i ayn olup kesen sevâb kazanır. Kesmeyen cehennem ateşiyle azâblandırılmaz. Hükmün bu kadarı üzerinde gerçek bir ittifak vardır. Ayrıca bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için Müslüman, akıl bâliğ (ergen), mukim ve maddi imkanının olması şartları birlikte aranır.13
Hanefî mezhebine göre kurban kesmek:

Hanefîler, kurban kesmenin müekked bir sünnet-i ayn olduğunu, kesmeyen kişinin cehennem ateşiyle cezalandırılmayacağı ancak Hz. Peygamber'in (sav) şefaatinden mahrum kalacağını söylemişlerdir. Bu sebeplerden dolayı Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir.14

Şâfiî mezhebine göre kurban kesmek:

Kurban kesmek ferd için sünnet-i ayndır. Ev halkının ve geçimleri aynı kişi tarafından karşılanan birkaç ev halkı içinse sünnet-i kifâyedir. Yani geçimlerini sağlayan kişi kurban keserse aile halkı, yükümlülükten kurtulur. Bu hüküm, kurbanın onların her biri için sünnet olmasına ters düşmez.15

Malikî ve Hanbelî mezhebine göre kurban kesmek:

Malikî mezhebinde kurbanın hükmü, Şâfiîler gibi sünnet-i müekkede kabul edilmiştir. Ancak bu mezhepte de tıpkı Hanefîlerde olduğu gibi sürekli terk edilmesi hoş karşılanmaz. Hanbelî mezhebinde de genel kanaat sünnet yönündedir.16

Bu konuda detaylı bilgi için lütfen bakınız:

Kurban Kesmenin Hükmünün Mezheplere Göre Farklı Olmasının Hikmeti

Kurban İbadetinin Hikmetleri

Yüce dinimizin emrettiği bütün ibadetlerde hem kişi hem de toplum için birçok hikmet ve fayda bulunmaktadır. Çünkü Allah, yarattığı hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmadığı gibi kullarına emrettiği ibadetleri de boş yere emretmemiştir. Kurban ibadetinin de insanın dünya ve ahiret hayatına bakan pek çok manevi, ahlaki ve sosyal faydası vardır. Ancak Müslüman, kurbanı sadece bu faydaları elde etmek için değil, Allah’ın emrine teslim olmak, O’nun rızasını kazanmak ve kulluk görevini yerine getirmek niyetiyle keser.

Kurban ibadeti, kişiye Allah’a yakın olmanın huzurunu ve ibadet sevabını kazandır. Aynı zamanda yardımlaşma, paylaşma ve kardeşlik duygularını da güçlendirir. Özellikle ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesiyle toplumda birlik, dayanışma ve muhabbet ortamı oluşur. Böylece kurban, hem insanın manevi hayatını güzelleştiren hem de toplumsal bağları kuvvetlendiren önemli bir ibadet hâline gelir.

Kurban İnsanı Allah’a Yaklaştırır

Kurban kelimesinin anlamı zaten "yakınlaşmak" demektir. Bu ibadet sayesinde insan, Rabbine olan bağlılığını ve teslimiyetini daha yakından hisseder. Böylece O'nun rızasını kazanmaya bir vesile kapısı olur.

İnsan çoğu zaman sahip olduğu nimetlerin gerçek sahibini unutabilir. Malı, mülkü ve imkânları tamamen kendisinin zannedebilir. Kurban ise kula, her nimetin Allah’ın bir lütfu olduğunu yeniden hatırlatır. İnsan kurban keserken aslında Allah’ın verdiği nimetleri yine O’nun rızası için feda edebildiğini göstermiş olur. Böylece kalpte şükür, teslimiyet ve kulluk şuuru güçlenir.

Kurbanın Ahiret Kazancı

Allah’ın bizim kurbanımıza ihtiyacı yoktur, bu ibadete muhtaç olan insanın kendisidir. Çünkü kurban, kişiye sevap kazandıran, günahlardan arınmasına vesile olan büyük bir ibadettir. İnsan kurban sayesinde hem Allah’ın rızasını kazanmayı umut eder hem de ahiret için manevi bir sermaye elde etmiş olur. Peygamber Efendimiz (sav) bu büyük mükafatı şöyle haber vermiştir:

Peygamberimiz (sav) kızı Fatima (ra) ya : Ey Fatma, Kalk kurbanın kesilirken yanında bulun, onu gör. Çünkü o kurbanın yere damlayan kanının ilk damlası ile senin bütün günahların af ve mağfiret olur.17

İnsanoğlu Kurban bayramı gününde Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel (iş) yapmış olamaz. Şüphesiz ki kesilen o kurban, kıyamet günü boynuzları ile, tırnakları ile, gübresi ile (her şeyi ile) gelir (hesaba girer). Hiç şüphe yok ki kesilen o kurbanın kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse kurbanlarınızı nefsinizi tayyib ederek seve seve kesiniz.18

Kurban Teslimiyet ve Samimiyetin Göstergesidir

Kurban, insanın Allah’ın emrine ne kadar bağlı olduğunu gösteren önemli bir ibadettir. Çünkü kişi sevdiği malından Allah için vazgeçebilmekte ve bunu yalnızca Rabbinin emri olduğu için yapmaktadır. Bu yönüyle kurban, sadece maddi bir ibadet değil, kalpteki takvanın ve ihlasın dışa yansımasıdır. Allah’nın asıl istediği et veya kan değil, kulun samimiyeti ve teslimiyetidir. Nitekim ayette şöyle buyrulmaktadır:

Onların ne sadaka edilen etleri, ne de kanları hiçbir zaman Allah'a yükselip erişmez. Fakat sizden O'na yalnız takva Allah'ın emirlerine itaat ve yasaklarından uzaklaşma titizliği ulaşır...19

Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)’dır.20

Kurban Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Teslimiyetini Hatırlatır

Kurban ibadeti, Hz. İbrahim (as) ile Hz. İsmail’in (as) Allah’a olan samimi teslimiyetini hatırlatmaktadır. Hz. İbrahim (as), Allah’ın emrine boyun eğerek en sevdiği varlığı kurban etmeye razı olmuş, Hz. İsmail (as) da büyük bir teslimiyet göstermiştir. Allah ise onların sadakatini bütün insanlığa örnek yapmak için Hz. İsmail’in (as) yerine bir kurbanlık göndermiştir. Müslüman her kurban kestiğinde bu büyük teslimiyeti yeniden hatırlar ve kendisinin de Allah’ın emirlerine bağlı kalması gerektiğini düşünür. Böylece kurban kesen bir Müslüman, Allah'ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini ispatlamış olur.

Kurban ile Peygamberlerin Sünneti Yaşatılır

Kurban ibadeti, Hz. İbrahim’in (as) sünneti olduğu gibi Peygamber Efendimiz’in (sav) de devam ettirdiği önemli bir ibadettir. Sevgili Peygamberimiz (sav) Medine’de bulunduğu yıllar boyunca her sene kurban kesmiş ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir. Bu sebeple kurban kesen Müslüman, hem Hz. İbrahim’in (as) hem de Peygamber Efendimizin (sav) sünnetini yaşatmış olur. Nitekim Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Ashab-ı Kiram (ra): “Yâ Resulallah! Şu bayramda kesilen kurban nedir?” dediler. Peygamber Efendimiz (asm): “Babanız İbrahim’in sünnetidir” buyurdu.21

Resulullah (asm) Medine’de on sene ikamet etti ve her sene kurban kesti.22

Kurban Nimetlere Karşı Bir Şükürdür

İnsan sahip olduğu sayısız nimeti çoğu zaman fark etmeden yaşamaktadır. Sağlık, rızık, aile, huzur ve daha nice nimet Allah’ın kullarına verdiği büyük ihsanlardır. Kurban ibadeti ise bu nimetlere karşı bir şükür ifadesidir. Müslüman kurban keserek, sahip olduğu her şeyin Allah’tan geldiğini kabul ettiğini göstermiş olur. Ayet-i kerimede Rabbimiz bu hakikat şöyle bildirilmektedir:

Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.23

Kurban Toplumda Yardımlaşmayı Güçlendirir

Kurban ibadeti sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal faydaları olan bir ibadettir. Kurban etinin dağıtılmasıyla fakirler, ihtiyaç sahipleri, akrabalar ve komşular gözetilmiş olur. Böylece insanlar arasındaki sevgi, kardeşlik ve dayanışma kuvvetlenir. Özellikle et alma imkanı bulamayan aileler "Kurban Bayramı" vesilesiyle bu nimetten faydalanır ve toplumun bir parçası olduklarını hissederler. Ayet-i kerimede bu paylaşma şu şekilde emredilmektedir:

…Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.24

Kurban ibadeti sayesinde özellikle et alma imkânı bulamayan ihtiyaç sahibi aileler ve çocuklar bu nimetten faydalanma imkânı elde ederler. Böylece fakir kimseler kendilerini toplumdan dışlanmış değil, aksine toplumun değer verilen bir parçası olarak hissederler. Kurban Bayramı, ihtiyaç sahiplerinin rızık endişesinden bir nebze uzaklaşıp bayramı huzur ve sevinç içinde geçirmelerine vesile olur. Bunun yanında kurban derileri ve yapılan yardımlar aracılığıyla birçok hayır kuruluşu daha fazla insana ulaşabilmektedir. Ayrıca sadece bulunduğumuz çevredeki değil, Afrika başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Müslüman kardeşlerimiz de bu vesileyle hatırlanmakta, kurban yardımlarıyla onların sofralarına da bayram sevinci taşınmaktadır. Bütün bunlar Müslümanlar arasındaki sevgi, kardeşlik ve dayanışmayı güçlendirirken, İslam’ın sosyal adalet ve yardımlaşmaya verdiği önemi de açıkça göstermektedir.

Kaynakçalar
  1. Ahmet Güç, "Kurban", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2002, c. 26, s. 433.

  2. Maide, 5/27.

  3. Saffat, 37/102-110.

  4. Kevser, 108/2.

  5. Hac, 22/28.

  6. Hac, 22/34.

  7. Hac, 22/37.

  8. İbn-i Mâce, Edâhî, 3; Tirmizî, Edâhî, 1/1493.

  9. İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed, II, 321.

  10. İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Tirmizî, Edâhî, 18/1518.

  11. Ebu Davud, Menasık, 18/1765.

  12. Ebu Dâvud, Edâhî, 3-4/2795; Tirmizî, Edâhî, 20/1521.

  13. Abdurrahman Ceziri, "Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı", Çağrı Yayınları, 1993, s. 577.

  14. Abdurrahman Ceziri, "Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı", Çağrı Yayınları, 1993, s. 577.

  15. Abdurrahman Ceziri, "Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı", Çağrı Yayınları, 1993, s. 577-578.

  16. Abdurrahman Ceziri, "Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı", Çağrı Yayınları, 1993, s. 578.

  17. Müstedrek, Zebayih, 4/222.

  18. Tirmizi, Edahi 1. İbn Mace, Edahi 3.

  19. Hac, 22/37.

  20. Hac, 22/32.

  21. İbn Mâce, Edâhî, 3.

  22. Tirmizî, Edâhî, 11.

  23. Hac, 22/36.

  24. Hac, 22/36.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız