Tehaddi; Kur’ân-ı Kerîm’in ilâhî kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur’an’ın benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması anlamında bir terimdir. Kur’an pek çok âyetleriyle inanmayanları muaraza etmeye, yani onun bir benzerini getirmeye davet etmektedir. Lütfen bakınız: Tehaddi Nedir? Tehaddi Ayetleri Nelerdir?
Bediüzzaman Hazretleri tehaddinin Kur'ân'ın i'cazını gösteren delilleriden biri olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:
Kur’ân’ın i‘câzı dahi tahaddî ile, yani muhâlifleri muâraza ve mübâreze meydanına da‘vet etmekle isbat edildi. Çünki muârazaya yapılan da‘vet, sükût ile cevablandırıldı. Böyle cihanşumûl bir inkılâbı söndürmek için yapılan da‘vet üzerine mübâreze meydanına gitmeyip sükût etmek, elbette eser-i aczdir. Kur’ân-ı Kerîm’in bu isbatlarına karşı, kâfirler habt olup ağızlarını açamadıkları gibi , onların nabızları bile felce uğradı. 1
Bediüzzaman Hazretlerine göre Kur’ân’ın mucize olduğu da tahaddî yoluyla ispat edilmiştir. Yani Kur’ân, kendisine karşı çıkanlara “Benim benzerimi meydana getirin; bunu yapabiliyorsanız ortaya çıkın.” diyerek meydan okumuştur. Buna rağmen Kur’ân’ın bu meydan okumasına karşı muhalifleri Kur’ân’ın benzerini getirememiş ve fiilen susarak cevap vermişlerdir. Dünyayı etkileyen böylesine büyük bir değişimi ortadan kaldırmak isteyen insanlar, Kur’ân’ın meydan okumasına karşı koyabilecek durumda olsalardı bunu yapmaları beklenirdi. Fakat Kur’ân’ın benzerini ortaya koyamamaları, onların buna güç yetiremediklerini gösterir. Kur’ân’ın ortaya koyduğu deliller ve meydan okuma karşısında inkârcılar şaşkın ve çaresiz kaldılar. Ağızlarını açamadıkları gibi, onların nabızları bile felce uğradı.
Bediüzzaman Hazretleri aşağıdaki âyetlerin izahında şöyle demektedir:
''Ve eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'ân)dan şübhe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir sûre getirin; eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, Allah'dan başka şâhidlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın! Buna rağmen yapamazsanız, ki aslâ yapamayacaksınız,(3) Öyle ise o ateşten sakının ki, yakıtı insanlarla taşlardır; (ve) kâfirler için hazırlanmıştır!2
فَاْتُوا Bu emir , ta‘cîz içindir . Yani emirden maksad , muhâtabdan bir şey taleb etmek değildir . Ancak başlarına vurmakla muâraza ve tecrübeye da‘vet etmektir . Tâ ki aczleri meydana çıksın . بِسُورَةٍ ilâ-âhirihî ; Bu ta‘bîrden anlaşılır ki , onların ilzâm edilmeleri ve aczleri son hadde bâliğ olmuştur . Zîrâ dokuz dereceye bâliğ olan tahaddînin , yani muârazaya da‘vet etmenin tabakaları ve ta‘bîrleri şöyledir :3
Buradaki فَأْتُوا (fe’tû), görünüşte bir emir cümlesidir: “Getirin!” Fakat Bediüzzaman’a göre Allah Teâlâ burada gerçekten karşı taraftan bir şey istememektedir. Bu emir, muhatabın acizliğini ortaya çıkarmak için kullanılmıştır. Bu oldukça güçlü bir mecaz olup “Başlarına vurmak”, onların iddiasını yüzlerine çarpmak, meydan okumak anlamındadır. Buradaki amaç onların aciz olduklarını ortaya çıkarmaktır. Yani Kur’ân şöyle bir meydan okuma ortaya koyuyor: “Benim benzerimi meydana getirebileceğinizi düşünüyorsanız deneyin.” Onlar bunu yapamayınca: “Demek ki Kur’ân’ın benzerini getirmekten âcizsiniz.” sonucu ortaya çıkıyor.
Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an’ın bu âyet ile meydan okumasını dokuz mertebe olarak ortaya koyduğunu şöyle anlatır:
1. Yüksek edebiyatıyla, gaybden verdiği haberleriyle, ihtivâ ettiği ilimlerle ve yüksek hakikatleriyle berâber, Kur’ân’ın tam mislini ve benzerini, ümmî bir şahıstan getiriniz!
2. Eğer böylece benzerini getirmeye gücünüz yetmiyor ise, uydurma şeylerden olsun yalnız belâğat ve edebiyatının benzerini getiriniz!
3. Eğer buna kudretiniz yetmezse, Kur’ân’ın tamamına değil, on sûresine benzer getiriniz!
4. Eğer bunu da yapamadıysanız, uzun bir sûresinin benzerini yapınız!
5. Eğer bu da size kolay değilse, kısa bir sûresinin benzerini olsun yapınız!
6. Eğer ümmî bir şahıstan getiremediyseniz, âlim ve kâtib bir şahıstan olsun getiriniz!
7. Şâyet buna da imkân bulamadıysanız, birbirinize yardım ederek ve eski güzel eserleri, hattâ istikbâldekileri de yardıma çağırarak olsun yapınız!
8. Bunu da yapamazsanız, bütün âlimleriniz, belâğatçılarınız, hatta taptığınız putlarınız size yardım etsin! Hatta bütün insanlar ve cinler de size yardım etsinler! Yoksa din, can, mal ve aileleriniz dünyada ve âhirette de büyük tehlikeye düşecektir.”
9) "Bizim şâhidlerimiz yoktur. Eğer muârazaya girişsek, bizi destekleyecek kimsemiz yoktur" diye gösterdikleri o bahaneyi de def‘ etmek için, şühedânıza da müsâade edilmiştir. Onları da çağırınız. Size yardım etsinler.4
İşte eğer muâraza mümkün olsa idi , acaba hiç mümkün mü idi ki , bir-iki satırla muâraza edip da‘vâsını ibtâl etmek gibi râhat bir çâre varken , en tehlikeli , en müşkilâtlı muhârebe tarîki ihtiyâr edilsin ? Evet , o zeki kavim , o siyâsî millet ki , bir zaman âlemi siyâsetle idare ettiği hâlde , en kısa ve râhat ve hafîf bir yolu terk etsin , en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyâr etsin , hiç kābil midir ? Çünkü edîbleri birkaç hurûfâtla muâraza edebilse idi , Kur’ân da‘vâsından vazgeçerdi . Onlar da maddî ve ma‘nevî helâketten kurtulurlardı . Hâlbuki muhârebe gibi dehşetli , uzun bir yolu ihtiyâr ettiler . Demek muâraza-i bilhurûf mümkün değildi , muhâldi . Onun için muhârebe-i bi’s-süyûfa mecbûr oldular .5
Bediüzzaman Hazretlerine göre, eğer Kur’ân’a söz ve edebiyat yoluyla muâraza etmek mümkün olsaydı, Kur’ân’ın dâvâsını çürütmek için birkaç satır yazmaları yeterli olurdu. Böyle kolay ve tehlikesiz bir yol varken, canlarını ve mallarını tehlikeye atacak uzun ve zor bir savaşı tercih etmeleri düşünülemezdi. Çünkü Kur’ân’ın benzerini getirebilselerdi, onun dâvâsını çürütecek ve böylece kendilerini büyük maddî ve mânevî zararlardan kurtaracaklardı. Hâlbuki onlar bunu yapamayarak savaş yoluna başvurdular. Demek ki, Kur’ân’a harflerle ve sözle muâraza etmek mümkün değildi; bu sebeple muhalifleri kılıçla mücadele etmeye mecbur kaldılar.
Bediüzzaman, İşârâtü'l-İ'câz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 207.
Bakara 2/23-24
Bediüzzaman, İşârâtü'l-İ'câz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 185.
Bediüzzaman, İşârâtü'l-İ'câz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 185.
Bediüzzaman, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 83.

