Kur’ân-ı Kerîm, Allah tarafından Arapça olarak indirilmiş ilahi kitaptır.
Şübhesiz ki biz onu, anlayasınız diye, Arabca bir Kur'ân olarak indirdik.1
Kur’ân-ı Kerîm’i Arapça lafzıyla okumak ise başlı başına bir ibadettir; zira dinin direği olan namazın farzlarında biri kıraattir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken şöyle buyurmuştur.
...Sonra Kur’ân’dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.2
Bu sebeple evvela şunu ifade etmek gerekir ki namazda kıraat yani Kur’ân okumak, Kitap, Sünnet ve icma ile sabit bir farzdır. Kur’ân-ı Kerîm’i Arapça lafzıyla okumak başlı başına bir ibadettir. Efendimiz'in (s.a.v) konu hakkında birçok hadis-i şerifi vardır. Hatta her okunan harfine ecir verildiğini şöyle müjdelemektedir:
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’ân’dan bir harf okursa kendisine bir sevap yazılacaktır ve her sevap on katıyla karşılık bulacaktır. Elif lam mîm bir harftir demiyorum. Fakat elif bir harf lam bir harf mim de bir harftir.”3
Dolayısıyla Kur’ân sadece bir mânâ kitabı değil, aynı zamanda Allah kelâmının lafzı, nazmı, i’câzı ve tilâvetiyle de ibadet olan yüce bir kitaptır. Meal ise Kur’ân’ın kendisi değil, bir tercüme ve izah denemesidir. Bu sebeple Türkçe meal okumak faydalıdır; fakat Kur’ân tilâvetinin yerini asla tutamaz. Kur’ân Arapça nazil olmuştur; ibadette esas olan da o mübarek lafızlardır. Namazda meal değil, Kur’ân’ın aslî lafzı okunur. Bu da gösterir ki Kur’ân’ın Arapça tilâvetinde müstakil bir kudsiyetinin olduğunun göstergesidir.
Şu hâlde “Mealini anlamak yeter, Arapça okumanın ehemmiyeti yoktur” sözü doğru değildir. Doğru olan şudur: Kur’ân’ın aslını Arapça olarak okumak ibadettir. Mânâsını öğrenmek ise tefekkür ve istifade için zarurîdir. Meal, Kur’ân’ın yerini asla tutamaz; Kur’ân’a yaklaştıran ve anlamımızı kolaylaştıran bir vasıtadır. Tam manasıyla istifade, hem okuma hem anlama ile olur.
Yûsuf, 12/2.
Müslim, Salât, 45 [397]
Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 16.

