Allah Teala Hicr Suresi 9. ayette şöyle buyuruyor:
Şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) Biz indirdik, onun muhafızı da elbette Biziz.1
Bu ayet, Kur’an-ı Kerim’in kıyamete kadar korunacağının açık bir teminatıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Kur’an’ın asıl muhafazasının doğrudan Allah’a ait olmasıdır. Yani Kur’an’ın bozulmadan, değiştirilmeden ve asli şekliyle kıyamete kadar ulaşmasını sağlayan, insanın gücü değil; Allah’ın kudreti ve iradesidir.
Fakat Allah Teala, kâinatta birçok işi sebepler vasıtasıyla gerçekleştirir. Kur’an’ın muhafazasında da mushaflar, alimler, Kur’an öğreticileri ve özellikle hafızlar önemli birer vesiledir. Bu sebeple hafızlar, Allah’ın Kur’an’ı muhafaza etmesinin gerçekleşmesinde kullanılan sebeplerden biridir.
Kur’an’ın ilk dönemlerinden itibaren sahabeler onu hem yazmış hem de ezberlemişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde çok sayıda sahabe Kur’an’ı ezberlemiş ve birbirlerine öğretmiştir. Böylece Kur’an sadece yazılı metin olarak değil, insanların hafızalarında da korunmuştur. Günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın Kur’an’ı baştan sona ezberlemiş olması da bu muhafazanın önemli bir göstergesidir.
Bu açıdan bir hafız, aslında Allah’ın muhafaza ettiği Kur’an’ın bir kısmını veya tamamını kendi sinesinde taşıyan kişidir. Dolayısıyla hafızlık, Kur’an’ın muhafazasına hizmet eden büyük bir vazifedir. Hafız, Allah’ın koruduğu Kelamullah’ın korunmasına kendi hafızasıyla vesile olmaktadır.
Fakat dikkat edilecek olursa, Kur’an muhafazasının fazileti yalnız ezberlemede değil; ihlas, amel, takva ve Kur’an’ın ahkamına tabi olmada ortaya çıkar. Kur’an’ı hıfzetmek büyük bir nimettir; onunla yaşamak ise bu nimetin hakkını vermektir.
Hicr, 15/9

