Kur’ân-ı Kerîm

08.04.2026

0

Hz. Ebu Bekir Döneminde Kur’ân’ın Derlenmesi Nasıl Gerçekleşti?

Kur’ân-ı Hakîm âyetlerinin hepsi, Peygamberimizden sonra Hazreti Ebû Bekir Efendimiz döneminde toplanmıştır. Peki, bu toplanma nasıl olmuştur? Şartları nelerdir? Sahabeler hataen kelime veya âyet söylemiş olamazlar mı?

10.04.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Herhangi bir hatanın olması ihtimal dâhilinde değildir. Bu, hem aklen hem naklen mümkün değildir. Naklen mümkün değildir; çünkü ilahî vaat vardır. Zira Rabbimiz, şu ayette Kur’ân’ın kesin bir surette korunacağını şöyle bildirmiştir.

Muhakkak ki o Zikr'i (Kur'ân'ı) biz indirdik ve muhakkak onu koruyucu olanlar da elbette biziz! 1

Aklen de bu süreçte bir hata, eksiklik veya kusur bulunması mümkün değildir. Zira sahabiler, bu konuda gerekli bütün tedbirleri almış; hiçbir şüpheye yer bırakmayacak derecede titiz ve dikkatli bir çalışma yürütmüşlerdir.

Kur’ân’ın derlenmesi tamamlandıktan sonra da, 120.000'den fazla sahabe arasından, Kur’ân’a sonradan eklenen ya da eksik bırakılan herhangi bir kelime veya âyet bulunduğuna dair en küçük bir itiraz dahi gelmemiştir. Bu durum, ortaya konulan çalışmanın güvenilirliğini ve ümmet nezdindeki ittifakını açıkça göstermektedir.

Kur’ân’ın Derlenmesinde İzlenen Yol

Buhârî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’inde uzun uzadıya anlatıldığına göre, Kur’an’ın toplanması (cem‘) fikrini Halife Ebû Bekir’e açan Hz. Ömer, bu hususta onu ikna etmiş; Hz. Ebû Bekir de bu görevi Zeyd b. Sâbit’e vermiştir.2

Ebû Bekir, Mushaf’ı doğrudan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) vahiy kâtiplerine yazdırdığı sahifelerden çoğalttırabilirdi; ancak böyle bir yol bazı sakıncalar barındırıyordu. Çünkü ileride Müslümanlar arasında ortaya çıkabilecek ihtilaflar da göz önünde bulundurulmalıydı. Zira şahsî Kur’an nüshalarında tam veya kısmi istinsah hatalarının bulunması mümkündü. Ayrıca tilaveti neshedilen bazı âyetler vardı; bunları bilenlerin yanında bilmeyenlerin de bulunması ihtimal dâhilindeydi. Bu sebeple mevcut metnin, bir yandan sahabenin nüshaları ve hafızalarıyla teyit edilmesi, diğer yandan ferdi hataların düzeltilmesi gerekiyordu. Böylece ortaya, ümmetin icmâına mazhar olacak “İmam Mushaf”ın resmî bir hüviyet kazanması hedeflenmiştir.

Kur’ân’ın derlenmesinde takip edilen yöntem, şahsî hataların önüne geçmek amacıyla son derece sıkı tedbirlerle kuşatılmıştı. Kaynakların belirttiğine göre, bu büyük sorumluluğu üstlenen Zeyd bin Sâbit, son derece dikkatli ve titiz bir usul izlemiştir. Buna göre:

Kendisine getirilen her bir Kur’ân nüshasının, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) huzurunda yazılıp yazılmadığını araştırmış; ardından bu yazılı metinlerde yer alan âyetlerin, sahabe tarafından herhangi bir eksiklik veya fazlalık olmaksızın aynı lafızlarla ezberlenip ezberlenmediğini de ayrıca kontrol etmiştir. Böylece hem yazılı metin hem de hafıza yoluyla güçlü bir teyit mekanizması kurulmuş, Kur’ân’ın sahih bir şekilde muhafazası sağlanmıştır.3

Ayrıca, getirilen herhangi bir metnin kabul edilebilmesi için, o metni sunan sahabiden, söz konusu âyetin Hz. Muhammed’in (sav) huzurunda yazıldığına dair iki şahit getirmesi istenmiştir. Bu titiz uygulama, derleme sürecinin güvenilirliğini en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyordu.

Nitekim Ebû Bekir, Ömer bin Hattab ve Zeyd bin Sâbit’e, “Mescidin kapısında oturun; size kim Allah’ın kitabından bir şeyi iki şahitle getirirse onu yazınız.” şeklinde talimat vermiştir. Bu yöntemle, hem yazılı belgeler hem de güvenilir şahitlik bir araya getirilmiş, Kur’ân metninin sahihliği titizlikle korunmuştur. 4

Buna göre, şahitlik yapmak üzere getirilen iki sahabî, sunulan metnin bizzat Hz. Muhammed (sav) tarafından okunup yazdırıldığına dair şehadet ediyorlardı. Böylece Zeyd bin Sâbit, Kur’ân’dan olduğu kesinlik kazanmayan hiçbir metni Mushaf’a kaydetmiyordu. Takip edilen bu yöntemin temel amacı ise, ileride ortaya çıkabilecek en küçük bir şüpheye dahi asla fırsat vermemekti.

İşte belirlenen bu usuller çerçevesinde Zeyd bin Sâbit, Ebû Bekir ve Ömer bin Hattab gibi büyük sahabilerin de destek ve yardımlarıyla, yaklaşık bir yıl süren titiz bir çalışmanın ardından Kur’ân’ı derleyerek Mushaf hâline getirmiştir.5

Kaynakçalar
  1. Hicr, 15/9

  2. Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 3.

  3. er-Rafii, İ'câzu'l-Kur'ân, Mısır 1345/1926, s. 18.

  4. ez-Zerkânî, Menâhilu'l-irfân fi ulûmi'l-Kur'ân, Mısır ts., c.1, s. 252.

  5. Muhsin Demirci, Tefsir Usulü, İfav Yayınları, İstanbul 2015, s. 77.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız