Bahsettiğiniz paragraf Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
...bu asırda Resâilü’n-Nûr denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektûb ve otuz bir aded Lem‘alar, bu zamanda, Kitâb-ı Mübîn’deki âyetlerin âyetleridirler. Yani hakāikinin alâmetleridirler ve hak ve hakîkat olduğunun burhânlarıdırlar . Ve o âyetlerdeki hakāik-i îmâniyenin gāyet kuvvetli huccetleridirler .1
Âyet kelimesi, "Kur’ân-ı Kerim’deki sûreleri meydana getiren kelime veya cümlelerden her biri" anlamına geldiği gibi burada bahsi geçen anlamıyla "Kimsenin inkâr edemeyeceği alâmet, işâret, nişan" manalarına gelmektedir Burada "her şeyi apaçık beyan eden, açıklayan kitap" anlamındaki Kitab-ı Mübin ile kastedilen Kur'ân-ı Kerim'dir.
Risale-i Nur; Sözler, Mektubat ve Lem'alar gibi eczalarıyla, Kur'an'ın tevhidi, haşri (öldükten sonra dirilmeyi), nübüvveti (peygamberliği) anlatan âyetlerini akli ve mantıki delillerle tefsir eder. Böylece Kur'ân âyetlerinin hakkaniyetini bu asrın insanına karşı yeniden ispat ederek "âyetlerin delili" rolünü üstlenir. Yani bu ifade ile Risale-i Nur’daki bahislerin, Kur’an ayetlerinin işaret ettiği hakikatleri açıklayan, gösteren ve delillendiren eserler olduğu kastedilmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'un Kur'ân-ı Kerim'le irtibatını farklı şekillerde şöylece dile getirmektedir:
Risâle-i Nûr, Kur’ân’ın hakîkî bir tefsîri ve hakîkatinin bir tercümanı ve mes’elelerinin burhânıdır.2
Risale-i Nur, Kur'ân âyetlerinin bu asrın fehmine (anlayışına) bakan birer aynası, tefsiri ve o âyetlerin hakikatini gözler önüne seren kuvvetli birer ispat vasıtasıdır. Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin bir diğer ifadeleri şöyledir:
Bütün Nûr eserleri, Kur’ân-ı Kerîm’in bir kısım âyetlerinin hakîkî tefsîri olup, onun ma‘nevî i‘câzının lem‘aları olduğunu her husûsta göstermesidir.3
Risâle-i Nûr eczâları bütün mühim hakāik-i îmâniye ve Kur’âniyeyi, hatta en muannide karşı dahi parlak bir sûrette isbatı, çok kuvvetli bir işâret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlâhiyedir. Çünki hakāik-i îmâniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhî telakkî edilen İbn-i Sînâ, fehminde aczini i‘tirâf etmiş. Akıl buna yol bulamaz, demiş. Onuncu Söz Risâlesi, o zâtın dehâsıyla yetişemediği hakāiki, avâmlara da, çocuklara da bildiriyor.
Hem meselâ, sırr-ı kader ve cüz’-i ihtiyârînin halli için, koca Sa‘d-ı Taftâzânî gibi bir allâme, kırk elli sahîfede, meşhûr Mukaddemât-ı İsnâ Aşer nâmıyla Telvîh nâm kitabında ancak hallettiği ve ancak havâssa bildirdiği aynı mesâili, kadere dâir olan Yirmi Altıncı Söz’de İkinci Mebhas’ın iki sahîfesinde tamamıyla, hem herkese bildirecek bir tarzda beyânı, eser-i inâyet olmazsa nedir?4
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 59
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 237
Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 8

