Bağış Yap

Ahiret

07.09.2026

Kafirler Sadece İnkarlarından mı Azap Görecekler? İbadetleri Terk Etmenin de Cezası Var mıdır?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Ebedi olarak cehennemde kalacak kâfir ve müşriklerin ahiretteki azapları sadece iman etmemeleri ve inkârları sebebiyle mi olacaktır? Yoksa iman etmedikleri hâlde namaz kılmamaları, oruç tutmamaları gibi farzları yerine getirmemeleri sebebiyle de ayrıca azap görecekler midir?

08.09.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Elbette küfürleri onların sonsuz cehennemde kalmaları için tek başına yeterlidir. Bunun nedenleri ve küfrün niçin sonsuz bir azap gerektirdiği ile ilgili lütfen bakınız:

Allahın Sonsuz Merhameti Ebedi Cehenneme Nasıl Müsaade Eder?

Kâfirlerin Cehennemde Ebedi Kalmalarındaki Adalet

Bununla birlikte dünyada ibadetlerle mükellef olup olmadıkları yahut ahirette ibadetlerden ceza görüp görmeyecekleri konusunda farklı değerlendirmeler vardır.

İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre bütün insanlar iman etmekle mükellef olduğu gibi aynı zamanda ibadetleri de yerine getirmekle mükelleftir. Dolayısıyla inanmayan bir kişi, sadece inançsızlığından değil, yapmadığı ibadetlerden ötürü de ahirette hesap verecektir. Âlimler bu görüşlerine şu ayeti delil göstermişlerdir:

Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmuyorduk, (günaha) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk, ceza gününü de asılsız sayıyorduk.1

Bu âyetlerde kâfirler namaz ve zekât ibadetlerini yerine getirmedikleri için Allah tarafından zemmedilmekte; küfürlerinin yanında namazı ve zekâtı terk etmelerinden ötürü de azaba maruz kalacakları bildirilmektedir.2 Konuyla ilgili bir diğer delil olarak şu âyet gösterilmektedir:

Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de pek çok kimseyi Allah yolundan engellemeleri, kendilerine yasaklandığı halde faizi almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri yüzünden önceden helâl kılınan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.”3

Bu âyete göre de onlar küfür üzerine iken faiz almaları sebebiyle eleştirilmiş ve aynı şekilde cezaya müstahak oldukları bildirilmiştir.4

Gayrimüslimlerin ibadetlerle de yükümlü olduğunu savunanların dayanaklarından biri, ayetlerdeki hitapların genel kapsamıdır. Onlara göre Kur'an'daki "Ey insanlar!" ifadesini yalnızca inananlara yönelik saymak hatalıdır; bu hitap istisnasız herkesi içine alır.5

İmam Gazzâlî de gayr-i müslimlerin ibadetlerle mükellef olduğunu belirtmektedir. O, bu görüşünü naklî olarak yukarıda ifade edilen âyetlerle delillendirirken; ayrıca “Müslüman olmak önceki günahları (sorumlulukları) siler” rivâyetiyle6 de temellendirmektedir. Yani İslam’a girişin geçmiş günah ve sorumlulukları düşürdüğü kabul edildiğinde, gayrimüslimlerin İslam öncesi dönemde de ibadet ve hükümlerle mükellef oldukları sonucu ortaya çıkar. Şayet önceden terettüp eden bir mükellefiyet olmasaydı, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ilgili hadisi anlamsız hâle gelirdi. 7

Seyfeddin Âmidî'de bu konuda şöyle demektedir:

“...gayr-i müslimlerin ibadetlerle mükellef olmalarının anlamı onların ahirette eda etmediği ibadetlerden dolayı da ikâba (azaba) maruz kalacağıdır.8

Bununla birlikte bazı Hanefî ve Şâfiî usulcüler, gayrimüslimlerin ibadetlerle mükellef olmadığını savunur. Bu görüşe göre gayrimüslimler ibadet etmeye ehil değildir; zira ibadet sevap kazanmak amacıyla yapılır, oysa inkâr hâlindeki bir kimse sevaba nail olmaya elverişli sayılmaz. Dolayısıyla uhrevî mükâfata ehil olmayan kimselerin, bu sevabın vesilesi olan ibadetlerle yükümlü tutulmasının da bir anlamı yoktur.9

Doğrusunu Allah Bilir.

Kaynakçalar
  1. Müddessir 74/43-46.

  2. Ebû Bekr Ahmed b. Alî er-Râzî Cessâs, el-Füsûl fi’l-usûl, ed. Uceyl Câsim en-Neşemî (Kuveyt: Vizâretü’l-Evkâfi’l-Küveytiyye, 1994), 2/159, 160; Ebû Muhammed Ali b. Ahmed İbn Hazm, el-İhkâm fî usûliʾl-ahkâm, ed. eş-Şeyh Ahmed Muhammed Şâkir (Beyrut: Dâruʾl-Âfâkiʾl-Cedîde, ts.), c. 5, s. 108.

  3. Nisâ’ 4/160, 161.

  4. Cessâs, el-Füsûl fi’l-usûl, c. 2, s. 160.

  5. Muhammed b. Huseyn b. Muhammed b. Halef Ebû Yaʿlâ el-Ferrâ, el-Udde fî usûli’l-fıkh, ed. Ahmed b. Alî el-Mubârekî (b.y.: y.y., 1990), 2/358; Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed İbn Kudâme, Ravzatü’n-nâzır ve cennetü’l-münâzır, ed. Şaʻbân Muhammed İsmâʻîl (Beyrut: Müessesetü’r-Reyyân, 1998), 1/164; Ebü’l-Abbâs Ahmed b. İdrîs Karâfî, Şerhu tenkîhi’l-fusûl fî ihtiyâri’l-mahsûl fi’l-usûl, ed. Tâhâ Abdurraûf Saʻd (Mısır: Şirketü’t-Tıbâʻati’l-Fenniyyeti’lMüttehide, 1973), c. 1, s. 164.

  6. Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed eş-Şeybânî Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, ed. Şuayb elArnaut (Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1995), c. 29, s. 349.

  7. Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed. el-Mustasfâ min ilmi’l-usûl. ed. Muhammed Süleymân el-Eşkar. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1997, c.1, s.173.

  8. Âmidî, Seyfüddîn Ali b. Muhammed. el-İhkâm fî usûli’l-ahkâm. ed. Abdürrezzâk Afîfî. Beyrut: el-Mektebuʾl-İslâmî, 1406, c. 1, s. 145.

  9. Siğnâkî, Husâmeddîn Huseyin b. Alî b. Haccâc b. Alî. el-Kâfî şerhu’l-Pezdevî. ed. Fahruddîn Seyyid Muhammed Kanît. Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 2001, c. 5 s. 2156.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız