RİSALE-İ NUR

30.06.2026

11

İslâm’da Kadına Miras Neden Daha Az Verilir?

11. Mektubun 3. mebhasında, "Yoksa, rahmet haktan ziyade ona merhamet edeceğiz diye haktan fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedid bir zulümdür." Devamında ise bu durumun cahiliyede kızlarını diri diri gömmek gibi olduğunu diyor. Bediüzzaman Hazretleri neden bu kadar şiddetli bakıyor? Hiç pay verilmese biraz mantıklı ama tam pay alınca neden bu kadar zulüm oluyor?

03.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer şöyle geçmektedir:

Şu hâlde, o fıtraten nâzik, nâzenîn ve hilkaten zaîfe ve nahîfe kız, sûreten az bir şey kaybeder. Fakat ona bedel, akāribin şefkatinden, merhametinden tükenmez bir servet kazanır. Yoksa rahmet-i haktan ziyâde ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedîd bir zulümdür. Belki zaman-ı câhiliyette gayret-i vahşiyâneye binâen, kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddârâne bir zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyânesi, merhametsiz bir şenâate yol açmak ihtimâli vardır. Bunun gibi bütün ahkâm-ı Kur’âniye وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ fermanını tasdîk ediyorlar.1

İslam'da miras meselesini sadece "kim daha çok pay alıyor?" şeklinde değerlendirmez. İslam aile düzenini bir bütün olarak ele alır. Bu sebeple bir hükmü değerlendirirken yalnız miras payına değil, o payın karşılığındaki sorumluluklara da bakılması gerekmektedir.

Metinde geçen "Şu hâlde, o fıtraten nâzik, nâzenîn ve hilkaten zaîfe ve nahîfe kız, sûreten az bir şey kaybeder. Fakat ona bedel, akāribin şefkatinden, merhametinden tükenmez bir servet kazanır." cümlesi şu anlama gelir: Kadın mirasta bazı durumlarda erkekten daha az pay alsa da, bu onun mutlak anlamda zarara uğradığı anlamına gelmez. Çünkü İslam hukukunda kadının geçimini sağlama yükümlülüğü yoktur. Evlenmeden önce babası veya ailesi, evlendikten sonra kocası, ihtiyaç halinde de yakın akrabaları onun nafakasını karşılamakla yükümlüdür. Ayrıca aldığı mehir tamamen kendisine aittir ve onu harcamaya mecbur değildir. Dolayısıyla mirasta görünüşte daha az pay alsa da, bunun karşılığında sürekli devam eden mali güvencelere sahiptir.

Devamında ise Bediüzzaman Hazretleri, "Yoksa rahmet-i haktan ziyade ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedîd bir zulümdür." diyerek diğer bir noktaya dikkat çeker. Buradaki "hakkından fazla" ifadesi, Allah'ın koyduğu dengeyi değiştirerek kadın ile erkeğe her durumda eşit miras verilmesini kasteder. Çünkü Allah, mirası yalnız pay olarak değil, sorumluluklarla birlikte takdir etmiştir. İnsanların "daha merhametli olacağız" düşüncesiyle bu dengeyi değiştirmesi, İlâhî adaletin üzerine yeni bir adalet koymaya çalışmak anlamına gelir.

Bediüzzaman Hazretlerinin neden bunu "şedîd bir zulüm" olarak nitelendirdiği ise ancak sistemin tamamına bakıldığında anlaşılır. Şimdi bu kısmı inceleyecek olursak;

Her şeyden önce İslam hukukunda erkeğin ağır mali yükümlülükleri vardır. Erkek evlenirken mehir vermek zorundadır. Evlendikten sonra eşinin ve çocuklarının bütün nafakasını karşılamak yine onun görevidir. Ailenin barınma, yiyecek, giyecek ve temel ihtiyaçları da onun sorumluluğundadır. Kadın ise kendi malını bu harcamalar için kullanmak zorunda değildir. Miras olarak aldığı mal tamamen kendisine ait olup dilediği gibi tasarruf edebilir.

Böyle bir sistemde mirasın tamamen eşitlenmesi, bu dengeyi bozmaktadır. Çünkü erkek aynı mali yükümlülükleri taşımaya devam ederken, bu yükleri karşılayacak ekonomik payı azaltılmış olur. Kadın ise nafaka yükümlülüğü bulunmadığı halde aynı mirası almış olur. Böylece sadece miras eşitlenmiş olur. Fakat sorumluluklar eşitlenmediği için mali denge ortadan kalkar ve merhamet adı altında şiddetli bir zulüm ortaya çıkar. Böylece aile içinde ekonomik sıkıntılar artabilir. Erkek yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir. Bunun sonucunda aile huzuru zarar görebilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin "cahiliyede kızlarını diri diri gömmek gibi..." benzetmesi ise doğrudan "eşit miras vermek kız çocuklarını gömmekle aynıdır" anlamında değildir. Burada kullandığı ifade, iki olayında sonuçları itibarıyla birbirine bezemesinden dolayıdır. Çünkü cahiliye döneminde kız çocukları ekonomik yük görüldüğü için öldürülüyordu. Eğer miras sistemi değiştirilir, fakat nafaka ve aile yükümlülükleri yine erkeğin üzerinde bırakılırsa, insanlar zamanla kız evlat sahibi olmayı ekonomik açıdan daha avantajlı, erkek evlat sahibi olmayı ise ağır bir yük olarak görmeye başlayabilirler. Bediüzzaman Hazretleri, insan hırsının ve menfaat duygusunun aile yapısını bozabileceğini, bunun da farklı türden adaletsizliklere kapı aralayacağını ifade etmektedir. Yani benzetme, aynı fiili değil, ekonomik menfaat uğruna fıtri dengelerin bozulmasının doğurabileceği zihniyeti eleştirmektedir.

Sonuç olarak Bediüzzaman Hazretleri "eşit miras zulümdür" derken kastettiği şey, kadın ile erkeğin değer bakımından farklı olduğu değildir. Çünkü İslam mirası olayını, mehir, nafaka ve aile reisliği gibi mali sorumluluklarla birlikte düzenlemektedir. Bu sistem içinde erkeğin payını azaltıp yükümlülüklerini aynı bırakmak ise adalet değildir. Hak ile sorumluluk arasındaki dengeyi bozduğu için zulümdür. Dolayısıyla mesele "eşitlik" değil, bütün hak ve vazifelerin birlikte değerlendirildiği "adalet" meselesidir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 29.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız