Kasas suresinde geçen ilgili ayet-i kerimenin meali şu şekildedir:
Hem Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma! O'ndan başka ilah yoktur. O'nun Zat'ından (ve rızasına uygun olandan) başka her şey, helak olucudur. Hüküm O'nundur ve ancak O'na döndürüleceksiniz.1
“Her şey helak olur” ifadesi, bütün varlıkların mutlak manada yok olup gitmesi demek değildir. Burada asıl mana şudur: Allah’tan başka hiçbir varlık, zatı itibarıyla kendi başına kaim, bağımsız ve ezeli değildir. Her şey yaratılmıştır, fanidir ve bekası ancak Allah’ın bakileştirmesiyledir.
1862-1949 yılları arasında yaşamış merhum Şer’iye ve Evkaf Vekili, Konyalı alim ve müfessir Mehmed Vehbi Efendi, yazmış olduğu 16 ciltlik tefsirinin 10. cildinde ilgili ayete dair şu açıklamayı yapıyor:
Ma'bud-u bilhak ve ibadete müstehak ondan başka bir kimse yoktur. Binaenaleyh; her şey mümkün olduğundan helak olur, illa zat-ı üluhiyet baki kalır, dünyada ve ahirette hakiki hüküm onundur. Şu halde akıbet rücu' olunacağınız mahal; onun huzur-u manevisidir.
Bu ayette her şeyin helakiyle murad; her şeyin mümkün olmasıdır. Çünkü; vücudu mümkün olan mahlukat haddi zatında muzmahil ve ma’dum mesabesindedir. Her zaman helake ma'ruz ve bekası yoktur.2
Yani Konyalı Vehbi Efendi, vacibü’l-vücud olan Cenab-ı Hakk’a nispetle varlıkları mümkün vücut olarak değerlendirip helake maruz kalacağını ifade ediyor. Gerçekten Cenab-ı Hakk’ın zatına nispetle yaratılmış varlıkların vücut itibarıyla hiçbir kıymeti yoktur. Mahlukat ancak Allah’a nispetle kıymet kazanır ve yok olmayıp beka bulacaksa ancak Allah’ın beka vermesiyle baki olabilir. Zira Vehbi Efendi’nin de ifade ettiği gibi, dünyada ve ahirette hüküm ancak onundur. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Bediüzzaman Hazretleri ise bu meseleyi şöyle ele almaktadır:
Her şey ma‘na-yı ismiyle ve kendine bakan vecihte hiçtir. Kendi zatında müstakil ve bizatihi sabit bir vücudu yok. Ve yalnız kendi başıyla kāim bir hakikati yok. Fakat Cenab-ı Hakk’a bakan vecihte ise, yani ma‘na-yı harfiyle olsa, hiç değil. Çünkü onda cilvesi görünen esma-yı bakiye var. Ma‘dum değil. Çünkü sermedi bir vücudun gölgesini taşıyor. Hakikati vardır, sabittir, hem yüksektir. Çünkü mazhar olduğu baki bir ismin sabit bir nevi‘ gölgesidir. Hem insanın elini masivadan kesmek için bir kılıçtır ki, o da Cenab-ı Hakk’ın hesabına olmayan fani dünyada, fani şeylere karşı alakaları kesmek için hükmü dünyadaki faniyata bakar. Demek Allah hesabına olsa, ma‘na-yı harfiyle olsa, livechillah (Allah rızası için) olsa, masivaya girmez ki kılıcıyla başı kesilsin.
Elhasıl: Eğer Allah için olsa, Allah’ı bulsa, gayr kalmaz ki başı kesilsin. Eğer Allah’ı bulmazsa ve hesabıyla bakmazsa, her şey gayrdır, kılıcını isti‘mal etmeli, perdeyi yırtmalı. Ta onu bulmalı.3
Bediüzzaman Hazretlerinin izahına bakıldığında şu husus açıkça anlaşılmaktadır:
Dünyanın fena ve fani yüzü helak olmaya müstahaktır. Fakat Allah’ın isimleri zatına ait ve baki olduğu için ve insan Allah’ın isimlerine bir çeşit ayna olduğu için, bu cihetle insanın esma-i ilahiyeye bakan yönü baki kalacaktır. Aynı zamanda Allah’ın rızası dairesinde insanın yapmış olduğu ibadetler, hayır hasenat dahi bekaya mazhar olacaktır. Öyleyse her zaman amelimizde rıza-yı ilahi olmalı. Ta fani dünyadaki amellerimiz, ahirette baki meyveler versin.
Demek ki ayetteki “her şey helak olur” hükmü, özellikle eşyanın fani, geçici ve kendi başına dayanaksız olan yüzüne bakar. Allah’ın rızasına bakan, O’nun isimlerine ayna olan ve ahirete netice veren cihet ise bekaya mazhar olur. Bediüzzaman Hazretleri cehennemin yeri ile ilgili şu izahta bulunmaktadır:
Küre-i arz hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma‘-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevisi altındadır, demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir.4
Dünya, Güneş etrafındaki 365 günlük hareketiyle geniş bir daire çizmektedir. Bu dairenin altı, Cehennem’in yeri olarak tarif edilmektedir. Cehennem’i şu an gözümüzle göremememiz, görme kapasitemizin sınırlı olmasından ve onun henüz mevcut haliyle inkişaf etmemesinden kaynaklanmaktadır.
Hz. Üstad’ın “Cehennem nerededir?” sualine verdiği cevap ile “Her şey helak olur” hakikati arasında bir zıtlık yoktur. Dünyanın çizdiği dairenin altında Cehennem’in bulunduğunun ifade edilmesi, ahiret alemlerinin ve haşir meydanının hayali değil, yaratılmış ve mevcut olduğunu anlatır. Dünya, vazifesini yerine getirirken aynı zamanda ahirete doğru akmakta ve mahşer hesabına işlemektedir.
Buradan “öyleyse kâinat hiç bozulmayacak” manası çıkmaz. Bilakis, dünyanın bugünkü imtihan hali sona erecek, bu görünen düzen değişecek, vazifesi biten bu alem başka bir şekle çevrilecektir. Fakat bu değişme, her şeyin mutlak yokluğa gitmesi değil; bir menzilden başka bir menzile geçmesidir. Yani harap olan, imtihan dünyasının bugünkü suretidir; yoksa Allah’ın kudretiyle yaratılan alemler başıboş bir hiçliğe düşmez.
Hz. Üstad’ın birçok yerde ders verdiği gibi, kâinatta asıl cereyan eden şey mutlak yokluk değil; değişim, dönüşüm ve vazife bitimidir. Dünya yıkılır, fakat ahiret açılır. Suret bozulur, fakat netice kalır. Fani yüz gider, bakī yüz görünür.
Netice olarak: “Her şey helak olur” demek, “Allah’tan başka her şey kendi zatı itibarıyla fanidir; varlığı ve bekası ancak Allah’ın yaratması ve devam ettirmesiyledir” demektir. Bu sebeple kâinatın bugünkü düzeni sona erecektir; fakat bu, mutlak yok oluş değil, ahiret alemlerine geçiştir. Allah için olan, Allah’a bakan ve Allah’ın rızasına uygun bulunan şeyler ise bekāya mazhar olur. İnsanın vazifesi de fani olana bağlanmak değil, amelini rıza-yı İlahiye bağlayarak bakī meyveler kazanmaktır.
Kasas, 28/88.
Mehmed Vehbi, Hulasatü’l beyan Fi tefsiri’l Kur’an, Üçdal neşriyat, İstanbul 1967, c.10, s.
4159
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 50
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 4

