Bir şeyin hak olduğunu bilmek veya ona inanmak için o konudaki bütün delilleri tek tek bilmek şart değildir. Bir hükmün doğruluğu, onu destekleyen güçlü bir delilin bulunmasıyla da anlaşılabilir. Mesela bir ilacın faydalı olduğunu anlamak için onun bütün kimyasal süreçlerini bilmemiz gerekmez. Güvenilir tıbbi araştırmalar ve doktorun açıklaması bizim için yeterli olabilir. Aynı şekilde bir tarihi olayın gerçekleştiğini kabul etmek için o olayla ilgili bütün belgeleri okumamız gerekmez. Güvenilir ve yeterli tarihi deliller bulunması kâfidir. Dolayısıyla “Diğer bütün dinleri en ince ayrıntısına kadar bilmiyorsam İslâm’ın hak olduğunu nasıl bilebilirim?” şeklindeki düşünce, hakikati bilmek için bütün ihtimalleri göz önüne almam lazım gibi yanlış bir varsayıma dayanır.
İslam’ın hak din olduğunu anlamak için bütün dinleri ayrıntılarıyla incelemek zorunda değiliz. Hz. Peygamberin (sav) doğruluğunu gösteren mucizeler, Kur’an’ın benzerinin ortaya konulamaması, Kur’an’ın günümüzde dahi ortaya çıkan bilimsel ve edebi mucizleri onun hak olduğuna dair kuvvetli deliller oluşturur. Bir kişinin “Belki henüz bilmediğimiz başka bir din vardır” demesi ise, delil ortaya koymadığı sürece sadece bir ihtimal ve varsayımdır. Mevcut güçlü delilleri ortadan kaldırmaz. Nitekim bir evin içinde kimseyi görmemiş olmamız, “belki evin içinde görünmeyen başka biri vardır” dememizi mümkün kılabilir fakat bu ihtimal, evde olduğuna dair hiçbir delil bulunmayan hayali bir kişiyi gerçek kabul etmemizi gerektirmez.
İhtimal başka, delil başkadır. Bu sebeple İslâm’ın hak olduğuna dair yeterli ve kuvvetli deliller mevcutken, sırf “başka bir hak din olma ihtimali” şeklindeki delilsiz bir varsayım sebebiyle İslam’ın hak oluşundan şüphe etmek gerekmemektedir.
İslam'ın hak olduğunun delilleri için lütfen bakınız:

