Sorunuzun cevabının daha iyi anlaşılması için telfik meselesini kısaca izah ederek başlayacağız.
Sözlükte “dikmek, yamamak, eklemek” anlamındaki telfîk, fıkıh usulü terimi olarak “bir meselenin hükmünü birden fazla mezhepten seçilen unsurlardan yararlanarak oluşturmak” demektir. Abdestli bir kimsenin, hem mahremi olmayan kadına dokunduğu hem vücudundan kan aktığı halde birinci durumun Hanefî, ikincisinin Şâfiî mezhebine göre abdesti bozmadığı hükümlerini bir araya getirip kendini abdestli sayması telfîk için verilen örneklerdendir.1 Bu şekilde bir davranışla, yani mezheplerin içinden sadece kolayımıza gelen kısımları seçerek amel etmeyi İslam hukukçuları uygun görmemişlerdir. Alimlerimiz, ibadetlerdeki bu tarz yaklaşımları dinî bir ciddiyetsizlik, meseleyi hafife almak ve bir tür laubalilik olarak değerlendirmişlerdir.
Ancak durum tam tersi olursa, yani kişi nefsine kolay geleni değil de en sağlam olanı hedeflerse durum değişir. Tüm mezheplerin farklı görüşlerini dikkate alarak, ibadetini en garanti ve en sağlam şekilde yapmaya çalışmak, yani azimet noktasında hareket etmekte hiçbir sakınca yoktur. Örneğin, kişinin eli kanadığında (Hanefî'ye göre bozulur) veya karşı cinsten birine teni değdiğinde (Şafiî'ye göre bozulur) her iki durumda da gidip abdest tazelerse, bu davranış takva ve ciddiyete çok daha uygundur. Burada amaç işi basitleştirmek değil, tam aksine ibadette titizlik ve hassasiyet göstermek olduğu için mezheplerin görüşlerini bu niyetle birleştirmekte (tevhid etmekte) bir mahzur bulunmaz.
Şayet hayatın içinde öyle bir meseleyle karşılaşır da, kendi bağlı olduğu mezhebin kurallarıyla o işi içinden çıkılmaz bir hale getirirse, işte o zaman bir zaruret doğmuş demektir. Bu zor durumda, diğer bir hak mezhebin görüşüne uyulmasında (yani o mezhebe ittiba edilmesinde) dinen zaten bir engel yoktur. İslam’ın sunduğu böylesine meşru bir kolaylık kapısı zaten açıkken, ibadet ciddiyetinden uzaklaşıp telfik gibi disiplinsiz yollara sapmak doğru olmaz.
Bir mezhebe bağlı olan bir Müslüman, ihtiyaç ve zaruret hâlinde başka bir mezhebi taklit edebilir. Âlimler bu konuda önemli bir ölçü koymuştur. Sırf işine zor geldiği için, kolayına kaçmak amacıyla başka bir mezhebi taklit etmek doğru değildir. Bu davranış dinî ciddiyetle bağdaşmaz. Fakat bir ibadeti yapabilmek, dinde kalabilmek ve zor bir durumu aşabilmek için başka bir mezhebin görüşüyle amel etmek takvaya daha uygundur.
Bediüzzaman Hazretlerinin bu fetvasının ise her zamana şamil bir fetva olduğunu yukarıda bahsettiğimiz fıkıh usulünden anlamaktayız. Bediüzzaman Hazretlerinden sonra bu hizmeti devam ettiren Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri de bu fetvayı esas alarak amel etmiş ve talebelerine tavsiye etmiştir. Kendisinden sonra gelen nur talebeleri de yine bu azimete göre hareket etmektedirler.
Hulusi Ağabey'in bu sözünün ise mevcut fıkıh kurallarının talebelere hatırlatılmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca döneminin kutbu olarak gösterilen Şah Dehlevi Veliyullah gibi büyük zatlar da Hanefi oldukları halde imam arkasında Fatiha suresini okumuş ve okunmasını tavsiye etmiştir.
EYYÜP SAİD KAYA, "TELFÎK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/telfik--fikih (16.02.2026)

