Cenab-ı Hakk'ın müminlere en büyük bir lütfu ve ihsanı, cehennemden azat olmak, yani kurtulmaktır. Bununla beraber Allah’ın bir rahmeti ve keremi de cennete dahil olmaktır. Cennet, ebedi bir saadet yurdudur. Menfi, kötü, olumsuz hiçbir duyguya, düşünceye ve davranışa cennette yer yoktur. Bediüzzaman Hazretleri cenneti ve cennet lezzetlerini şöyle tarif etmektedir:
Dokuzuncu İşaret: İman ve muhabbetullahın neticesi, ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla, dünyanın bin sene hayat-ı mes‘udanesi bir saatine değmeyen cennet hayatı; ve cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsi münezzeh cemal ve kemal sahibi olan Zat-ı Zülcelal’in müşahedesi, rü’yetidir ki: [Haşiye]: Hadis-i kat‘i ile ve Kur’an’ın nassıyla sabittir. Hazret-i Süleyman Aleyhisselam gibi bir kemal ile meşhur bir zatın rü’yetine iştiyaklı bir merak, Hazret-i Yusuf Aleyhisselam gibi bir cemal ile mümtaz bir zatın şuhuduna meraklı bir iştiyak, herkes vicdanen hisseder. Acaba dünyanın bütün mehasin ve kemalatından binler derece yüksek olan cennetin bütün mehasin ve kemalatı, bir cilve-i cemali ve kemali olan bir zatın rü’yeti ne kadar mergūb ve merak-aver; ve şuhudu ne derece matlub ve iştiyak-aver olduğunu kıyas edebilirsen et.1
Cennet en büyük lezzet yeridir. Cenab-ı Hakk'ı görememek ise en büyük bir musibet ve azaptır. Büyük bir üzüntü sebebidir. Cennette hiç kimse üzülme gibi menfi bir duygu yaşamayacaktır. Netice olarak cehennemden çıkan kişi de cennete girdiğinde Allah’ı görecektir. Cennet ehlinin Allah'ın cemalini göreceği şu hadislerle müjdelenmiştir:
Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O'nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz.2
Abdullah bin Mesud'un naklettiği şu rivayette de Efendimizin güldüğünü görmekteyiz: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle bir hadise anlattı:
Ben cehennemden en son çıkacak olan insanın durumunu bilirim. O, cehennemden sürünerek çıkar. Kendisine:
– Haydi git, cennete gir! denilir. Bunun üzerine o adam cennetin yolunu tutar. Varıp kapısından içeri bakınca, cennet ehlinin tamamen yerlerini aldıklarını, her tarafın dopdolu olduğunu görür. Geri döner ve:
– Ya Rabbi, herkes yerini almış, her taraf tıklım tıklım dolu, girecek yer kalmamış, der. Kendisine denilir ki:
– Önceki bulunduğun zamanı (yani dünyanın ne kadar geniş olduğunu) hatırlamıyor musun? O da:
– Evet ya Rabbi, der. Sonra ona:
– Öyleyse gönlünden ne geçiriyorsan dile, denilir. O da dilediğini ister. Neticede kendisine:
– Sana bu isteklerinin hepsi ve ayrıca dünyanın on katı daha verilecektir, denilir. Bunun üzerine adam:
– Ya Rabbi, benimle istihza (alay) mı ediyorsun! Sen ki şanı yüce bir Hükümdarsın, der.”
Abdullah bin Mesud -radıyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu hadiseyi anlattıktan sonra azı dişleri görülecek derecede güldüğünü ifade eder. 3
Hadis-i şeriflerin de işaret ettiği üzere, cennete en son girecek kimse dahi Rabbimizin engin rahmetine mazhar olacak ve O'nun cemâlini müşahede etme (rü'yetullah) nimetine kavuşacaktır.
Sonuç olarak, ayet ve hadisler birlikte değerlendirildiğinde, cehennemden çıkan mümin için son durak hüsran değil; Allah'ın sonsuz rahmetiyle cennet ve rü'yetullah nimeti olacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.318
Buhari, Mevakitu's-Salat 6, 26
Müslim, İman, 308; Tirmizi, Cehennem, 10

