22.05.2026

7

“Kur’ân Bize Yeter, Mezheplere Ne Gerek Var?” Diyenlere Nasıl Cevap Verilir?

En'âm Suresi 38. ayetinde geçen "Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." cümlesini mezheplere gerek duymayan kişiler suistimal ediyor. "Zaten eksik bir şey yok." diyorlar. Bu ayet onlara nasıl izah edilir?

24.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili ayet şöyle geçmektedir:

Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş da yoktur ki, sizin gibi birer ümmet (yaratılışları ve ihtiyaçları ile aynı birer nevi') olmasınlar! (Biz) kitabda (Levh-i Mahfûz'da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık; sonra (hepsi) ancak Rablerinin huzûrunda toplanacaklardır.1

Elmalılı bu ayet hakkında şöyle demektedir: Biz kitapta hiçbir şeyi geride bırakmadık ve kusur işlemedik, hiçbir şeyi eksik bırakmayıp, hepsini nizamına bağladık, kitaba yazdık. Bütün hilkat bir kitap ve bütün varlıklar o kitap muhtevasının kelimelerini ve delalet ettikleri şeyleri ifade eden nakışlar (süsler) ve yazılardır. Âlemde cereyan edecek olan bütün yaratıkların, iri ufak, yüksek ve alçak her şeyin durumları levh-i mahfûzda tamamen ve açık bir biçimde yazılmış, hiçbiri ihmal edilmemiştir. "Allah'ın ilk yarattığı kalem" ve "Olacak şeyleri kalem yazmış bitirmiştir". Hak ilim kalblere o kitaptan nazil olur. Ve ilk kalemin yazdığı bu yazı, tesbit ettiği bu nizam sayesindedir ki varlıkları tetkik etmek ve incelemekle bilgiler, ilimler, fikirler edinilir, kitaplar yazılır ve tasnif edilir, geçmiş ve geleceğin kanunları sezilir. Hadiselerin gidişatından ezel ve ebedin kelimeleri ve âyetleri okunur. Ve hele yerde hareket eden hayvanların, kanat denilen iki basit yelpaze ile yerden kalkıp göğe doğru fırlayan, uçan kuşların hareketlerinde ve kaderlerinde etken olan kudret nizamının, hareket kanununun ve hayatın, bunların sonuçlarının inceleme ve tetkikinden bütün bunları temsil eden insanlığın ne gibi hayatlara aday olduğunu ve bu konuda ne kadar İlâhî hüküm ve tekliflerin cereyanına uymak zorunda bulunduğunu ve Allah'ın yazdığı yazıların kesinliğini ve sırf hayvanî hayat yaşamak isteyenlerin bunlardan ve kendi tabiat ve yaratılışlarından ne kadar gaflet ettiğini az çok anlamak mümkün olur. Bu böyle olduğu gibi Kur'an'da da insanlığın muhtaç olduğu deliller ve İlâhî tekliflerden hiçbir önemli şey terk ve ihmal edilmemiş, hepsi kısaltmadan uzatmaya veya uzatmadan kısaltmaya giden bir güzel beyan ile muhkem ve müteşabih çeşitli şekiller, açık veya gizli deliller ve işaretler içinde hatırlatılmış ve ihtar edilmiştir ki "ancak sizin gibi birer ümmettirler." ihtarı da bu cümledendir. Bunlar gösterir ki Allah Teâlâ'nın gayb kudretinde, levh-i mahfuzunda bulunmayan ve bulunamayacak olan hiçbir âyet yoktur. O kâdir olan Allah yaratılışa, kanun koymaya ait, kavlî ve fiilî her âyeti indirebilir. O'nu da kitabına yazmış, nizamına bağlamış hiçbir ihmal ve kusur etmemiştir. Fakat âyetin faydalı olması, az çok bir benzerlik ifade ederek çeşitli şekiller içinde benzerden benzere delalet etmesinde ve dolayısıyla bir tafsilatı özetlemesinde ve bir bütünlüğe işaret etmesindedir.2

Vehbe Zuhayli şöyle demektedir: Biz o kitap'ta hiç bir şeyi eksik bırakmadık." yani terk etmedik. Eksik bırakmak (tefrit), herhangi bir hususta kusurlu davranmak ve telâfi imkânı ortadan kalkıncaya ka­dar onu zayi etmek, kaybetmektir. "Kitapta" ifadesinde kitaptan kasıt Levh-i Mahfuz'dur. "Toplanırlar"; toplanmak (el-haşr), toplayıp sevketmek, sürükle­mek demektir. Bu şekilde hasrolunmalarından sonra Allah aralarında hükmü­nü verecektir.

Yüce Allah "Kitap" diye sözü edilen Levh-i Mahfuzda söz konusu etmediği hiç bir şey bırakmamıştır. (Levh-i Mahfuz, gayb âleminde yaratılmış bir şey olup orada kıyamet gününe kadar mahlûkatın takdirleri ile ilgili olarak olmuş ve olacak her şeyin tedvin edildiği şeydir.) Yani bütün yaratıkların bilgisi Allah nezdindedir. O hiç bir şeyi unutarak rızık ve tedbirinin dışında bırakmaz; bu yaratık ister karada ister denizde, isterse de havada olsun. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa hep­sinin rızkını karşılamak Allah'a aittir. Onların duracak yerlerini de emanet edindikleri yerlerini de O bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır." (Hûd, 11/6)
Râzî ve bir grup müfessire göre bu konuda daha kuvvetli olan görüş, ki­taptan kastedilenin Kur'an-ı Kerim olduğudur. Çünkü bu kelimenin başına gelen elif-lâm daha önce sözü geçen kitap hakkındadır. Daha önce sözü geçen ki­tap ise Kur'an-ı Kerim'dir.3

Taberi ise şöyle demektedir: Ey insanlar, yeryüzünde hareket eden, küçük büyük, hiçbir canlı varlık, iki kanadıyla havada uçan hiçbir kuş yoktur ki onlar da sizin gibi birer topluluk olmasınlar. Biz, bunlardan herhangi birini levh-i Mahfuzda tesbit etme hususun­da herhangi bir eksiklik bırakmadık. Bütün varlıklar yok olduktan sonra tekrar rablerinin huzurunda bir araya toplanacaklardır.

Evet, bütün varlıkların rabbi olan yüce mevla, bütün canlı varlıkların yaptıklarını tesbit etmekte, hatta onların hareketlerini ve davranışlarını levh-i Mahfuzda zapt altına almaktadır. Hesaba çekme yurdu olan âhirette bunları bir araya toplayıp, dünyada yaptıklarının karşılığını verecektir.4

Değerlendirme

Müfessirlerin çoğu burada geçen “Kitap” kelimesini Levh-i Mahfûz (Allah’ın ezeli ilmiyle olmuş ve olacak her şeyin yazılı bulunduğu korunmuş gaybi kitaptır.) olarak açıklamışlardır. Buna göre Allah, yaratılmış olan her şeyi, canlıların rızkını, ömrünü, hareketlerini, yaşayacakları hâlleri ve kâinatta meydana gelecek bütün olayları ezeli ilmiyle bilmiş ve Levh-i Mahfûz’da takdir etmiştir. Yani evrende tesadüf yoktur. Her şey İlâhî bir ölçü, hikmet ve düzen içerisindedir. Bazı âlimler ise buradaki “Kitap” ifadesini Kur’ân-ı Kerîm olarak değerlendirmiş ve insanların hidayeti için gerekli olan temel esasların Kur’an’da eksiksiz şekilde bulunduğunu söylemişlerdir. Aslında bu iki görüş birbirini tamamlar mahiyettedir. Çünkü hem kâinat Allah’ın kudret kitabıdır hem de Kur’an O’nun kelâm kitabıdır. Ayet, insanın yalnız olmadığını, hayvanların bile Allah katında bir düzen ve hikmet üzere yaratıldığını göstermektedir. Kuşların uçuşundan karıncanın hareketine kadar her şey İlâhî ilmin kuşatması altındadır. Bu durum insana büyük bir sorumluluk yükler. Çünkü insan, kendisini başıboş sanmamalı, her davranışının Allah tarafından bilindiğini ve sonunda O’nun huzurunda toplanacağını unutmamalıdır. Ayrıca bu ayet, kâinata ibret nazarıyla bakmayı da öğretir. İnsan tabiatı, canlıları ve olayları inceledikçe Allah’ın koyduğu mükemmel düzeni daha iyi anlamaktadır. Böylece insanın Rabbine olan hayranlığı ve teslimiyeti artar.

Sorduğunuz soru bağlamındaki cevaba geçecek olursak;

Öncelikle soru yanlış bir mantık üzerine kuruluyor. Çünkü mezhepler zaten çıkarttıkları hükümleri Kur’an’ı referans alarak ortaya koymaktadırlar. Sanki mezhepler Kur’an’dan bağımsız yeni bir din getirmiş, ayrı hükümler koymuş gibi bir algı oluşturuluyor. Halbuki mezheplerin yaptığı şey: Kur’an ve sünnette bulunan hükümleri anlamak, açıklamak ve hayata nasıl uygulanacağını göstermektir. Nitekim Kur’an’da bazı ayetler çok açık ve kesin hükümler taşırken, bazı ayetler daha kapalı, bazıları ise müteşâbihtir.5 Bunun da birçok hikmeti vardır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Sana Kitâb'ı (Kur'ân'ı) indiren O'dur; onun bir kısmı muhkem âyetlerdir ki onlar kitâbın anası (esâsı)dır, diğerleri ise müteşâbih (âyetler)dir. Ama kalblerinde bir eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onun te'vîlini aramak için hemen ondan müteşâbih olanının peşine düşerler. Hâlbuki onun te'vîlini ancak Allah bilir. İlimde râsih (derinleşmiş) olanlar da. (Onlar:) “(Biz) ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır!” derler (ve o gizli hakikati izhâr ederler). Ve (ondan, selîm) akıl sâhiblerinden başkası ibret almaz.6

Bu ayet, Kur’an’da hem açık (muhkem) hem de yoruma açık (müteşâbih) ayetler bulunduğunu, bunların da Allah tarafından bilinçli olarak böyle indirildiğini gösterir. Ayrıca müteşâbih ayetlerin peşine düşüp yanlış yorum yapanlara karşı uyarı vardır. Doğru anlamanın yolu ise ilimde derinleşmiş olan âlimlerin rehberliğidir. Bu yüzden "Ben Kur’ân’ı açar, hiçbir ilme ihtiyaç duymadan her hükmü tek başıma çıkarırım" anlayışı doğru değildir. Mezheplerin ve büyük İslam âlimlerinin yaptığı şey de zaten budur: Kur’an ve sünneti derinlemesine inceleyip, kapalı veya farklı anlaşılabilecek meseleleri ilmi usullerle açıklamak. Yani mezhepler -haşa- Kur’an’a ilave yapmak değil, Kur’an’ı doğru anlamaya çalışmak için çaba sarf etmektedirler.

Bu sebeple “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” ayetini, “Artık hiçbir açıklamaya, ilme, âlime, mezhebe ihtiyaç yoktur” şeklinde anlamak doğru değildir. Çünkü Kur’an her şeyin temelini ve esasını koymuştur. Fakat birçok hükmün tafsilatı sünnetle ve âlimlerin içtihadıyla açıklanmıştır. Mesela Kur’an’da namaz emredilir ama namazın kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı bütün detaylarıyla anlatılmaz. Zekat emredilir ama hangi maldan ne kadar verileceğinin tüm ayrıntıları tek tek sıralanmaz. Hac emredilir fakat uygulama şeklinin önemli kısmı Peygamber Efendimizin (sav) uygulamasıyla öğretilmiştir. Mezhepler de işte bu noktada Kur’an ve sünnetten hareketle hükümleri sistemli hale getirmiştir.

Ayrıca Kur’an’da bazı meselelerin kapalı bırakılmasının da büyük hikmetleri vardır. Bu durum insanlara kolaylık sağlar, zamanın şartlarına göre çözüm üretme imkânı tanır ve âlimlerin içtihadına kapı açar. Eğer her mesele en ince ayrıntısına kadar tek bir kalıpta verilseydi, farklı coğrafyalarda ve farklı şartlarda yaşayan insanlar için büyük zorluklar ortaya çıkabilirdi. Mezheplerin varlığı da aslında ümmet için bir rahmet ve kolaylık olmuştur. Çünkü onlar Kur’an’ın ruhuna uygun şekilde meseleleri açıklamış, insanların dinlerini daha doğru yaşamalarına yardımcı olmuşlardır.

Netice itibarıyla En’âm Suresi 38. ayetini mezhepleri reddetmek için kullanmak, ayetin maksadını tam kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır. Mezhepler -haşa- Kur’an’a alternatif değil, bilakis Kur’an’ı anlama ve yaşama konusunda asırlardır oluşmuş ilmi birikimin adıdır.

Kaynakçalar
  1. En'âm, 6/38.

  2. Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Azim Dağıtım Zehraveyn Yayın, c. 3, s. 418-419.

  3. Vehbe Zuhayli,"Tefsir'ül Münir", Risale Yayınları, c. 4, s. 187-188.

  4. Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi, 2021, c. 3, s. 486.

  5. Muhkem ayetler, manası açık olanlar; müteşâbihler ise, izahı ve te’vili/yorumu gerekenlerdir

  6. Âl-i İmrân, 3/7.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız