İlgili metin, Kaf Suresi 18. ayet-i kerimesinin "(İnsan) hiçbir söz söylemez ki mutlaka yanında hazır bir gözetleyici (melek) bulunmasın!)" tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır'ın yer verdiği ve insanın iç dünyasından geçen düşüncelerin, niyetlerin ve sözlerin sorumluluk ve kayıt kapsamını tartıştığı önemli bir bölümdür.
İnsanın nefsinde yer etmeyen, tereddüt halinde bulunan ve eyleme ya da söze dökülmeyen irade dışı vesveseler ve anlık düşünceler Allah Teala tarafından affedilmiştir. Ancak bir düşünce bilinçli bir şekilde kalpte durur, kök salar ve yerleşirse artık sıradan bir vesvese olmaktan çıkarak sorumluluk doğuran bir kayıt halini alır.
Vesvese, nefiste yer etmeyip tereddüt halinde bulunan şeydir. Bunlar kuvveden, düşünceden fiile çıkmadıkça bir cezayı gerektirmez. Ancak vesvese ve gönülden geçen şeylerin cezayı gerektirmemesi için onların kalbe gelip kalpte durmadan geçmeleri şarttır. Bunları yapmaya niyet edilir de kalpte yer eder, kalırsa cezayı gerektirmiş olurlar. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:
Allah, dilleri ile söylemedikçe —yahut fiiliyata dökmedikçe— ümmetimi, gönüllerinden geçirdikleri şeylerden dolayı hoşgörür (hesaba çekmez). 1
Kadı İyaz, Kurtubi ve Kirmani bu hadisle ilgili şu açıklamaları yaparlar:
Kadı İyaz şöyle diyor: Kalpte geçen şey, orada yer edip karar kılmadan gelip geçerse buna 'hemm' denir. Şayet devam eder de kalbe yerleşirse 'azim' olur. Azim sebebiyle ise insan ya muahaze edilir yahut sevap kazanır. 2
Kurtubi diyor ki: "Kadı İyaz’ın kavli; bilumum selef uleması, fukaha, muhaddisler ve ilm-i kelam alimlerinin mezhebidir. Bu hususta onlara muhalefet ederek 'İnsanın kalbinden geçen şeyler orada yer etsin etmesin hiçbir muahazeyi icap etmez.' diyenlerin sözüne bakılmaz. Bunlar, Teala Hazretleri'nin, 'Kadın gerçekten ona niyeti kurmuştu. Rabbinin burhanını görmemiş olsa o da ona niyeti kurmuş gitmişti...' (Yusuf Suresi, 24) ayet-i kerimesi, bu hadis, Resulullah'ın (sav) 'Fiilen yapmadıkça yahut söylemedikçe' buyurmuş olması ve bir de kötülük etmeye azmetmişken yapmayana ve söylemeyene ceza verilmemesiyle istidlal ederlerse de ayetle istidlallerine verilecek cevap, ayetteki gönülden geçen şeylerdir; fakat bazıları da kalpte yer etmeyen düşüncelerdir ki bunlardan dolayı azap yoktur. Nitekim bu hadis de buna şahittir.3
Kirmani de şunları söylemiştir: "Ulema diyor ki: Bir kimse velev yirmi beş sene sonra bir vacibi terk yahut bir haramı irtikap edeceğine azmeylese derhal asi olur." Hatırdan geçen şeylerden murat, niyet derecesine varmayan şeylerdir. Niyet derecesine varan kuruntulardan dolayı kul muahaze edilecektir. 4
Bütün bu açıklamalarla birlikte bilinçli bir şekilde kurgulanmaya devam edilen ve zihinde ısrarla yaşatılan hayaller, hafızaya geçenler, yani amel defterine yazılanlar kapsamında değerlendirilir. Anlık ve irade dışı beliren hayaller "vesvese" veya "hatır" sayılırken; kişinin kendi iradesiyle durup bilinçli bir şekilde sürdürdüğü, beslediği ve zihninde kurgulamaya devam ettiği hayaller, kalpte yer ettiği, azim ve niyet derecesine ulaştığı için sorumluluk sahasına girer. Bununla ilgili Kadı İyaz şu ifadeleri kullanır:
Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Genel olarak selef ve fakihlerle muhaddislerin ilim ehli, Kadı Ebu Bekir'in benimsediği kanaattedir. Bunun sebebi ise kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şeriflerdir. Ama onlara göre böyle bir azim ve kararlılık bir günah olarak yazılır; fakat içinden geçirdiği günah böyle değildir. Çünkü onu fiilen işlememiştir. Yüce Allah'ın korkusu ve O'na yönelişten başka bir husus da onu işlemekten engellememiştir. Ama ısrarın kendisi ve kararlılık bir masiyettir, bu sebeple bu, bir masiyet olarak yazılır. Şayet onu işleyecek olursa bu sefer ikinci bir masiyet olarak yazılır. Eğer Yüce Allah'tan korkusundan dolayı onu terk ederse bir hasene olarak yazılır. Hadiste: "Çünkü onu benim için terk etmiştir." denildiği gibi. Böylelikle onun o masiyeti işlemeyi terk etmesi, Yüce Allah'tan korktuğu içindir. Onun kötülüğü emreden nefsine karşı bu hususta direnmesi ve hevasına karşı gelmesi de bir iyiliktir. 5
İmam Nevevi şu açıklamaları yapar:
Kalpte yer eden kararlılık sebebiyle sorumluluğun söz konusu olacağına dair şer'i naslar birbirini desteklemektedir. Yüce Allah'ın şu buyrukları bunlardandır: "Şüphe yok ki müminler arasında hayasızlıkların yayılmasını sevenlere... çok acıklı bir azap vardır." (Nur, 19); "Zannın birçoğundan kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır." (Hucurat, 12). Bu hususta ayet-i kerimeler pek çoktur. Kıskanmanın, Müslümanları küçük görmenin, onlar hakkında hoş olmayan şeyleri dilemenin ve daha başka kalp amellerinin ve bunları kararlaştırmanın haram olduğu üzerinde şer'i naslar ve alimlerin icmaı birbirini pekiştirmektedir. 6
Cafer et-Tahavi de şu ifadeleri kullanır:
Bu hadislerde hafaza meleklerinin kalplerin amellerini ve kararlılıklarını -zahir ameller dışındakiler yazılmaz, diyen kimselerin kanaatine aykırı olarak- yazdıklarına delil bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. 7
İnsanın, arzu ve iradesi dışında içinden geçirdiği kötü şeylerin hükmü yoktur. Şeytanın hilesi, kalbe önce hatıra olarak gelir, sonra sırasıyla meyil, azim ve kasta dönüşür. Meyilde eylem yokken azim ve kasıtta iradenin devreye girmesi söz konusudur. Kişi, iradesini kullanarak bu vesveseyi azim ve kasta, ardından da eyleme dönüştürünce sorumlu olmaktadır. İrade devreye girmezse ve düşünce sadece vesvese düzeyinde kalırsa sorumluluk söz konusu değildir.
Müslim, İman, 201.
Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İzmir 2013, c. 1, s. 421.
Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İzmir 2013, c. 1, s. 421.
Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İzmir 2013, c. 1, s. 421.
İmam Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhac, Karınca Polen Yayınları, İstanbul 2012, c. 2, s. 117.
İmam Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhac, Karınca Polen Yayınları, İstanbul 2012, c. 2, s. 117-118.
İmam Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhac, Karınca Polen Yayınları, İstanbul 2012, c. 2, s. 118.

