RİSALE-İ NUR

06.03.2015

4777

“Teşebbüh-ü bilvâcib” Ne Demektir, Neden Yanlıştır?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Ene bahsinde geçen "Felsefenin teşebbüh-ü bilvâcib, insaniyetin gayet-i kemâlidir." cümlesini açıklar mısınız?

06.03.2015 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Nübüvvetin hayat-ı şahsiyedeki düstûrî neticelerinden, kāidesiyle Ahlâk-ı İlâhiye ile muttasıf olup, Cenâb-ı Hakk’a mütezellilâne teveccüh edip, acz, fakr, kusurunuzu bilip dergâhına abd olunuz, düstûru nerede? Felsefenin teşebbüh-ü bilvâcib, insaniyetin gayet-i kemâlidir, kāidesiyle, Vâcibü’l-Vücûd’a benzemeye çalışınız, hodfurûşâne düstûru nerede? Evet, nihâyetsiz acz, zaaf, fakr, ihtiyâç ile yoğurulmuş olan mâhiyet-i insaniye nerede? Nihâyetsiz Kadîr, Kavî, Ganî ve Müstağnî olan Vâcibü’l-Vücûd’un mâhiyeti nerede?1

Teşebbüh, benzer, misil anlamına gelen Arapça şibh kökünden gelmektedir. Zorla benzemeye çalışma, kendini benzetmeye özenme manasına gelir.2

Teşebbüh-ü bilvâcib ise vücûdu vacip olan yaratıcıya benzemek manasında söylenmiş bir terimdir.

Teşebbüh, felsefenin deyimi ile “insanın gücü oranında yaratıcıya benzemeye çalışması”dır.

“Teşebbüh-ü bilvâcib” sözü, felsefenin ortaya koyduğu, insanın yaratıcıya benzemek ile en mükemmel hâli almasıdır. Lakin bu mümkün değildir. Hiçbir mahlûk Allah’a benzeyemez.

Sonsuz kudret, ilim, hikmet ve her sıfatı ile sonsuzluğun sahibi olan Rabbimize; aciz, miskin, cahil insanın benzemesi mümkün değildir. Kulluğun gereği ise insanın kendisinde bulunan çok sınırlı özellikleri bir ölçü gibi kullanıp Allah’ın sonsuz sıfatlarını anlamaya çalışmasıdır. “Ene” bahsinde insanın benliği, yani “ben” duygusu, bir anahtar ve bir ölçü olarak anlatılır. Meselâ insan, “Ben biliyorum” der; buradan Allah’ın her şeyi bildiğini anlar. “Ben istiyorum” der; buradan Allah’ın mutlak irade sahibi olduğunu anlar. Fakat insandaki bilmek ve istemek çok sınırlıdır ve bizzat insanın kendisine ait değildir. Allah tarafından emanet olarak verilmiştir. Allah’ın sıfatları ise sonsuz ve hakikîdir.

Felsefe ise bu meseleyi yanlış anlamıştır. İnsanın en yüksek noktasını, kulluğunu anlamakta değil, sanki kendi benliğini büyütüp ilâhî sıfatlara yaklaşmakta aramıştır. Bu yüzden “felsefenin teşebbüh-ü bilvâcib” sözü, doğru bir hedefi değil, hatalı bir anlayışı anlatır. İslâmiyetin gösterdiği hakikat ise şudur: İnsanın kemâli, Allah’a benzemeye çalışmakta değil; Allah’ın kulu olduğunu bilmektir. İnsan ne kadar aczini, fakrını ve muhtaçlığını anlarsa, o kadar doğru bir şekilde Rabbini tanır. Çünkü insan, kendisinin sınırlı, zayıf ve muhtaç olduğunu fark edince Allah’ın sonsuz kudretini, rahmetini ve zenginliğini daha iyi anlar. Bu sebeple ene, insanı gurura ve egoya götürmek için verilmemiştir. Tam tersine, insan ene’yi doğru kullanırsa kendisinin gerçek malik değil, emanetçi olduğunu öğrenir. Yani “Bu ilim benimdir, bu güç benimdir.” demez; “Bana bunlardan küçük bir numûne emanet olarak verilmiş ki, asıl sahibini tanıyayım.” der.

Sonuç olarak bu cümle, bizlere felsefenin insanı dalalete, sapkınlığa ve küfre sevk eden anlayışını gösteriyor. Doğru olan ise eneyi bir ölçü âleti yapıp Allah’ın sıfatlarını tanımak, kendini bilmek ve sonunda da kulluğa yönelmektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 225

  2. Kubbealtı Lugatı ''TEŞEBBÜH''


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız