Kur'ân'da "هُمُ الْفَٓائِزُونَ" yani "onlar kurtuluşa erenlerdir" ifadesinin geçtiği âyetlerden bazıları şöyledir:
Îmân edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler, Allah katında derece i'tibârıyla daha büyüktürler. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!1
Şübhesiz ki ben, sabretmelerine karşılık bugün onları mükâfâtlandırdım; gerçekten kurtuluşa erenler, ancak onlardır!2
Her kim Allah'a ve Resûlüne itâat eder ve Allah'dan korkar ve O'ndan sakınırsa, işte onlar, gerçekten kazanan kimselerdir.3
Cehennem ehli, Cennet ehli ile bir olmaz! Cennet ehli, gerçekten kurtuluşa eren kimselerdir!4
Kur'an-ı Kerim'de yer alan "الفائزون" (el-fâizûn) kelimesi, "ف-و-ز" (f-w-z) kökünden türemiş olup; kurtuluşa ermek, zafere ulaşmak, tehlikeden esenliğe çıkmak ve ebedî saadeti elde etmek anlamlarına gelmektedir. Buna karşın, günümüzde ribâ karşılığında kullandığımız "faiz" kavramı, Arapçada "çoğalmak, taşmak, fazlalık" manalarındaki "فائض" (fâid) kelimesinden dilimize geçmiştir. Görüldüğü üzere, Kur'an'daki "fâizûn" sözcüğü ile ribâ bağlamındaki "faiz" tamamen farklı köklere ve anlam dünyalarına sahip iki ayrı kelimedir.
Ayrıca ilgili âyetlerin siyak ve sibakı incelendiğinde meselenin maddi bir sömürü aracıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı açıktır; zira bu âyetlerde asıl vurgulanan husus, salih amellerin neticesinde ilahi bir lütuf ve mükafat olarak elde edilen manevi ve uhrevi kurtuluştur. Yani bağlam olarak da hiçbir alaka yoktur.
Diğer sorunuzun cevabı için lütfen bakınız: FAİZİN HELAL TARAFI VAR MIDIR?
Tevbe 9/20.
Mü'minûn 23/111.
Nur, 24/52.
Haşr 59/20.

