İlgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Evvelâ: Sizi teselliye muhtaç bilmiyorum. Birbirinizin kuvve-i mâneviyenizi takviye ederseniz, o kâfidir. Karşımdaki levha dahi bana kâfi geliyor. Bu son hücumda tam haksız ve kanunsuz ve yalnız evhamdan ve za'fiyetten gelen bir korkutmak olduğu anlaşıldı.1
Bu paragrafta geçen levha kelimesi ile benzerlik gösteren bir yeri buraya alıyoruz.
Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahîh sûreti şudur ki, ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak ta‘lîk etmişim. Her sabah ve akşam ona bakarım, dersimi alırım. “Dost istersen Allah yeter.” Evet, o dost ise her şey dosttur. “Yârân istersen Kur’ân yeter.” Evet, ondaki enbiyâ ve melâike ile hayâlen görüşür ve vukūâtlarını seyredip ünsiyet eder. “Mal istersen kanâat yeter.” Evet, kanâat eden iktisad eder. İktisad eden bereket bulur. “Düşman istersen nefis yeter.” Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider. “Nasihat istersen ölüm yeter.” Evet, ölümü düşünen hubb-u dünyâdan kurtulur. Ve âhiretine ciddî çalışır."
Allah'u âlem, o levha budur: Dost istersen Allah yeter. Yaran istersen Kuran yeter. Mal istersen kanaat yeter. Düşman istersen nefis yeter. Nasihat istersen ölüm yeter.2
Sorulan metinde geçen teselli kelimesi ve "levha dahi bana kâfi geliyor." cümlesi ile yukarıdaki paragrafta geçen manalar birbirine kuvvet veriyor. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri, sürgün ve zorlu şartlarda, yalnız başına hücrelerde iken bu hakikatler vasıtasıyla yalnızlığa, kimsesizliğe ve bulunduğu ortamın zorluklarına karşı teselli bulmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 558
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.126

