Zalimlerin hemen ceza görmemesi, onların kurtulduğu manasına gelmez. Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve başka yerlerde görülen vahşet, insan vicdanını sarsıyor. Çocukların öldürülmesi, annelerin feryadı, yıkılan evler, dağılan aileler karşısında “Neden bunlar cezasını hemen bulmuyor?” suali çok yakıcıdır. Fakat dünya, her şeyin anında karşılık gördüğü son durak değildir. Dünya bir imtihan yeridir; asıl tam adalet ise ahirette tecelli edecektir.
Bu dünyada çok defa iyi insan sıkıntı çeker, kötü insan da bir müddet rahat görünür. Bu hal, adaletin olmadığına değil; hesabın henüz kapanmadığına işaret eder. Bir zalim bugün güçlü, silahlı, korunaklı, destekli görünebilir. Medya gücüyle suçunu örtebilir, devlet gücüyle zulmünü sürdürebilir, dünya menfaatiyle alkış da alabilir. Fakat bunların hiçbiri onu Allah’ın hesabından kurtarmaz. İnsan mahkemesinden kaçan, İlahi hesaptan kaçamaz.
Zalimlerin yaptıklarından Allah’ı gafil sanma. O, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.1
Gazze buna çok açık bir misaldir. Dünyanın gözü önünde hastaneler, evler, ibadethaneler vuruluyor; çocuklar açlık, korku ve bombardıman altında yaşıyor. Buna rağmen zulmü işleyenler bazen daha da cesaretli davranıyor. İnsan bunu görünce, “Nasıl olur da bunlara engel olunmaz?” diyor. Burada bilinmesi gereken şudur: Allah’ın geciktirmesi, haşa görmemesinden değildir. Bazen zalime mühlet verilir. O zalim, suçunu artırdıkça artırır; böylece hem dünyadaki maskesi düşer, hem de ahiretteki cezası büyür. Bugün kendini güçlü zanneden nice kişi, yarın tarih önünde de, insanlık vicdanı önünde de, Allah’ın huzurunda da mahkum olacaktır.
Doğu Türkistan’da da benzer bir acı yaşanıyor. İnançlarından dolayı baskı gören insanlar, ailelerinden koparılan çocuklar, kimliği silinmek istenen bir halk, susturulmak istenen bir nesil… Bütün bunlar açık bir zulümdür. Fakat zulmün uzun sürmesi, onun hak olduğu manasına gelmez. Tarih boyunca nice büyük güçler, nice baskı düzenleri, nice zorba yönetimler bir vakit yenilmez gibi görünmüştür. Ama sonunda yıkılmış, rezil olmuş, geride de lanetle anılmıştır. Firavun da güçlüydü; Nemrud da güçlüydü. Güçleri onları kurtarmadı.
Zalimin cezası sadece bomba ile, savaşla veya görünür bir felaketle olmaz. Bazen ceza içeriden başlar. Merhametin kaybolması, kalbin taşlaşması, vicdanın susması, korkunun artması, huzurun bitmesi de bir cezadır. Dışarıdan güçlü görünen nice zalim, içeride çürümüş haldedir. Ailesinde huzur yoktur, kalbinde güven yoktur, gecesinde rahat yoktur. Daha önemlisi, ölümden sonra başlayacak hesap vardır ki asıl ceza odur. Dünya cezası ne kadar büyük olursa olsun, ahiretteki hesapla kıyaslanmaz.
Mazlum tarafına bakıldığında da mesele sadece dünya kaybı değildir. Gazze’de öldürülen bir çocuk, zulme uğrayan bir anne, Doğu Türkistan’da inancı yüzünden baskı gören bir mü’min, Allah katında sahipsiz değildir. İnsanlar yardım edemese bile Allah görüyor, biliyor ve hakkı zayi etmiyor. Masumların çektiği acılar boşa gitmez. Bu acılar, onların derecesini yükseltir; zalimlerin de suçunu kat kat artırır. Yani ortada başıboş bir acı yoktur. Her şey İlahi ilim ve adalet içindedir.
Bununla beraber bu hakikat, insanı pasifliğe sevk etmez. “Nasıl olsa Allah ceza verecek” deyip kenara çekilmek doğru değildir. Zulmü zulüm bilmek, ona karşı sözle, duayla, yardımla, imkan nisbetinde fiili destekle karşı durmak gerekir. Gazze için dua etmek, yardım etmek, boykota dikkat etmek, mazlumun sesini duyurmak; Doğu Türkistan için unutmamak, unutturmamak, doğru bilgi yaymak, dua ve destek içinde olmak mü’mince bir tavırdır. Neticeyi Allah yaratır; fakat kul vazifesini terk edemez.
Bazen insanlar şu noktada zorlanıyor: “Masum çocuklar niçin acı çekiyor?” Bu, gerçekten çok ağır bir imtihandır. Fakat mü’min bilir ki ölüm yok oluş değildir. Özellikle mazlum ve masumlar için ölüm, daha büyük bir rahmete kapı açabilir. Dünya hayatı kısa, ahiret hayatı sonsuzdur. Bir çocuğun burada çektiği birkaç günlük, birkaç aylık, birkaç yıllık acı; ebedi saadet yanında çok küçük kalır. Bu, yaşanan zulmü hafif göstermek için değil; Allah’ın adaletinin dünyadan ibaret olmadığını göstermek içindir.
Şunu da unutmamak gerekir: Zalimlerin cezasını geciktiren şey bazen insanların dağınıklığı, korkusu, menfaati ve sessizliğidir. Yani zulmün sürmesinde sadece zalimin gücü değil, iyilerin zayıflığı da rol oynar. İslam dünyasının parçalanması, adalet sahiplerinin etkisiz kalması, menfaat uğruna zulme göz yumulması, bu acıları büyütmektedir. Bu da ayrı bir imtihandır ve ayrı bir mesuliyettir.
Sonuç olarak: Gazze’de de Doğu Türkistan’da da diğer zulüm altındaki coğrafyalarda da zalimler cezasız değildir. Bir kısmı dünyada rezillik, çöküş, korku ve perişanlıkla ceza görecek; bir kısmı da asıl cezasını ahirette bulacaktır. Mazlumlar ise sahipsiz değildir. Allah hem görür, hem bilir, hem kaydeder, hem de eksiksiz hükmeder. Bu sebeple ye’se düşmek değil; zulme karşı durmak, dua etmek, destek olmak ve İlahi adalete güvenmek gerekir.
İbrahim, 14/42.

