RİSALE-İ NUR

13.07.2026

Risale-i Nur'da Geçen "Şüpheli Mallar" ve "Riyazet-i Şer'iyye" Ne Anlama Geliyor?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur'da bahsettiği şüpheli mal meselesini izah edebilir misiniz? Orada geçen "çok karışmış mallar" ifadesiyle ne kastedilmektedir? Bunun gıdalarla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca "riyâzet-i şer'iyye" ifadesi nasıl anlaşılmalıdır? Eğer mesele gıdalarla ilgili değilse, bunun riyâzet olarak değerlendirilmesinin hikmeti nedir?

24.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yerler şöyle geçmektedir:

Hem bu fakr u zarûret zamanında, aç ve muhtâç olanların elemlerinden ehl-i vicdâna rikkat-i cinsiye vâsıtasıyla gelen teellüm, o gayr-i meşrû‘ bir sûrette kazandığı para ile aldığı lezzeti, vicdânı varsa acılaştırıyor. Böyle acîb bir zamanda, şübheli mallara, zarûret derecesinde iktifâ etmek lâzımdır. Çünkü اِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدَرِهَا sırrıyla, haram maldan, mecbûriyetle, zarûret derecesini alabilir, fazlasını alamaz. Evet, muzdar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem yüz aç adamın huzûrunda, kemâl-i lezzet ile fazla yenilmez.1

Ve ehl-i ibâdet ve salâhat dahi, ekser insanların aç kaldığı bu zamanda ve çok karışmış ve haram helâl fark edilmeyecek bir tarza gelmiş ve şübheli mal hükmünde ve ma‘nen müşterek olan erzâk-ı umûmiyeden helâl olmak için mikdâr-ı zarûret derecesine kanâat ediyorum diye, bu mecbûrî belâya bir riyâzet-i şer‘iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlâhîye karşı şekvâ ile değil, rızâ ile karşılamaktır.2

Bediüzzaman Hazretleri bu metinde gıdaların fiziksel olarak birbirine karışmasını veya yiyeceklerin katkı maddeleri sebebiyle şüpheli hâle gelmesini kastetmemektedir. Burada bahsedilen "çok karışmış mallar", toplumda helâl ve haram kazanç yollarının birbirine karıştığı ekonomik hayatı ifade etmektedir. Metnin yazıldığı dönemde savaşın ve ekonomik sıkıntıların etkisiyle karaborsacılık, stokçuluk, fırsatçılık, faiz ve haksız kazanç gibi gayrimeşru uygulamalar yaygınlaşmış, insanların elindeki malların önemli bir kısmı bu tür kazançlarla irtibatlı hâle gelmiştir. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, "şüpheli mallar" ifadesiyle doğrudan gıdaların kendisini değil, elde ediliş sürecinde helâl-haram hassasiyetinin zayıfladığı bir ekonomik düzeni kastetmektedir.

Metinde geçen "erzâk-ı umûmiye" ise toplumun ortak olarak faydalandığı geçim vasıtalarını ve temel gıda maddelerini ifade etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, insanların büyük bir kısmının yokluk ve açlık çektiği böyle dönemlerde ihtiyaçtan fazla tüketmenin ve lüks içinde yaşamanın doğru olmayacağını vurgulamaktadır. Bu nedenle müminin zaruret miktarıyla yetinmesini, israftan kaçınmasını ve kanaatkâr bir hayat sürmesini tavsiye etmektedir. Buradaki "zaruret derecesinde iktifa etmek" ifadesi, insanın yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar tüketmesi, ihtiras ve aşırı tüketime yönelmemesi anlamındadır.

Metinde geçen "riyazet-i şer'iye" de bu çerçevede anlaşılmalıdır. Riyazet, nefsi disiplin altına almak ve dünya nimetlerinden ölçülü şekilde faydalanmaktır. Ancak Bediüzzaman Hazretleri özellikle "şer'î riyazet" ifadesini kullanarak bunun dinin meşru ölçüleri içinde yapılan bir nefis terbiyesi olduğunu belirtmektedir. Bu, kişinin kendisine eziyet etmesi veya aşırı derecede aç kalması değildir. Aksine helâl ile yetinmek, ihtiyaç kadar yemek, israftan kaçınmak, kanaat sahibi olmak ve nefsin her arzusunu yerine getirmemektir. Dolayısıyla riyazetin gıdayla bir ilgisi vardır. Fakat bu ilgi, gıdaların şüpheli olmasından değil, tüketimde ölçülü davranarak nefsi terbiye etmekten kaynaklanmaktadır.

Bediüzzaman Hazretlerinin asıl vermek istediği mesaj, ekonomik hayatın haram unsurlarla iç içe geçtiği, insanların açlık ve sıkıntı yaşadığı dönemlerde müminin daha dikkatli olmasıdır. Ayrıca helâl kazanca azami gayret göstermesi, israf ve lüksten uzak durması ve mecburi darlığı bir şikayet sebebi değil, sabır ve kanaat vesilesi olarak değerlendirmesidir. Böylece yaşanan ekonomik sıkıntılar, mümin için Allah'ın takdirine rıza göstererek nefsi terbiye ettiği bir "riyazet-i şer'iye" hükmüne geçecektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 149.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 183.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız