Sözlükte “büyük ihtiyaç, savuşturulamaz zorluk ve sıkıntı” anlamındaki zarûret fıkıh terimi olarak, kişiyi dinî yasakları ihlâl etmekle karşı karşıya bırakan ve ancak bu şekilde savuşturulabilen ciddi özür/mazeret halini ifade eder. Zaruret halinin oluşmasında bu hali yaşayan bireyin algı ve ruh durumunu ölçü almanın yeterli olmayacağını belirten fakihler temel prensip olarak haram işlenmeyip temel hükümlerde ısrar edilmesi halinde telâfisi mümkün olmayacak şekilde ağır bir zararın ortaya çıkacağının kesinlik kazanmış olmasını şart koşmuşlardır1 Bu zaruret halinde yasakların ihlal edilmesi neticesinde kişinin sorumlu olmadığını Kur’ân şöyle bildirilmiştir:
(O,) size ancak ölüyü (usûlünce kesilmeden veya avlanmadan ölen hayvanı),(akan) kanı, domuz etini ve kendisi Allah'dan başkası için kesilen (hayvanın etin)i haram kılmıştır. Fakat (başkasının hakkına) tecavüz edici olmadan ve haddi (zarûret mikdârını) aşıcı olmadan kim (bunlardan ölmeyecek kadar yemeye) mecbur kalırsa, artık ona bir günah yoktur. Şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.2
…Bugün, size dîninizi kemâle erdirdim, üzerinize olan ni'metimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'a râzı oldum! O hâlde kim günâha (ölmeyecek kadar olan zarûret mikdârından fazlasına) meyletmeksizin açlık içinde (bunlardan yemeye) mecbur kalırsa, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.3
Kendisine mecbur kaldığınız (ölmeyecek kadar yemek zorunda olduğunuz) şeyler müstesnâ olmak üzere, (Rabbiniz) üzerinize haram kıldığı şeyleri gerçekten size iyice açıkladığı hâlde, üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş olan (besmele ile kesilmiş hayvan)lardan neden yemeyesiniz? Hiç şübhesiz birçokları, bilgisizce kendi (nefsî) arzularıyla (insanları) açıkça saptırıyorlar. Muhakkak ki haddi aşanları gerçekten en iyi bilen ancak O Rabbindir.[4
Hadis-i şeriflerde de zaruret durumunda yasaklanmış bazı şeylere müsaade edilmiştir Buna bağlı olarak bazı hadislerde sağlık sorunları sebebiyle kimi yasakların (erkekler için altın ve ipekli kumaş/elbise kullanımı gibi) işlenmesine izin verilmiştir. Hadis şöyledir:
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir:
Abdurrahman İbn Avf ile Zübeyr Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek bitlerin sebep olduğu kaşıntıdan dolayı sıkıntı yaşadıklarını söylediler. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara ipek giymeleri için izin verdi. Ben onların bir savaşta ipek giydiklerini de gördüm.5
Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zübeyr ile Abdurrahman'a vücutlarındaki kaşıntı dolayısıyla ipek giymeleri ruhsatını verdi.6
Ayrıca boy abdesti alması gereken kişinin su mevcut olsa bile hasta olmaktan, ölmekten ya da susuz kalmaktan korkması durumunda teyemmüm yapmasına imkân tanınmıştır. Bu da zaruret durumlarında bazı hakların mübah olabileceğini göstermiştir. Bundan dolayıdır ki Mecelle’de de şöyle bir kural vardır:
( الضرورات تبيح المحظورات) Zaruretler Mahzurları Mubah Kılar 7
Bununla beraber zaruretler, zaruretin ortadan kalkması ile mübahlığını kaybeder. O yüzden zaruret miktarınca haram olan şeyler mübah olur. Fazlası yine helal değildir. Mecelle de bu konu şöyle işlenir:
Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunurlar. 8
Bediüzzaman Hazretleri ise bu konuda şöyle demektedir:
Çünkü (اِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدَرِهَا) sırrıyla, haram maldan, mecbûriyetle, zarûret derecesini alabilir, fazlasını alamaz. Evet, muzdar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir.9
ZARURET DURUMUNDA FİİLİ İŞLEMEMENİN HÜKMÜ VE SORUMLULUĞU
İmam Gazzali’ye göre, zaruret durumunda yapması gerek helal olmayan fiili yapmazsa kişi günahkar olur. Gazzali, bunu domuz eti üzerinden misallendirerek zaruret halinde domuz eti yemenin normal şartlarda usulünce tezkiye edilmiş sığır eti yemek gibi olduğunu ifade eder. Hatta kişi bunu yapmaz ve ölürse günahkâr sayılır.10
Bu noktadan hareketle İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İlkiyâ el-Herrâsî, İbn Akīl, İbn Dakīkul‘îd gibi âlimler, bu tür zaruret durumlarında işlerlik kazanan hükmün ruhsat yani tercih değil azîmet yani kesin yapılması gereken şey olduğu görüşündedir.11
Bu sebeple hayat hakkı ve vücut bütünlüğünün korunmasının İslamiyetçe değer ve öneminden bunu temin edecek olan haramın işlenmesi vâcip sayılmaktadır. Dolayısıyla yenilmesi dinen yasaklanmış olan bir madde, önlenemeyen bir tehdit yahut kaçınılmaz açlık tehlikesi söz konusu olmasına rağmen yenilmez ve bu yüzden kişi ölür yahut vücut bütünlüğü zarar görürse kişi sorumludur.
Halit Çalış, TDV İslâm Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2013, c.44, s. 141-143
Bakara Sûresi, 2/173.
Maide, 5/3
En'âm Sûresi, 6/119
Buhari, Cihad, 91
Buhari, Libas, 29
Mecelle, mad. 21.
Mecelle, mad 22.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 149
Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed el-Gazzâlî, el-Müstasfâ fî ʿilmi’l-usûl, Bulak 1324, c.1, s. 99
Bedreddin ez-Zerkeşî, el-Baḥrü’l-muḥîṭ, (nşr. Abdülkādir Abdullah el-Ânî), Küveyt 1992, c.1, s. 328

