Allah-u Teâlâ, Hz. Âdem'i (as) yarattıktan sonra meleklere ve şeytana, Hz. Âdem'e secde etmelerini emretmiş; melekler hemen secdeye kapanırken şeytan ise büyüklenerek secde etmeyi reddetmiştir. Ardından Allah-u Teâlâ, şeytanı bulunduğu makamdan indirmiş ve Hz. Âdem ile Hz. Havva'yı cennete yerleştirmiş, dilediği yerden yemelerini ama yasaklı ağaçtan uzak durmalarını istemiş; şeytan da bir şekilde onların yasaklı meyveden yemelerini sağlamıştır.
Kur'ân-ı Kerîm, şeytanın Hz. Âdem'i (as) aldatarak yasaklı meyveden yemesinini ve cennetten çıkarılması hadisesini şöyle anlatmaktadır:
Hem demiştik: “Ey Âdem! Sen zevcen (Havvâ) ile Cennete yerleş; dilediğiniz yerde ondan bol bol yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, sonra zâlimlerden olursunuz!”
Derken şeytan onları(n ayaklarını) oradan kaydırdı da içinde bulundukları şeyden (o ni'metten) onları çıkardı. Bunun üzerine (biz onlara) şöyle dedik: “(Ey Âdem, Havvâ ve Şeytan!) Birbirinize düşman olarak inin! Artık sizin için yeryüzünde bir zamâna kadar bir yerleşme ve bir faydalanma vardır.”1
Şeytanın vesvese vermek sureti ile Hz. Âdem ile Hz. Havva'ya nasıl ulaştığı konusunda alimlerin farklı görüşleri vardır. Âlûsî Hazretleri tefsirinde bu farklılıkları şöyle sıralamıştır:
1- Hz. Âdem ile Hz. Havva'ya imtihan olsun diye vesvese vermek üzere cennete girmiştir.
2- Şeytan, cennete girmedi fakat kapının yanında durup oradan Âdem ile Havva'ya seslenmiş ve hâllerini ifsat etmiştir.
3- Şeytan, bir hayvan suretinde cennete girdi ve cennet muhafızları (hâzin) onu tanımadılar.4- Şeytan bazı adamlarını gönderdi; onlar Âdem ile Havva'yı oradan kaydırdılar.
5- Hz. Âdem ve Havva cennette dikilirken, cennet surlarının üzerinde tavus kuşları dikkatlerini celbetti. Hz. Havva ona yaklaştı, Hz. Âdem de peşinden gitti. Şeytan o esnada onlara duvarın arkasından vesvese verdi.6- Cennet surlarına tırmanan bir yılanın ağzına girerek onunla birlikte cennete girmiştir. Yılan hikâyesi meşhurdur.2
Şeytanın Hz. Âdem'e (as) ne şekilde vesvese verdiği ile alakalı olarak da Celâleyn tefsirinde şu kayıt vardır:
“Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?” diyerek kendilerine nasihatte bulunduğuna dair Allah adına yemin edince, onlar da ondan yediler.3
Ayrıca şu şekilde de izahlar yapılmıştır:
Hz. Âdem ağaçtan yemeyi kabul etmeyince Havva yaklaşıp ağaçtan yedi, sonra da: “Ey Âdem, ye. Ben yedim, hiçbir zararı olmadı.” dedi. Âdem ağaçtan yiyince “...Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar...”4
Hz. Âdem'in (as) çıkarıldığı cennetin mahiyeti hakkında da ihtilaf edilmiştir.
Bir kısım âlimler, hakiki cennetten çıkarıldığını; Kur'an'da geçen "el-cennet" ifadesinin belirli bir cenneti işaret etmesi, âyetlerdeki tasvirlerin ebedî cenneti andırması ve hadislerde geçen cennetten çıkarılma ifadelerinin, buranın ebedî cennet olduğunu destekleyen en güçlü deliller olduğunu söylemişlerdir.5
Bazı âlimler, gerçek cennete şeytanın giremeyeceği, cennette yasak ve günahın olamayacağı, Hz. Âdem'in "yeryüzünde" halife olarak yaratıldığı gerekçesiyle bu yerin dünyada yüksek ve güzel bir bahçe olduğunu ileri sürmüşlerdir.6
Netice olarak; Cenâb-ı Allah, Hz. Âdem’i (a.s.) ve dolayısıyla insanoğlunu, kendi isim ve sıfatlarını anlayabilecek, öğrenebilecek ve onlara ayna olabilecek bir kabiliyette yaratmıştır. Eğer Hz. Âdem (a.s.) cennette sabit kalsaydı, melekler gibi makamı değişmeyen bir varlık olurdu. Bu durumda, insana verilen sınırsız terakki imkânı ortaya çıkmaz ve yaratılışındaki hikmet tam anlamıyla tecelli etmezdi. Zira melekler zaten belirli bir makamda, kusursuz bir şekilde kulluk vazifelerini yerine getirmektedirler. Cenâb-ı Hakk’ın hikmeti gereği insan; yükselmeye açık, imtihana tabi, hata yapabilen ve günah işleyebilme kabiliyetine sahip bir varlık olarak yaratılmıştır. Hz. Âdem’in (a.s.) yasak meyveden yemesi ve bunun neticesinde cennetten yeryüzüne gönderilmesi, insanlık için imtihan sürecinin başlangıcı olmuştur.
Bu kıssa, insan hayatının baştan sona bir imtihan olduğunu açıkça ortaya koyar. Aynı zamanda şeytanın aldatmalarına karşı her daim uyanık ve dikkatli olunması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Bakara, 2/35-36
Şehabedd,n Mahmud El-alusi, Alusi Tefsiri, Beka Yayınları, c. 2, s. 577.
Celaleyn Tefsiri, Yasin Yayınevi, c. 1, s. 34.
Ed-Durru’l-Mensûr, 1/30.
Eş-şeyh Mahmud, Ruhun Furkan Tefsiri, Ahıska Yayınevi, c. 1, s. 277.
Bahattin Dartma, Hz. Âdem’in Dışlandığı Cennetin Dünyası Meselesi, s. 20.

