İlgili yer şöyle geçmektedir:
Sonra ağacın başına baktı. Gördü ki incir ağacıdır. Fakat başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü kat‘î anladı ki; bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin numûnelerini bir tılsım ve bir mu‘cize ile o ağaca takmış. Ve kendi misafirlerine ihzâr ettiği et‘ımeye birer işâret sûretinde o ağacı tezyîn etmiş olmalı. Yoksa bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez. Sonra niyâza başladı. Tâ tılsımın anahtarı ona ilhâm oldu. Bağırdı ki: Ey bu yerlerin hâkimi Senin bahtına düştüm. Sana dehâlet ediyorum. Ve sana hizmetkârım. Ve senin rızânı istiyorum...1
Hikayede o şahıs bir kuyunun içerisindedir ve hayatı ciddi bir tehlike altındadır. Böyle bir yerde, bir dal üzerinde normal şartlarda bulunması beklenmeyecek derecede farklı ve çok çeşitli meyvelerin bir arada bulunması, açık bir kasıt ve irade işaretidir. Çünkü bir dalın üzerinde bu kadar farklı meyvenin bulunması, başıboş ve tesadüfi bir oluşum gibi görünmemektedir. Tam tersine, o ağacın bir maksatla süslendiğini ve bir irade tarafından sevk edildiğini düşündürmektedir. Ayrıca bir tek ağacın üzerinde binlerce ağacın meyvelerinin bulunması, o ağacı sadece meyve veren sıradan bir ağaç olmaktan çıkarıp, arkasındaki büyük bahçenin bir numunesi haline getirmektedir.
Bu bağlamda “sergi” ve “fihriste” kavramlarının anlamı da ortaya çıkmaktadır. Bir sergi, kendisinde bulunan şeylerin tamamını değil, onların güzel ve dikkat çekici örneklerini gösterir. Bir fihriste ise bir kitabın bütün içeriğini tek tek taşımadığı halde, o kitabın bölümlerini ve içinde bulunanları kısaca gösterir. İncir ağacı da aynı şekilde, kendisi bütün bağ ve bostanın tamamı olmadığı hâlde, orada bulunan binlerce çeşit meyvenin numunelerini üzerinde taşımaktadır. Böylece o ağaç, kendisini meydana getiren ve nimetleri hazırlayan hâkimin eserlerini tanıtan küçük bir sergi ve onun büyük nimet hazinesini gösteren bir fihriste özelliğini taşımaktadır.
O şahıs bu ağacı önceki tecrübelerinden bağımsız olarak görmemektedir. Hikayede daha önce gördüğü nimetler, karşılaştığı hâkimiyet ve yaşadığı hadiseler onun zihninde bir bütünlük meydana getirmiştir. Başlangıçta korku ve şaşkınlık içerisinde olan bu insan, olayların arkasında bir irade ve hâkimiyet bulunduğunu yavaş yavaş anlamıştır. İncir ağacına geldiğinde ise önceki gözlemleriyle yeni gördüğü şey arasında bağlantı kurmuştur. Madem burada her şey bir maksatla hazırlanıyor ve sevk ediliyor, öyleyse bu ağacın üzerinde binlerce farklı meyvenin bulunması da başıboş olamaz, diye düşünmüştür.
Bu sebeple incir ağacı onun için korkusunu gideren çok önemli bir işaret haline gelmiştir. Çünkü ağaç, kendisine doğrudan şunu göstermektedir: Bu yerlerde hükmeden ve nimetleri hazırlayan bir hâkim vardır. Bu kadar farklı meyveleri bir tek ağaçta toplamakla da kendi kudretini ve sanatını göstermektedir. Demek ki kuyuda gördüğü hâl de başıboş değildir. Kendisi de sahipsiz ve terk edilmiş değildir. Aksine, bütün bu hadiselerin arkasında kendisini de bilen, gören ve sevk eden bir irade bulunmaktadır.
İşte bu anlayış, onun korkudan niyaza geçmesinin temelidir. Daha önce olayların dış görünüşünden dolayı korkan şahıs, artık onların arkasındaki manayı okumaya başlamıştır. İncir ağacı ona o meyvelerin arkasındaki kudreti, iradeyi, hikmeti ve rahmeti düşündürmüştür. Bir dalda bulunan çeşit çeşit meyveler, onun nazarında bütün bağ ve bostanın küçük bir özeti haline gelmiştir. Bu da ona, kendisini bu yerde yalnız ve sahipsiz bırakan bir tesadüfün değil, her şeyi hikmet ve maksatla sevk eden bir hâkimin bulunduğunu göstermiştir.
İşte bu manayı kavradığı anda korkusu da dağılmıştır. Çünkü artık bulunduğu yerin başıboş olmadığını, kendisinin de sahipsiz bulunmadığını anlamıştır. Bu anlayış onu doğrudan niyaza ve “Ey bu yerlerin hâkimi, Senin bahtına düştüm; Sana dehâlet ediyorum ve Sana hizmetkârım” demeye sevk etmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 20-21.

