Vahşî b. Harb, Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye gelerek Resûlullah’a iman etmiş, onunla görüşmüş ve Müslüman olarak vefat etmiştir. Bu sebeple hadis ve siyer âlimleri nezdinde onun sahâbîliği hakkında herhangi bir ihtilaf yoktur.1 Hz. Vahşî de sahâbî olduğu için “Hazret”, “radıyallahu anh” gibi hürmet ifadeleriyle anılmalıdır. Onun Uhud’daki fiili küfür hâlinde gerçekleşmiş olup, İslam’a girdikten sonra tüm günahları affedilmiştir. Bu sebeple Müslüman olduktan sonraki şahsiyeti itibarıyla sahâbîlik hürmetine tam olarak layıktır.
VAHŞİ B. HARP KİMDİR ?
Vahşî b. Harb, Habeş asıllı bir köledir. Efendisi, Mekke’de Nevfeloğulları kabilesine mensup Cübeyr b. Mut‘im’dir. Künyesi Ebû Desme’dir. En çok bilinen hususu Hz. Hamza’yı Uhud Savaşı’nda şehit etmesidir. Hendek Savaşı’nda da iki sahâbîyi şehit etmiştir. Mekke Fethi esnasında Hz. Peygamber, on küsur kişiyi genel affın dışında tutmuş ve İslam’a aşırı düşmanlıkları sebebiyle onların öldürülmelerini emretmiştir. Bunlardan birisi de Vahşî b. Harb idi. Bu sebeple o, Tâif’e kaçmıştı. Tâifliler Hz. Peygamber’e bir heyet gönderince, o Şam, Yemen ya da başka bir bölgeye kaçmayı düşünmüş ancak Hz. Peygamber’in yanına giderek Müslüman olan herkesi affettiği haberi üzerine Mekke’ye gitmeye karar vermiştir. 2
Hz. Vahşi'nin Müslüman olma hadisesi şöyledir:
Sakīf heyetiyle birlikte yahut yalnız olarak Medine’ye giden Vahşî, Mescid-i Nebevî’de Resûl-i Ekrem’in huzurunda müslüman oldu. Vahşî, Resûlullah’ın huzuruna çıktığında günahkâr olduğunu söyleyerek tereddütlerini ifade edince Resûl-i Ekrem şu âyeti okudu:
“Kim tövbe edip iyi davranışlarda bulunursa şüphesiz o kişi tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner”3
Bunun üzerine Hz. Vahşî, “Ey Allah’ın resulü! Ben neredeyse küfre denk bir günah işledim. Allah bunu da hasenata çevirir mi?” diye sormuş, Resûlullah da bir diğer âyeti okudu:
“Allah kendisine ortak koşulması dışında bütün günahları dilediği kimse için bağışlar”4
Bununla da tatmin olmayan Vahşî, “Burada Allah’ın dilediğini affedeceği bildiriliyor, beni bağışlamayı diler mi dilemez mi bilmiyorum” deyince, Hz. Peygamber şu âyeti okumuştur:
“Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, çok esirgeyendir”5
Hz. Peygameber bu âyeti de okuyarak Hz. Vahşî’nin bütün endişelerini gidermiş, bunun ardından Hz. Vahşî İslâm’a girmiştir.6
Bu olaydan sonra Vahşi, bizim için Hz. Vahşi’dir. Sahabi olduğu için saygıyla anılır. Ehl-i Sünnet itikadına göre sahâbîler hakkında temel ilke, hepsinin adil kabul edilmesi ve hayırla anılmalarıdır. BU konuda İmam Tahâvî’nin ifadesi şöyledir:
“Biz Resûlullah’ın ashabını ancak hayırla anarız.”7
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir defasında ona sormuş:
“Sen Vahşî misin?”, o “Evet.” cevabını vermiştir. Ona “Hamza’yı sen mi şehit ettin?” sorusuna “Evet, size ulaşan bilgi gerçektir.” demiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Mümkünse gözüme görünme.” buyurmuştur.8
Hz. Vahşî, Hz. Peygamber’e görünmemek adına onu gördüğünde saklanmış ve Allah Resûlü, vefat edene kadar Hz. Vahşî’nin yüzünü görmemiştir.9
Kaynaklarımız ittifakla Müseylime’yi öldürenlerin başında Hz. Vahşî olduğunu, Hz. Vahşî’nin, Hz. Hamza’yı şehit ettiği mızrağını Müseylime’ye atarak onu vurup bulunduğu yüksek yerden düşürdüğünü naklederler.10
Hz. Vahşî bir rivayete göre Müseylime’yi öldürdüğü yerde başka bir rivayete göre ise daha sonra şöyle demiştir:
“Herkes duysun! Ben Vahşî! Cübeyr b. Mut‘im’in kölesi! Ben kafirken insanların hayırlılarından birisi olan Hamza b. Abdülmuttalib’in kanına girdim. Şimdi de Müslüman iken en şerli insanı yani Müseylime’yi öldürdüm.”11
Daha sonra Şam fetihlerine katılmıştır. Yermük Savaşı’nda bulunmuştur. Dımeşk Fethi’ne katılmış, bir müddet burada ikamet etmiştir. Daha sonra Humus’a yerleşmiş ve Hz. Osman’ın halifeliği döneminde burada vefat etmiştir.
SAHABİ KİME DENİR - VAHŞİ B. HARP SAHABİ MİDİR?
İbn-i Hacer’in El İsabe isimli eserinde “en doğru” diye yaptığı tarife göre:
“Sahabi, Hz. Peygamber’le (s.a.v.) kendisine inanmış olarak karşılaşıp İslam üzere ölen kimsedir. Bu tarife Hz. Peygamber (s.a.v.)’le beraberliği uzun olan da girer, kısa olanda; Kendisinden hadis rivayet eden de girer, etmeyen de Onunla gazve yapan da girer, yapmayan da; keza O’nu bir kere görmüş fakat beraber oturmamış olanda girer, beraber olduğu halde, âmâlık gibi bir sebeple görmemiş olan da dahildir.12
Bu tarif uyarınca Vahşî b. Harb, Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye gelerek Resûlullah’a iman etmiş, onunla görüşmüş ve Müslüman olarak vefat etmiştir. Bu sebeple hadis ve siyer âlimleri nezdinde onun sahâbîliği hakkında herhangi bir ihtilaf yoktur.13
SAHABİLERE NASIL HİTAP EDİLMELİDİR?
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
İyilik yarışında önceliği kazanan muhacirler ve ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur. Onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Allah, onlara içinde ebedi kalacakları, içlerinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.14
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle demişlerdir:
Ümmetimin en hayırlısı, benim asrımdakilerdir. Sonra bunları takip edenler, sonra da bunları takiben gelenlerdir. 15
Sahabilerle ilgili konuşurken nasıl dikkat etmemiz gerektiği konusunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle ikazda bulunmuştur:
Ashabıma dil uzatmayın. Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın tasadduk etseniz yine de onlardan birinin bir müdd (takriben 18 lt’lik bir ölçek) hatta yarım müdd miktarındaki harcamasına sevapça ulaşamazsınız. 16
Bu ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere insanlık âleminde peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi sahabilerdir. Sahabileri böyle faziletli yapan, hususiyetlerden en birincisi Peygamberimizin (s.a.v.) sohbetine nâil olmaları ve İslamiyet'in yayılmasında saffı evvel olmalarıdır. O sohbet, öyle tesirlidir ki, insanın belki kırk senede ulaşabileceği hakikatlere ve feyze insanı bir günde ulaştırıyordu.
Bediüzzaman Hazretleri sahabe bahsinde bu konuyu uzunca ele alır. Bir kaç örnek şöyledir:
Sahâbeler ekseriyet-i mutlaka i‘tibâriyle hakka âşık, sıdka müştâk, adâlete hâhişgerdirler.17
Enbiyâdan sonra nev‘-i beşerin en efdali Sahâbe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemâatin icmâı bir huccet-i kātıadır.18
Sûre-i Feth’in âhirinde sitâyişkârâne tavsîfât-ı Rabbâniyeye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur’ân’ın medh ü senâsına mazhar olan Sahâbelere, fazîlet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez.19
Celâleddîn-i Süyûtî gibi, uyanık iken çok def‘a sohbet-i Nebeviyeye mazhar olan veliler, Resûl-ü Ekrem (asm) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar, yine Sahâbe’ye yetişemiyorlar. Çünkü Sahâbelerin sohbeti, nübüvvet-i Ahmediye (asm) nûruyla, yani Nebî olarak onunla sohbet ediyorlar. Evliyâlar ise, vefât-ı Nebevîden sonra Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı görmeleri, velâyet-i Ahmediye (asm) nûruyla sohbettir. Demek Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın onların nazarlarına temessül ve tezâhür etmesi, velâyet-i Ahmediye (asm) cihetindedir. Nübüvvet i‘tibâriyle değildir.20
Sahâbeler, ekseriyet-i mutlaka i‘tibâriyle kemâlât-ı insaniyenin en a‘lâ derecesindedirler.21
Kırk dakikada bir Sahâbe’nin kazandığı fazîlete ve makama, kırk günde, hatta kırk senede başkası ancak yetişebilir.22
Hz. Vahşî de sahâbî olduğu için “Hazret”, “radıyallahu anh” gibi hürmet ifadeleriyle anılmalıdır. Onun Uhud’daki fiili küfür hâlinde gerçekleşmiş olup, İslam’a girdikten sonra tüm günahları affedilmiştir. Bu sebeple Müslüman olduktan sonraki şahsiyeti itibarıyla sahâbîlik hürmetine tam olarak layıktır. Bu çerçevede “Biz onun tırnağı bile olamayız” gibi ifadeler, sahâbîlik makamının büyüklüğünü anlatmak için kullanılır ve Hz. Vahşî hakkında da söylenebilir. Zira sahâbî olmak, imanla Resûlullah’ı görmüş ve onunla aynı çağda yaşamış olmanın getirdiği benzersiz bir fazilettir.
Bazı siyer ve vaaz kitaplarında Hz. Vahşî’nin rüyasında Resûlullah’ı (s.a.v.) gördüğü ve affedildiğini işittiği şeklinde rivayetlere yer verilmektedir. Ancak bu rivayetleri sahih hadis külliyatında kaynağıyla bulamadık. Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel ve sünen literatüründe senedli olarak böyle bir bilgi bulunmamaktadır. En fazla “bazı eserlerde zikredilmiştir” şeklinde ihtiyat kaydıyla ifade edilebilir.
İbn Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, IV, 44.
İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, 2/72; İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 1/477; Ebû Bekr Ahmed b. Amr b. İbn Ebî Âsım ed-Dahhâk eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, thk. Bâsim Faysal Ahmed el-Cevâbire (Riyâd: Dâru’r-Râye, 1411/1911), 1/360
Furkān Suresi 25/71
Nisâ Suresi 4/116
Zümer Suresi 39/53
İbn Asâkir, LXII, 413
Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye.
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 25/482 (No. 16077); Buhârî, “Megâzî”, 24 (No. 4702); İbn Ebî Âsım, elÂhâd ve’l-mesânî, 1/360; Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyn Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve (Beyrut: Dâru’lKütübi’l-İlmiyye, 1405), 3/242.
Vâkıdî, Kitâbü’l-megâzî, 2/863; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, 2/72; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, 5/409.
Muhammed b. Ömer b. Vâkıd el-Vâkıdî, Kitâbü’r-ridde maa nebze min fütûhi’l-Irâk, thk. Yahyâ el-Cebûrî (Beyrut: Dâru’l-Garbi‘l-İslâmî, 1410/1990), 1/136.
Vâkıdî, Kitâbü’r-ridde, 1/36; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, 2/73; İbn Ebî Âsım, el-Âhâd ve’l-mesânî, 1/360; İbn Abdilber, el-İstîâb, 4/1565.
İbn Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, I, 10.
İbn Sa‘d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, IV, 44.
Tevbe; 100/9
Buhârî, Fedâilü Ashabi'n-Nebî, 1; Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 210-215
Buharî, Şehâdât 9, Fezâilu'l-Ashâb 1, Rikak 7, Eymân 27; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe, 214; Tirmizî, Fiten 45, (2222), Şehâdât 4, (2303); Ebu Dâvud, Sünnet 10, (4657); Nesâî, Eymân 29,
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.159
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.163
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.163
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.163
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.164
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.165

