Diğer Peygamberler

18.03.2026

25

Peygamberlere Verilen Mucizevî Hususiyetler Bir Ayrıcalık mı, Yoksa Ağır Bir Mesuliyet mi?

Kur’an’da Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem ve Hz. İsa üzerinden anlatılan 'seçilmiş soy' (Âl-i İmrân) ve 'beşikte konuşma' gibi doğuştan gelen mucizevi lütuflar, fırsat eşitliği ve ilahi adaletle nasıl bağdaştırılabilir? Bir kişinin belirli bir soya mensup olduğu için 'hayırlı' kılınması veya Hz. İsa’nın bebekken peygamberlik vasfı taşıması, çaba-ödül dengesini ve sıradan insanın sınavıyla kıyaslandığında bir tür ontolojik avantaj ya da pozitif ayrımcılık oluşturur mu?

24.03.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Soruda bahsettiğiniz ayetler şöyle geçmektedir:

Muhakkak ki Allah, Âdem'i, Nûh'u ve İbrâhîm hânedânı ile Âl-i İmrân'ı (İmran kızı Meryem ve Îsâ'yı) birbirinden gelen bir zürriyet olarak âlemler üzerine seçkin kıldı.1

Bir zaman da melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem! Şübhesiz ki Allah, seni seçti, seni temiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına seçkin kıldı.2

(Allah şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriyyâ! Şübhesiz biz, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahyâ'dır; daha önce ona hiç (kimseyi) adaş yapmadık.3

“Ey Yahyâ! Kitâb'ı (Tevrât'ı) kuvvetle (sabırla) tut!” (buyurduk). Ve daha çocuk iken ona hikmet (peygamberlik ve Tevrât'ı anlama kabiliyeti) verdik.4

(Îsâ, henüz doğmuş bir bebek iken) şöyle dedi: “Şübhesiz ki ben, Allah'ın kuluyum; (O) bana Kitâb'ı verdi ve beni peygamber yaptı!”5

Kur’an’da peygamberler üzerinden anlatılan ve doğuştan gelen mucizevi özellikler ilk bakışta İlâhî adalet açısından bir ayrıcalık gibi görünebilir. Ancak İslam düşüncesine göre mesele, kişinin kendisine verilen imkânı ve durumu nasıl kullandığıdır. Peygamberlik vazifesi, kulun kesbiyle (çalışmasıyla) kazanılan bir makam değil; tamamen vehbî (Allah’ın bir ihsanı) olan bir memuriyettir. Allah, mülkün yegâne sahibi olarak, ezeli hikmetiyle her varlığa fıtratına uygun bir istidat tayin eder. Peygamberlerin mucizevi doğuşları veya çocuk yaştaki ilimleri, onlara tanınan bir ayrıcalık değil; omuzlarına yüklenecek olan büyük mesuliyetin birer donanımıdır. Bu durum, adaletin "eşitlik" değil, "hakkaniyet" ve "hikmet" üzere tecelli etmesidir. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Azîmüşşan'da şöyle buyuruyor:

Kimseye kıl kadar haksızlık yapılmaz.6

Ayrıca "seçilmiş soy" meselesi, doğrudan bir üstünlük değil, bir görev ve sorumluluk ifadesidir. Nitekim bu tür ailelerden gelen kişiler, sıradan insanlardan daha ağır bir yük taşırlar. Mesela bir peygamber ailesinde doğmak, otomatik olarak kurtuluş garantisi değildir. Aksine daha büyük bir imtihan anlamına gelir.

Hz. İsa’nın (as) beşikte konuşması gibi mucizeler ise onun şahsi çabasıyla elde ettiği bir şey değil, doğrudan Allah’ın onu özel bir görev için hazırlamasıdır. Çünkü o, çok zor bir toplumda, çok ağır ithamlar altında hakikati temsil edecek bir peygamber olarak gönderilmiştir. Böyle olağanüstü bir görev için ona mucizeyle destek verilmesi adaletin zedelenmesi değil, bilakis hikmetin gereğidir. Bu durum, bir devlet başkanının çok kritik bir göreve getireceği kişiye özel eğitim vermesi, ona bazı ayrıcalıklar tanıması gibidir. Bu ayrıcalık, o kişinin keyfi bir üstünlüğü için değil, üstleneceği görevin ağırlığı içindir.

Ayrıca peygamberler mucizeye sahip olabilirler fakat aynı zamanda daha ağır sorumluluk altındadırlar, daha büyük sıkıntılar yaşarlar ve en küçük hataları bile daha ciddi sonuçlar doğurur. Bu bağlamda aslında İlâhî adalet dengesi korunmuş olur. İmkân arttıkça sorumluluk da artar. Bu da İlâhî adaletin bir gereğidir. Nitekim Kur'an'da Hz. Peygambere (sav) şöyle uyarılar gelmektedir:

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.7

Yüzünü ekşitti ve sırtını döndü, Yanına o âmâ geldi diye. Nereden biliyorsun, belki o senden öğrenecekleriyle temizlenip arınacaktı? Yahut düşünüp öğüt alacaktı da, bu öğüt ona fayda verecekti? Fakat kendisini ihtiyaçsız görüp seni dinlemeye tenezzül etmeyene gelince, Belki müslüman olur diye sen ona yöneliyorsun. Halbuki onun İslâm’a girip arınmamasından dolayı sana bir sorumluluk yoktur. Öte yandan, sana büyük bir istekle koşarak gelen, Üstelik Allah’a karşı saygı ve korkuyla dopdolu olarak gelmişken, Sen ona gereken alakayı göstermiyorsun!8

Mesela Hz. Peygamber (sav) tebliğ bekleyen a'ma (kör) bir sahabeye sergilemiş olduğu hafif bir tavır yüzünden bile Allah tarafından uyarılabiliyor. Bu durum diğer Müslümanlar için geçerli değilken Hz. Peygamber (sav) böyle hassas ve ağır bir imtihan içinde olabiliyor.

Evet, İslam’a göre hayat, herkesin kendi şartlarıyla sınandığı bir imtihan alanıdır. Peygamberlere verilen özel lütuflar bir ayrımcılık değil, özel bir görev için yapılan hazırlıktır. Sıradan insan ise kendi imkânları içinde değerlendirileceği için, kimse başkasının imkânı üzerinden değil, kendi niyeti, çabası ve tercihleri üzerinden hesaba çekilecektir. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, İlâhî adalet ile bu özel durumlar arasında bir çelişki değil, aksine tam bir denge olduğu görülür.

Aynı zamanda nübüvvet/peygamberlik mesleği sadece şahsi bir kulluk değil, aynı zamanda bütün bir ümmetin hesabını omuzunda taşıma davasıdır. Bu davanın ahiretteki dehşetli mahiyetini Cenab-ı Hak Nisa Suresi'nde şöyle beyan etmektedir;

Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!9

Sonuç olarak; Allah Teâlâ, ezelî ilmiyle kimin nasıl kulluk yapacağını ve ne derece sadakat göstereceğini bildiği için ihsanını da o liyakate göre takdir etmiştir. Bu noktada sadece ilahi ikramlara değil, peygamberlerin tabi tutulduğu ağır imtihanlara da bakmak gerekir. Hz. Yunus’un balığın karnındaki yalnızlığını, Hz. Eyyub’un (as) sabır sınırlarını zorlayan hastalığını ve Hz. Yusuf’un (as) kuyu ile zindan arasındaki çilelerini düşünelim. Bütün bunlar zihne getirildiğinde, bu makamın sadece bir "imtiyaz" değil ayrıca büyük bir "imtihan" olduğu açıkça görülecektir. Peygamberlik vazifesi her anı büyük bir sorumlulukla örülmüş "ateşten bir gömlek" hükmündedir.

Kaynakçalar
  1. Âl-i İmrân, 3/33.

  2. Âl-i İmrân, 3/42.

  3. Meryem, 19/7.

  4. Meryem, 19/12.

  5. Meryem, 19/30.

  6. Nisa, 4/49.

  7. Hakka, 69/44-46.

  8. Abese, 80/1-10.

  9. Nisa, 4/41.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız