Gerçek helallik, dilde söylenen bir söz ve temenniden ibaret değil; hakkın iadesi, zararın telafisi, pişmanlık ve samimi rıza ile tamam olan bir helalleşmedir.
Kul hakkı; mal, can, haysiyet, emek ve kalp kırılması gibi sahalara taalluk eder. Böyle bir hak ihlalinde yalnız “Hakkını helal et” demek her zaman kafi olmaz. Eğer alınmış bir mal varsa iade edilir; verilmiş bir zarar varsa mümkünse giderilir; gıybet, iftira, tahkir ve kırgınlık varsa tevbe edilir, özür dilenir ve hak sahibinin gönlü alınmaya çalışılır. Hak sahibi gerçekten razı olursa helalleşme tahakkuk eder. Fakat ortada devam eden bir gasp, ödenmemiş bir borç veya telafi edilmemiş bir zarar varken kuru sözle helallik tamam olmaz.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa, kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.1
Bu ölçü gösteriyor ki, hak ihlali varsa vakit geçirmeden helalleşmek gerekir. Ahirette kul hakkı sevaplarla ödenir; sevap yetmezse mazlumun günahları zalime yüklenir. Bir başka hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab: Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir." buyurdular.2
Hakkı yenen tarafın da doğrulukla hareket etmesi gerekir. Gerçekten helal ediyorsa bunu kalben ve samimiyetle yapmalıdır. Razı olmadığı halde sırf âdet olsun diye “Helal olsun” demesi doğru değildir. Çünkü helallik bir hak tasarrufudur; yalan ve gösterişle değil, gerçek rıza ile olur. Bununla beraber affetmek fazilettir. Kur'an-ı Kerim affı, ıslahı ve sulhu şöyle teşvik eder:
... Artık kim affeder ve ıslah eder (arayı düzeltir)se, işte onun mükafatı Allah'a aiddir. Muhakkak ki O, zalimleri sevmez.”3
Gerçek helalleşmenin usulü kısaca şöyledir: Haksızlık yapan taraf kusurunu kabul eder ve samimi tevbe eder. Gasbedilen mal, para veya eşya varsa aynen iade eder; yoksa bedelini öder. Manevi bir zarar verdiyse özür diler, gönül alır, fitneyi büyütmeden zararı telafi etmeye çalışır. Hak sahibi gerçekten razı olursa helallik tamam olur. Hak sahibi bulunamıyorsa veya vefat etmişse, hak mümkün mertebe varislerine ödenir; bu da mümkün olmazsa onun namına hayır yapılıp ayrıca çokça tevbe ve istiğfar edilir.
Buhari, Mezalim 10, Rikak 481
Müslim, Birr: 59; Tirmizi, Kıyamet: 2
Şura 26/40

