Allah’ın isim ve sıfatları ile mahlûk olan lafızlar arasındaki irtibat meselesi kelâm konularının en önemli meselelerindendir. Bu konu elbette geniş bir cevap ister, fakat biz konuyu ehl-i sünnet itikadı çerçevesinde kısaca cevaplamaya çalışacağız.
Öncelikle Allah’ın isim ve sıfatları ezelîdir, mahlûk değildir. Fakat bu isimlerin Arapça lafızları, telaffuzları, harfleri ve sesleri mahlûktur/yaratılmıştır.
Ehli Sünnet’in temel kaidesi şudur: Allah’ın zatı, sıfatları ve isimlerinin hakikatleri ezelîdir; bu hakikatlere işaret eden lafızlar, harfler ve sesler ise mahlûktur. Mesela: “Rahmân” isminin hakikati ezelîdir. “رَحْمٰن” lafzı, ses ve harf olarak mahlûktur. Bizim zihnimizde oluşan anlam da mahlûktur. Özetle; ezeli olan manadır, mahluk olan/yaratılmış olan ise lafız ve onunla beraber olan anlamdır.
Arapça ile Esmâ-i Hüsnâ arasındaki irtibat nasıl anlaşılmalıdır? Diller mahlûk iken, Allah’ın isimleri nasıl Arapça lafızlarla ifade edilir?
Arapça, Esmâ-i Hüsnâ’nın yani Allah'ın güzel isimlerinin mahiyeti değil; onların insanların anlayışlarına tercüme edilmiş halidir. Yani Allah “Rahîm”dir; bu hakikat ezelîdir. Biz buna Arapça’da “Rahîm” deriz. Türkçe’de “Merhamet Eden” deriz. Başka dillerde başka lafızlar kullanırız. Ama hakikat değişmez, sadece ifade tarzı ve kelimler değişir.
Buradan şu hakikat anlaşılır: Diller, ilahî isimlerin kaynağı değil; onların beşer aklına bakan tercümanıdır. Bu sebeple Arapça dili, Allah'ın isimlerinin mahiyetini belirlemez; fakat onları en mükemmel şekilde tercüme eden vahyin nazil olduğu dildir.
Kur’ân'ın Mahluk Olmaması Meselesi
Kelâm-ı Ezeli olan Kur'an, Allah’ın zatıyla kaim olan kelâm sıfatıdır. Harf, ses, zaman, dil ve mekândan münezzehtir. Bu, ezelîdir ve mahlûk değildir. Harflerle yazılması, sesle okunması, mushaflarda yer alması bunların tamamı mahlûktur; çünkü bunlar zaman, mekân ve maddeye bağlıdır. Bu lafızlar ezeli kelâmın aynısı değil; ona delalet eden tercümanlarıdır.
Aynı kaideler Esmâ-i Hüsnâ için de geçerlidir. Nasıl ki, Kur’ân’ın harfleri mahlûk, manası ezelî ise, aynı şekilde: “Rahman”, “Hakîm”, “Vedûd” lafızları mahlûk, ama bu isimlerin delalet ettiği ilahî hakikatler ezelîdir ve mahluk değildir. Yani Arapça, İlâhî isimleri var eden değil, onları beşer idrakine yani insanların kolay anlamalarına vesile olan bir dil olmuş olur. Bu ünvanların Arapça libaslara girmesi, onların mahiyetinden değil; beşer idrakine tenezzülünden ileri gelmektedir.

