Soru

Halk'ul-Kuran

Kuranın delalet ettiği mana kelam-ı kadimdir. Delalet ettiği mana ne demektir. Hangi mana kast ediliyor. Mesela ben Kuran okuyorum. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsusdur ayetini okudum. Bu ayeti okuyunca aklımda oluşan mana mı kelamı kadimdir. Bu ayetin kelam-ı kadimi nedir/nasıldır, neresidir. Kuran kelamullahim tecellisidir. Bu tecellide mahluk olmayan kısım neresidir. Bu tabirle ne kast edilmek isteniyor. Kuran ı kerim gibi mahluk olmayan başka bir şey var mıdır?

Tarih: 12.01.2021 18:15:17
Okunma: 219

Cevap

Allah(c.c) ezeli ve ebedidir tek bir kelam ile konuşucudur. Bu kelam onun zatı ile kaim olup ondan ne ayrı bulunur ne de zail olur. Allah’ın(c.c) kelam sıfatı harflerden ve seslerden müteşekkil olmadığı gibi onun parçaları da değildir. Bilinmelidir ki Allah’ın sıfatları sonradan vücut bulmamıştır. Yok olan arazlar cinsinden değildir (yani ıslaklık, kuruluk, renklilik, büyüklük küçüklük gibi madde de sonradan hasıl olan mevcut durumlar. Maddeye şeklini ve halini veren bu durumlar sonradan var olduğu için yok olması da mümkündür.) Bu sıfatlar hiçbir cihette yaratılmışlarınkine benzemez. Hayy (daima diri olan), semi (işiten), basir (gören), kadir (gücü her şeye yeten), mürid (istediğini dileyen)mütekellim (söyleyen konuşan) gibi sonsuz kemal sıfatlarına sahiptir.  Bazı ehli dalalet mezheplere göre ise Allah’ın KELAM, İRADE ve FİİLİ sıfatları Allah’ın zatı ile kaim olmayıp sonradan oluşmuştur demişlerdir. (Kitab’ut Tevhid 71)

 

Mutezile Allah’ın(c.c) ezelde konuşucu (mütekellim)olmadığını ancak sonradan konuşucu ve Allah’ın kelamının harflerden ve seslerden müteşekkil olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca Allah’ın sonradan konuşucu olduğunu söylemek haşa onun zatında ilminde bir değişiklik ve Allah’a zaman izafe etmek (yani onun zatında haşa öncelik ve sonralık gibi mahlukata ait vasıflar) olduğunu ileri sürmek olur ki bu ilahlık vasıflarına aykırıdır. Hak yolun yolcusu olan Ehl-i sünnete göre ise Allah (c.c) ezelden beri mütekellim olduğunu ispat etmişlerdir.

Ehli sünnet ilahı kelamı ikiye ayırmışlardır.

  1. Kelam-ı nefsi: kelamın özelliği mahiyeti Allah’ın zatı ile kaim olan bir manadır ki (mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde mütekellimdir) bu mana yaratılan  harfler ve sesler ile ifade edilir. Yani ezeli ve ebedi olan ve mahiyetini bilmediğimiz bu ilahi kelam harfler sesler ve şekiller ile yaratılmış yani tecelli etmiştir. Biz nasıl ki kudretin tecellisi olarak dağları taşları görüyorsak kelam sıfatının tecellisi olarak da harfleri sesleri ve şekilleri görmekte ve duymaktayız. Dikkat edilmelidir ki bu sesleri ve harfleri yaratan yine Allah’tır yani Allah’ın kelamıdır. Buna da kelam-ı lafzi denilmektedir.
  2. Kelam-ı lafzi: Bu ise Allah’ın zatı ile kaim olan kelam-ı nefsinin (mütekellim sıfatı) yeryüzünde tecelli etmesidir. Tecelli eden bu harflere seslere şekillere kelam-ı lafzi denir ki Allah bunu yaratmıştır. Bu yaratılan harflerin yine Allah’ın kelamının bir tecellisi olduğu unutulmamalıdır. Fakat yaratılmış bu harfler yine Allah’a aittir herhangi bir varlığın veya mahlukun en küçük bir etkisi müdahelesi ve tesiri asla olamaz. Nasıl ki insanlar yoktan hiçbir şey yaratamaz (ağaç, taş, tohum, atom, elektron) aynen öyle de hiç kimse Allah’ın kelamına müdahale edemez. Yani kelam-ı nefsinin kelam-ı lafzi olarak tecelli edişinde Allah’ın dışında harici hiçbir müdahalenin oluşu mümkün değildir. Yani Allah’ın kelamı (vahiyler) mushaflarda yazılmış, dillerle okunmuş ve ezberlenmiştir. Fakat haşa bunlara hulul etmemiştir (yani haşa harflerin içine girmemiş).

 

Bu meselede şu hususa da dikkat edilmelidir. Kur’an derken aslında Allah’ın ezeli ve kadim olan kelamı yani mütekellim olduğu kastedilir. Bu Kur’an kavramı aslında Allah’ın kelam sıfatının varlığını ve mütekellim sıfatını haiz olduğunu ifade eder. Yani ezeli ve ebedi olan bir sıfatı ayrıca Kur’an ifadesi ile nitelenmiş olur. Bir de Kur’an kelimesi ile aynı zamanda şu anda elimiz de bulunan, sayfaları, yazıları, harfleri ve sesleri olan Mushaf-ı Şerif kastedilir. Bazı kitaplarda “Kur’an mahluk mudur değil midir” sorusuna cevap verilirken bu ayrıma dikkat edilmediği için cevaplarda karışıklar meydana gelmektedir. Yani kelam-ı nefsi dediğimiz Kur’an ezeli bir sıfat ve mahluk değilken; harflerden ve seslerden meydana gelen (yine Allah’ın yarattığı kelam yani Mushaf-Kur’an)ise yaratılmıştır yani mahluktur.

 

Kitaplarda geçen “Kur’an mahluktur” ifadesine rast geldiğimiz de ilk önce Kur’an kelimesi ile ne kastedildiğini anlamamız gerekecektir. Kur’an ifadesi ile hem Allah’ın ezeli bir sıfatı kastedildiği gibi hem de harflere ve şekillere bürünerek yaratılan, tecelli eden elimizdeki Mushaf içinde  kastedilmektedir. Bu ayrıma son derce dikkat etmeliyiz?

 

Elimizdeki Mushaf’ın yani Kur’an’ın “Allah kelamı” olduğunu söylemek de bazen yanlışlıkla Kur’an’ın mahluk olmadığı sonucuna götürmektedir. Evet Kur’an-Mushaf Allah(c.c) kelamıdır fakat “Allah(c.c) kelamı” olması onun yaratılmadığını (elimizdeki Mushaf, Kur’an) göstermez. Burada “Allah kelamı” ile kastedilen manaya göre hareket edilir. Ezeli olan Allah’ın zatı ile kaim olan Kur’an ifadesi ile yazılı harfleri olan Kur’an(Mushaf) ifadesi karıştırılmamalıdır.

 

 “Kur’an(?) Allah (c.c) kelamıdır, mahluk değildir. Mutezilenin ise Kur’an(?) mahluktur ifadeleri karıştırılmamalıdır. İşte bu cümledeki Kur’an Allah’ın nefsinde bulunan ezeli olan zatında kaim olan kelam-ı nefsi kastedilmektedir. Yoksa elimizdeki yazılı olan Kur’an veya Mushaf kastedilmiyor. Tenzil olmamış tecelli etmemiş ilahi ve ezeli olan kelam-ı ilahi Kur’an ezelidir, mahluk değildir. Ahmed bin Hanbel “Kur’an Allah’ın (c.c) ilmindendir. Allah’ın ilmi ise mahluk değildir” buyurmuştur. (Makalat 180 E. Sıfil çev.)

 

Mesela Allah’ın ezeli kudreti ile yarattığı bir ağaç ile kudreti arasındaki ilişki ne ise, ezeli kelamı olan Kur’an (mahiyetini bilmiyoruz) ile elimizde mevcut bulunan harflerden meydana gelmiş, yaratılmış olan Mushaf yani Kur’an arasındaki ilişki de aynıdır. Burada bir tenezzülat-ı ilahi dediğimiz ezeli olan kelamın yine onun iradesi ile vücut bulması görülmektedir.

 

Zira “bismillah” derken biliyoruz ki bu kelime harflerden ve bu harfler de bir sıralama ile meydana gelir. İnsanlar bu kelimeyi telaffuz ederken sıra ile söyler. Hâlbuki ki Allah’ın sıra ile tedrici bir vaziyette konuştuğunu ileri sürmek cehalettir. Çünkü bu ifade yaratılmıştır tıpkı bir insan ve ağaç gibi. Allah harf ve sesler ile konuşmaz. Allah (c.c) konuşur fakat bizim gibi konuşmaz ve biz bu konuşmanın da mahiyetini bilmemekteyiz. Fakat tecellilerini vahiy olarak görmekteyiz. Harfler mahluk fakat Allah’ın kelamı ise mahluk değildir. Bu ezeli kelam ise vahiy olarak tecelli etmiştir. Allah’ın, mahiyetini bilmediğimiz ezeli ve ilahi kelamı vahiy şeklinde tenezzül ederek Levh-i mahfuz’da yazılmış yani yaratılmıştır. Bu ezeli ve ilahi kelamın yani Kur’an’ın harfler ve şekillerle yine Kur’an olarak yaratılarak Cebrail as ve peygamber efendimize vah yedilmiştir. Bu harflerden ve şekillerden ibaret Kur’an aynı ile ne Cebrail (as)ın ne de Peygamber Efendimizin(sav)hiçbir müdahelesi ve katkısı yoktur. Ezeli kelam Allah’a ait olup mahluk olmadığı gibi yarattığı Kur’an’ın harfleri de mahluk olup ona aittir. İşte Cebrail ve Peygamber Efendimize(sav) indirilen Kur’an bu işte Kur’an’dır.

 

 

 


Yorum Yap

Yorumlar