Sorunuzda bahsi geçen yer şu şekilde geçmektedir:
Belki bütün mahlûkat, onun duasına iştirak ederek, ‘Evet, ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz dahi onun istediğini istiyoruz’ diyorlar.1
Buradaki “bekâ istemek” de insanın cenneti istemesi gibi bilinçli bir talep şeklinde anlaşılmamalıdır.
Burada “mahlûkatın/varlıkların Peygamber Efendimiz’in (asm) duasına iştiraki” denince, onların insanlar gibi düşünüp cümle kurarak dua etmeleri kastedilmez. Kastedilen, yaratılışları ve hâlleriyle o duayı desteklemeleridir.
Çünkü her varlık Allah’ın verdiği bir vazife ile yaratılmıştır. Bir çiçek açar, güzel bir koku verir, sonra solar. Bir ağaç büyür, meyve verir, ardından yeni tohumlar bırakır. Dıştan bakıldığında geçici görünür; fakat arkasında bir sonuç ve devam bırakır. Bu da onların tamamen yok olup gitmek için değil, kalıcı neticeler vermek için yaratıldığını gösterir.
Bitkileri bu açıdan daha kolay anlayabiliriz. Küçücük bir tohum toprağa girer, filiz olur, ağaç olur, meyve verir ve birçok yeni tohum bırakır. Demek ki o tohumun hayatı, kısa bir süre görünüp kaybolmaktan ibaret değildir. Ortada bir devam, bir iz ve bir sonuç vardır. Bu da bitkilerin, yaratılışları itibarıyla sürekliliğe işaret ettiğini gösterir. Yani bunu sözle değil, var oluş biçimleriyle anlatırlar.
Buradaki “bekâ istemek” de insanın cenneti istemesi gibi şuurlu bir talep değildir. Bitkilerde akıl ve bilinçli tercih yoktur. Fakat Allah onları öyle bir yaratılışla yaratmıştır ki, hepsi varlıklarının boşa gitmemesine, bir sonuç vermesine ve vazifelerinin devam etmesine yönelmiştir. Meyve vermeleri, tohum bırakmaları ve türlerini devam ettirmeleri bunun bir işaretidir.
Peygamber Efendimiz’in (asm) duası da sadece kendi şahsına ait bir dua değildir. O dua, bütün kâinatın mânâsını, varlıkların yaratılış gayesini ve hiçbir şeyin boşa gitmemesini içine alan büyük bir duadır. Bu sebeple onun istediği şeylerde sadece insanların değil, bütün varlıkların da payı vardır. Bu yüzden bitkiler ve hayvanlar da kendi hâlleriyle o duaya sanki “Evet, biz de bunu istiyoruz” demiş olurlar.
Kısacası, bütün varlıkların Peygamber Efendimiz’in (asm) duasına katılması, konuşarak değil; yaratılışları, vazifeleri ve ortaya koydukları sonuçlarla o duaya âmin demeleri şeklinde anlaşılmalıdır. Çünkü onların hayatı da gösteriyor ki, bu âlemde hiçbir şey yalnız gelip geçmek için yaratılmamıştır; her şey daha kalıcı bir mânâya, bir sonuca ve bir hikmete hizmet etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 207

