Sözlükte kanun, nesnelerin kendisiyle ölçüldüğü ölçü aletine denir. Terim olarak ise herkesi bağlayıcı hükümler anlamında kullanılır. Tabiat kanunları, iki varlık veya iki olay arasında görülen sabit bir nispettir. Bu kanunlar değişmez; ancak mümkün olup zaruri değildir. Bediüzzaman Hazretleri’ne göre kanun, ilim, irade ve emrin türlere olan tecellisidir; yani kanun, emirdendir.
Bediüzzaman Hazretleri, kanunların itibari emirler ve vehmi düsturlar olduğunu, dolayısıyla hariçte bir vücutlarının bulunmadığını ifade eder. Ona göre kanun, bir kural olmaktan öteye geçmemeli ve tabii olarak kabul edilmemelidir. Kanunun zihni varlığından öteye geçerek harici bir vücudu olduğu sanılmamalı; itibari olduğu fark edilerek bir hakikat olduğu zannedilmemelidir. Kanunun yalnızca bir âlet olduğunu bilip müessir/tesir sahibi olmadığının şuurunda olmak gerekir.
Dolayısıyla kudretin kanunlara taalluku söz konusu değildir. Kudret, kâinattaki kanunlara değil, doğrudan doğruya eşyaya ve hadiselere taalluk eder. Kanun ise kudretin bizzat yaptığı bir iş değil, o icraatın intizamlı ve muntazam surette görünmesinden çıkan itibari bir isimdir. Yani kanun, harici vücudu olan müstakil bir fail değildir; kudret-i İlahiyyenin âdetullah tarzında cereyan eden tasarrufunu tarif eder.
Bu sebeple “kanun yapıyor” denilmez; hakikatte yapan kudrettir. Kanun ise yapılan işlerdeki düzenin unvanıdır.

