İnsan, dünyaya Allah'ı tanımak, O'na iman etmek ve ebedî saadeti kazanmak için gönderilmiştir. Dolayısıyla insanın en büyük meselesi imandır. "Ben önce kendi imanımı kurtarmalıyım." düşüncesi dinen yanlış değildir. Bilakis sağlam bir temel olmadan başkalarına faydalı olmak da çoğu zaman mümkün olmaz. İnsan, yaratılışı gereği önce kendisini düşünür. Aç kalınca önce kendi karnını doyurur, hastalanınca önce kendi tedavisini arar. Bu durum fıtrîdir. Fakat iman, insanı yalnız kendi menfaatini düşünen bir varlık olmaktan çıkarır; onu başkalarının ebedî saadetini de dert edinen bir kul hâline getirir. Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun."1
İnsanlığın içinde örnek alınacak en önemli rehberler peygamberlerdir. Sizin ikinci grup dediğiniz ahlaka sahip olmak elbette en ideal ve en güzel olandır. Peygamberlerin hayatına baktığımızda insanlığın hidayeti uğrunda ömürlerini tüketmiş olduklarını görürüz. Allah'ın en sevgili kulları onlar olduğuna göre, Allah'ın en razı olduğu hareket tarzı da onlar gibi hareket etmektir denilebilir.
Peygamber Efendimiz'in (sav) hayatına bakacak olursak sorumuzun cevabını bulabiliriz. Kur'ân-ı Kerîm, Resûlullah'ın (sav) ümmetine olan merhametini şu ifadelerle anlatmaktadır:
Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin."2
Ayrıca ümmeti Muhammed (sav) içinde Kur'an'ın ifadeleri çok nettir. Bir ayet şöyledir:
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz."3
Başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyrulmaktadır:
İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.4
Burada Allah Teâlâ, ümmet içinde böyle bir topluluğun bulunmasını emir sigasıyla istemektedir. Demek ki başkalarının hidayeti için çalışmak, İslam toplumunun asli vazifelerindendir.
"Ben sadece kendi imanımı kurtarayım, başkalarının durumu beni ilgilendirmez." anlayışı, kişiyi dinden çıkarmaz. Ancak Kur'ân'ın "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz." diye övdüğü ümmet anlayışını da temsil etmez. Zira hayırlı ümmet olmanın alameti, iyiliği başkalarına ulaştırmak ve insanların hidayeti için gayret göstermektir. Hayber günü Resûlullah (sav), Hz. Ali'ye (ra) şöyle buyurdu:
Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır”5
Bediüzzaman Hazretleri bu hadis-i şerifi eserinde alıp şöyle ifade ediyor:
Bir tek adamın îmânını kurtarmak, sahrâ dolusu kırmızı koyundan daha hayırlı olduğunu hadîs müjde veriyor .6
Netice olarak Peygamber Efendimiz (sav), bir insanın imanına vesile olmayı dünyanın en büyük servetinden üstün görüyor. Onun için önce kendi imanımızı kuvvetlendirmek, ardından başkalarının imanını kurtarmak için çaba ve gayret göstermek gerekir. Risale i Nur'da bu konu genişce anlatılmaktadır. Misalen Bediüzzaman Hazretleri kişinin kendi imanını kurtarması için şöyle bir ifade kullanmaktadır:
Böyle pek ağır şerâit altında îmân kurtarmak hizmeti, her şeyin fevkindedir .7
Diğer bir risalede ise talebelerine başkalarının iman kurtarmak noktasında şöyle demektedir:
Evet efendiler ; Gerçi Risâle-i Nûr, sırf âhirete bakar. Gāyesi rızâ-yı İlâhîdir ve îmânı kurtarmaktır. Ve şâkirdleri ise , kendilerini ve vatandaşlarını i‘dâm-ı ebedîden ve ebedî haps-i münferidden kurtarmaya çalışmaktır.8
Bir başka yerde şu önemli hatırlatma yapılır:
Her şâkirdin vazîfesi, yalnız kendi îmânını kurtarmak değil, belki başkasının îmânlarını da muhâfaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddî devam ile olur.9
Tahrîm, 66/6.
Şuarâ, 26/3.
Âl-i İmrân, 3/110.
Âl-i İmrân, 3/104.
Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Müslim, Fezâliü’s-sahâbe 34; Sahih-i Buharî ve Tercümesi, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer/152, Ötüken Neşriyat, 1stanbul 1987, c. 6, s. 2758.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 261.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 374.
Bediüzzaman Said Nursi, Siracü’n-Nur, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 244.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, s. 258.

